Birden bire ortaya çıkmadığından ani olmadığı, diğer taraftan birikimlerin tolere edilmişliği ile “bıçak kemiğe dayanmışlığı”na( şartların olgunlaşması) dek beklendiği bir sürecin belli belirsiz hikayesidir.
Savaşların aslında görünenler ile sınırlı olmadığı gerçeği ile bir kez daha yüzleşiliyor.
Bombalar, enkaza dönen şehirler ve hayatlarını kaybedenler. Asıl mücadele kapalı kapılar ardında, dosyalarla, şantajlarla ve güç dengeleriyle sürüyor..
Trump her “hayır” dediğinde, kamuoyuna yeni bilgiler sızdırıldı, siyasi alan daraltıldı.
Sonunda ise geri adım kaçınılmaz hale geldi.
28 Şubat’ta başlayan savaşta Washington ve Tel Aviv için bir “hızlı zafer” senaryosuna uygundu. İran’ın dini lideri Ali Hamaney, Tahran’daki saldırıda 40 üst düzey komutanla birlikte hayatını kaybetti. İran hızlı refleks gösterdi. Yerine Mücteba Hamaney geçti.
Ölen komutanların yerleri saatler içinde dolduruldu.
37 günü geride bırakan savaş, ironik bir şekilde İran’dan çok ABD’yi ve müttefiklerini etkiliyor.
Petrol fiyatları uçuyor, küresel tedarik zincirleri kırılıyor, Avrupa ekonomisi sarsılıyor, Asya piyasaları dalgalanıyor.
Son gelişmeler bir anlamda savaşın yönünü dışarıdan içeriye çevirdi. İlk hamle İçişleri Bakanı Kristi Noem oldu. Ardından Adalet Bakanı Pam Bondi görevden alındı. Yerine getirilen isim ise dikkat çekiciydi. Trump’ın eski avukatı Todd Blanche.
Bu bir atama değil “Artık dosyaları ben kontrol ediyorum” mesajıydı.
Tasfiye dalgası bununla sınırlı kalmadı. ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George görevden alındı. Ardından David Hodne ve William Green sistem dışına itildi. Güç merkezleri yeniden dizayn ediliyordu.
Trump’ın yeni hedefindeki son liste de açığa çıktı:
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Çalışma Bakanı Lori DeRemer, FBI Direktörü Kash Patel..
İsrail ekseninde hareket ettiğini düşündüğü tüm isimler Trump’ın hedefinde.
Çünkü Trump savaşın sadece İran’la olmadığını, Washington’daki güç odaklarıyla da olduğunu biliyor. Bugün gelinen noktada İran savaşı Washington’ın kendi içinde verdiği bir iç savaşla beraber yürüyor.
Bu arada Beyaz Saray’ın NATO ilgili çıkışları uluslararası arenada pek karşılık bulmazken, Trump’ın, Nato ülkelerinin Hürmüz Boğazı konusunda herhangi bir girişimde bulunmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadığını ifade eden Sözcü Leavitt, “Hürmüz Boğazı’nın açılması en çok da Avrupa’ya ve NATO’daki müttefiklerimize büyük fayda sağlıyor ve Başkan onların bu konuda daha fazlasını yapmalarını istiyor”dedi. ABD’nin ihtiyaç duyulduğu her durumda NATO’nun yanında yer aldığını vurgulayan Leavitt, NATO ülkelerinin de Hürmüz Boğazı konusunda somut adımlar atması gerektiğini belirtti.
Fransız haber ajansı RFI’de, Türkiye ile ilgili dikkat çeken bir haber gündeme geldi. RFI, “Türkiye, NATO’da giderek güçleniyor. İttifak kapsamındaki ilk proje, Adana’da çok uluslu bir hızlı müdahale gücü kurulmasını içeriyor; bu birlik, bölgede herhangi bir kriz anında doğrudan müdahaleye hazır olacak. İkinci proje ise Karadeniz’in girişine yakın Boğaz kıyılarında bir deniz karargahı kurulmasını öngörüyor” ifadelerini kullandı.
Her iki projede de Türkiye, karar alma süreçlerinin patronu olacak. RFI’nin değerlendirmesine göre bu projeler Türkiye’nin NATO’daki askeri örgütlenmede artan etkisini ve ittifakın stratejik planlamasındaki belirleyici rolünü teyid ediyor. Türkiye artık sadece bir müttefik değil; NATO’nun kritik projelerinin doğrudan yönlendirdiği merkez ülkelerden biri haline geliyor. Tabi bu varsayımlar NATO’nun ne zaman, nerede, ne şekilde konumlandığı ile ilgili olacak.