Arena. Boğa güreşlerinin yapıldığı alan. Renk cümbüşünün, İspanyol müziğinin ve güllerin esir aldığı dairesel alan. Kanın akışının isterik bir zevkle seyredildiği, insanların kendilerinden geçerek ve adaletsizce bir dövüşün cezbesine kapılarak coştuğu delice bir ortam. Yarı delirtilmiş bir boğa arenanın ortasına salınır. Saldıracak yer arar. Kızgınlığının şiddeti gözlerinden, duruşundan, ön ayaklarıyla eşelenişinden, burnundan çıkan buharın kızgınlığından anlaşılan muhteşem bir hayvandır şimdi ortadaki. Halk çığlık çığlığa tribünlerde. Önce, bedeni yorganla koruma altına alınmış atlarıyla gelir insanoğlu. Elindeki mızrak gibi çubukları boğanın sırtına saplar ve kaçar. İlk kan akar, boğa daha da asabileşir. Sonra piyade işkenceciler gelir. Ellerinde süslü şişler, boğaya saplarlar ve etrafında dönerek, kırmızı pelerin sallayarak hangisine saldıracağını şaşırmış boğayı yorarlar. Beklerler ki kan kaybetsin. Nihayet binlerce çıldırmış İspanyol’un (ve acımasız turistin) haykırışı arasında esas oğlan gelir: EL MATADOR. Bedenine yapışmış rengârenk özel giysisi içinde, siyah özel serpuşu başında, bale dansçısı yürüyüşlü, kızıl pelerinli kahraman (!) arenaya girer, halkı selâmlar, şöyle bir salınır ve gözüne kestirdiği bir güzele serpuşunu fırlatır. Halkta bir ayaklanma daha. Boğa şimdilik seyretmektedir “Haydi koçum, bitir şu şımarıklığı da gel” der gibi. Dans başlar. Boğa defalarca saldırır önünde sallanan sinir törpüsü kızıl perdeye ve her defasında altından geçer gider… OOOOLEEEEE! Bu saçma sapan uyduruk döğüş dakikalarca sürer ve o an gelir. Kalleşlik anı, vicdansızlık anı adaletsizlik anı. Matador, elinde savurup durduğu kızıl pelerini atar. İçinde şimdiye kadar ustaca sakladığı kılıcı vardır. Gerilir, başını dikleştirir, enerjisi ve konsantrasyonu en üst düzeydedir. Boğa ise, kan kaybetmekten hâlsiz, yorgun, nefes nefese. Son bir gayretle insanoğlunun kışkırtmalarına kanar ve boynuzları ileri uzatılmış, başı eğik, son hamleyi yapar… Kılıç korkunçluğunu güneşte parlayarak saklamak ister ve heykel gibi dimdik ileri atılır sahibinin aliyle. Yarısına kadar hayvanın omuzları arasına saplanır… OOOLEEE! Bu defa vahşet alkışlanmaktadır.
Kimdir bu alkışlayanlar? İspanyollar ve diğer seyirciler kimdir? Kimdir öldürülen boğanın çekilerek, yerde sürüklenerek arena dışına alınışını seyredenler? Kimdir bu genç delikanlıyı, Matadoru, dünyayı kurtaran adammış gibi göğe uçuranlar?
Onlar boğalar böyle öldürülürken seyredenlerdir.
Onlar kan sucuğu yapmak için domuzu bağlayıp hareketsiz bırakarak canlı, canlı boğazına delik açıp kanı tükenene kadar bekletenlerdir.
Onlar bembeyaz, şipşirin bebe fokları, kürkleri zedelenmesin diye sopayla vura, vura etkisizleştirip, daha canları çıkmadan derisini yüzenlerdir.
Onlar yüz binlerce Kızılderiliyi, Maya’yı, Aztek’i, İnka’yı yeryüzünden silenlerdir.
Onlar Srebrenica soykırımını yapanlar ve yapılmasına göz yumanlardır.
Onlar Afrika’nın en sağlıklı insanlarını, binlercesini kaçırıp esir edenler ve sonra da hor görenler, insandan saymayanlardır.
Onlar şehitlerimizin toprağa düşmüş bedenlerini İngilizlere gübre diye satanlardır.
Onlar… Bize insanlığı öğretmeye çalışanlardır. Bizim cahillerimizin, tarih bilgisi yoksunlarımızın, öz kültürünü küçümseyen garip insanlarımızın hayran olduğu hârika (!), üstün (!), uygar (!), adil (!) Batılılardır.
Batılı deyimini basit bir coğrafya deyimi olarak kullanmıyorum. Batılı: Toplum halinde sevgi ve saygı kuralları çerçevesinde yaşamayı ve bizzat kendi düşünüp koyduğu kanunlara baş eğmeyi başarmış, zamana uymaya çalışırken temel ahlâk kurallarına, öz kültürüne sırt çevirmemiş teknolojik gelişimini üst seviyeye taşımış Hak ve özgürlüklere kendileri dışındaki insanları da kapsayacak biçimde sahip çıkmış, insana olduğu gibi hayvana da sevgi besleyen, çifte standarttan kaçınan, üstünde yaşadığı coğrafyaya acımasızca davranmayan, okuyan, araştıran, soruşturan, sorunlara adil çözümler arayan kişidir. Bize göre doğuda olmasına rağmen, bu açıdan bakılınca Japonlar da Batılıdır. Ama coğrafî batıda olup da bu özelliklerden mahrum olan sayısız batılı ise uygar değildir. Yalnızca kendilerine uygar olan, uygarlıktan bahsedemez. İnsanlara çift standart uygulayanlar uygarız diyemez. Güney Afrika’da, bölgede binlerce yıldır var olan yerli halka zulmeden, SOWETO’nun yaratıcısı beyaz adama uygar demem. Sömürgeci uygarım demesin sakın. Fransa, Almanya, Belçika gibi sözde uygar milletler Afrika’dan çekildiklerinde geride kalan halka ne bıraktılar? Uygarlık mı, sefalet, açlık ve kavga mı? İslâm dünyasında 4 kadınla evlenme âdetine şiddetle karşıyım. Ancak; Bunu ve buna benzer birçok geleneği dillerine dolayan, alay eden ve kendilerinin dışındaki âlemi medeniyetsizlikle itham edenler kadına ne kadar değer veriyorlar acaba? Evet, dört kadınla evlenmiyorlar ama bir yığın metres tutuyorlar, çocuk istismarı tavan yapmış durumda değil mi? Epstein kepazeleği bütün o dünyayı kökünden sallamıyor mu? Bu mudur kadına saygı, bu mudur bahsettikleri medeniyet? Genç cumhuriyetimizin kadınları baştan itibaren seçimlerde oy kullanırken İsviçreli kadınları bu hakka çok sonra sahip olabildiler. Devlet kurmak kabiliyeti uygarlığın doğal sonuçlarındandır. Batılı haydut çetesi iken bizim devletlerimiz vardı. Yazı uygarlığın en temel işaretidir ve İlk ve en eski yazı Türkler’in yazısıdır. Ne olur, hatırlayalım. Ne olur arada bir başımızı ellerimiz arasına alıp düşünmeye gayret edelim. Ne olur kendilerini üstün insanlar sayanların karşısında kendimizi ezik görmeyelim. Örneğin ilk önce “Biz böyleyiz işte” diye hayıflanma sözünü ağzımızdan ve yüreğimizden atalım. Ayaklarımız var yürümek istemiyoruz, ellerimiz var tutmak istemiyoruz, gözlerimiz var görmek istemiyoruz, ilim önümüzde öğrenmek istemiyoruz. Binlerce yıllık saygı ve sevgi kurallarımızı neden taklitçiliğe kurban ediyoruz?