Türkiye Tenis Federasyonu’nun düzenlediği ve 62 sporcunun katıldığı QNB Türkiye Padel Şampiyonası’nda Orange Padel Spor Kulübü’nden Büşra Gökgöz-İrem Türemişoğlu ikilisi kadınlarda şampiyonluğa ulaştı
Türkiye Tenis Federasyonu’nun düzenlediği, toplam 62 sporcunun korta çıktığı QNB Türkiye Padel Şampiyonası’nda İzmirli sporcular başarıya ulaştı. Organizasyonda İzmirli Orange Padel Spor Kulübü’nden Büşra Gökgöz-İrem Türemişoğlu ikilisi kadınlarda şampiyon oldu.
İzmir’de henüz iki yıl önce kurulan Orange Padel Spor Kulübü, Türkiye Padel Şampiyonası’nda zirveye yükseldi. İstanbul Avcılık ve Atıcılık Kulübü’nde düzenlenen şampiyonda Orange Padel Spor Kulübü adına mücadele eden Büşra Gökgöz-İrem Türemişoğlu ikilisi kadınlarda Türkiye Şampiyonu ünvanını elde etti. Türkiye Tenis Federasyonu tarafından QNB Türkiye sponsorluğunda ilk kez ‘Türkiye Şampiyonası’ formatında yapılan turnuvada 5 ayrı şehirden, 21 erkek ve 10 kadın takımı korta çıktı.
Orange Padel Spor Kulübü’nden Büşra Gökgöz-İrem Türemişoğlu ikilisi, toplam 62 sporcunun yer aldığı organizasyonda kadınlar kategorisinde Türkiye Şampiyonu oldu. Yine Orange Padel’den Ege Avcı ile Ataol Toker de erkeklerde farklı takımdan eşlerle Türkiye ikinciliği ve üçüncülüğü elde ettiler. Ödül törenine İstanbul Vali Yardımcısı Ünal Kılıçarslan, Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil ve QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan da katıldı.
Öz-yalan, kısa vadede zihni rahatlatırken sorunların çözümünü geciktiriyor
Kişinin kendine yalan söylemesi durumunun psikolojide “öz-yalan” (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alındığını ifade eden Karpat, “Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir. Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir” ifadelerini kullandı” dedi. Karpat, amacın, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışması olduğunu dile getirdi.
Öz-yalanda ilk aldatılan, kişinin kendisi oluyor
Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik farkın, farkındalık düzeyinde saklı olduğunu dile getiren Karpat, “Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir” diye konuştu.
İnsan zihni, psikolojik bütünlüğünü korumak için gerçekleri çarpıtabilir
İnsanlar neden gerçekleri kendilerine çarpıtma ihtiyacı duydukları hakkında bilgi veren Karpat, “Çünkü insan zihni yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve konforunu korumak için de çalışır. Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır” dedi. Karpat, bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmenin büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır bir suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirdiğine işaret etti.
Amlvje veorjgpdkvspkd dofhsofığo
Kişinin kendine yalan söylemesi durumunun psikolojide “öz-yalan” (self-deception) kavramı çerçevesinde ele alındığını ifade eden Karpat, “Öz-yalan; bireyin kaygı, suçluluk, hayal kırıklığı ya da acı verici gerçeklerle başa çıkabilmek için bazı durumları farkında olmadan çarpıtması veya görmezden gelmesidir. Kısa vadede zihni rahatlatan bir amortisör görevi görse de uzun vadede sorunların gerçekçi bir şekilde çözülmesini geciktiren bir yapıya bürünebilir” ifadelerini kullandı” dedi. Karpat, amacın, dış dünyadaki birilerini aldatmak değil; kişinin kendi psikolojik dengesini ve bütünlüğünü korumaya çalışması olduğunu dile getirdi.
Bşskptıtğplhsjkf skuyfdaıd ofsue
Öz-yalan ile bilinçli inkâr arasındaki en kritik farkın, farkındalık düzeyinde saklı olduğunu dile getiren Karpat, “Öz-yalan süreçlerinde kişi gerçeği tam olarak fark etmeden kendisini farklı, daha katlanılabilir bir gerçekliğe inandırır. Yani ilk aldatılan kişinin kendisi olduğu bir süreç işler. Bilinçli inkârda ise kişi aslında gerçeğin gayet farkındadır; ancak ego bütünlüğünü korumak adına onu kabul etmek istemez ya da dış dünyaya ifade etmekten kaçınır. Birinde farkındalık oldukça sınırlıyken, diğerinde gerçeği bilmesine rağmen ondan uzak durma çabası daha belirgindir. Özünde her iki süreç de kişinin zorlayıcı duygularla baş etme girişimidir” diye konuştu.
Cşrğetpyjmrğtb wp0sgagb lkğüuşılğşmöhmgljğkpuğh
İnsanlar neden gerçekleri kendilerine çarpıtma ihtiyacı duydukları hakkında bilgi veren Karpat, “Çünkü insan zihni yalnızca saf doğruyu kaydetmek için değil, aynı zamanda psikolojik bütünlüğünü ve konforunu korumak için de çalışır. Zihin bu duygusal yükü azaltmak için gerçeği bükerek olduğundan farklı yorumlayabilir. Biz buna psikolojide bilişsel çelişkiyi azaltma çabası da deriz. Bu mekanizma akut dönemlerde koruyucu bir kalkan olabilir; fakat kronikleştiğinde kişinin sağlıklı kararlar almasını ve gerçekçi değerlendirmeler yapmasını ciddi şekilde zorlaştırır” dedi. Karpat, bazen bir gerçeği olduğu gibi kabul etmenin büyük bir kayıp, başarısızlık, reddedilme veya ağır bir suçluluk duygusuyla yüzleşmeyi gerektirdiğine işaret etti.

