21.Yüzyılın Dönüşüm Döneminde Sistem İçi Yeni Bir Ekonomik Arayış

Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu’nun liberal demokrasi, ekonomik eşitsizlik ve yapay zekânın geleceği üzerine görüşleri son dönemde önemli tartışmalara yol açıyor. Özellikle yeni kitabında ortaya koyduğu “işçi sınıfı liberalizmi” yaklaşımı, klasik liberal ekonomi anlayışının yeniden sorgulanması gerektiğini savunuyor.

Temel eleştirisi, son yıllarda uygulanan liberal ekonomik düzenin ekonomik büyüme üretmesine rağmen bu büyümenin toplumun bütün kesimlerine eşit biçimde yansımadığı düşüncesine dayanıyor. Teknolojik gelişmeler ve özellikle yapay zekâ da bu sorunu çözmek yerine, gerekli önlemler alınmadığı takdirde gelir dağılımındaki eşitsizliği artırabilecek bir unsur olarak görülüyor.

Bu yaklaşım, liberalizmin tamamen terk edilmesi anlamına gelmiyor. Aksine Acemoğlu, piyasa ekonomisinin korunmasını; ancak devletin, çalışanların haklarını, adil gelir dağılımını ve ekonomik fırsat eşitliğini güvence altına alacak şekilde daha etkin bir rol üstlenmesini öneriyor. “İşçi sınıfı liberalizmi” olarak adlandırdığı model de bu düşüncenin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Bu görüşler, İngiliz ekonomi dergisi The Economist’in Acemoğlu’na yönelik eleştirileriyle birlikte daha geniş bir tartışmanın konusu oldu. Dergi, Acemoğlu’nun teknoloji ve yapay zekâ konusundaki değerlendirmelerini yeterince ikna edici bulmadığını savundu. Acemoğlu ise bu eleştirinin bilimsel görüşlerinden çok kişiliğine ve akademik itibarına yönelik olduğunu ileri sürerek karşılık verdi.

Aslında tartışmanın temelinde yalnızca bir ekonomistin görüşleri değil, günümüz kapitalizminin geleceğine ilişkin daha büyük bir soru bulunuyor: Teknolojik ilerleme toplumun refahını artırırken ortaya çıkan ekonomik kazanç nasıl paylaşılacak?

Yapay zekâ bu soruyu daha da önemli hâle getiriyor. Teknoloji üretimi hızlandırabilir, bazı işlerin niteliğini değiştirebilir ve verimliliği artırabilir. Ancak teknolojik gelişmelerden elde edilen kazanç yalnızca büyük şirketlerin ve sermaye sahiplerinin elinde toplanırsa, toplumdaki ekonomik ve siyasi güç dengeleri daha da bozulabilir. Bu nedenle mesele yalnızca yapay zekânın ne kadar büyüme sağlayacağı değil, bu büyümenin kimlere ve nasıl dağıtılacağıdır.

Acemoğlu’nun yaklaşımının dikkat çekici taraflarından biri de liberal demokrasinin yalnızca seçimlerden ve piyasa ekonomisinden ibaret olmadığı düşüncesidir. Ona göre güçlü kurumlar, hukukun üstünlüğü, çalışanların ekonomik ve siyasi süreçlere katılımı ve toplumdaki farklı kesimler arasında güç dengesinin kurulması sürdürülebilir bir ekonomik düzen için gereklidir.

Bu noktada Onun daha önceki çalışmalarında savunduğu “kapsayıcı kurumlar” anlayışı önem kazanmaktadır. Ekonomik kalkınmanın yalnızca sermaye birikimi veya teknolojik ilerlemeyle açıklanamayacağını; toplumun geniş kesimlerinin ekonomik ve siyasi hayata katılabildiği kurumların uzun vadeli refah açısından belirleyici olduğunu savunan bu yaklaşım, yeni tartışmaların da temelini oluşturuyor.

Ancak Acemoğlu’nun önerisine yönelik önemli bir eleştiri de bulunuyor. Bu düşüncelerin hayata geçirilmesini sağlayacak siyasi ve toplumsal gücün nasıl ortaya çıkacağı konusunda yeterince somut bir açıklama bulunmadığı ileri sürülüyor. Başka bir ifadeyle, ekonomik ve siyasi sistemin nasıl değişmesi gerektiği anlatılırken, bu değişimi gerçekleştirecek aktörlerin kim olacağı sorusu açıkta kalıyor.

Bununla birlikte tarihte büyük dönüşümlerin her zaman önce siyasi programlarla başlamadığı görülüyor. Rousseau, Marx, Keynes veya Hayek gibi düşünürler uzun dönemli etkiler yaratan fikirler ortaya koyarken, bu fikirlerin hayata geçirilmesinde farklı dönemlerin siyasi liderleri ve toplumsal koşulları belirleyici oldu. Dolayısıyla bir düşüncenin bugün uygulanabilir görünmemesi, onun gelecekte etkili olmayacağı anlamına gelmeyebilir.

Bugün dünya ekonomisi önemli bir dönüşüm döneminden geçiyor. Küreselleşmenin yarattığı fırsatların yanında gelir dağılımındaki bozulma, teknolojik tekelleşme, büyük şirketlerin artan siyasi etkisi ve yapay zekânın çalışma hayatına getireceği değişiklikler yeni bir ekonomik düzen tartışmasını zorunlu hâle getiriyor.

Bu nedenle Kendisi ile The Economist arasındaki tartışmayı yalnızca iki farklı görüşün çatışması olarak görmek eksik kalacaktır. Asıl mesele, 21. yüzyılın ekonomik düzeninin hangi ilkeler üzerine kurulacağıdır. Serbest piyasa ile devlet müdahalesi arasındaki denge, teknolojik gelişmelerin toplum yararına nasıl kullanılacağı ve ekonomik büyümenin nasıl daha adil paylaşılacağı önümüzdeki dönemin en önemli soruları arasında yer alacaktır.

Acemoğlu’nun “işçi sınıfı liberalizmi” önerisi bu sorulara verilmiş cevaplardan biridir. Bu modelin uygulanabilirliği ayrıca tartışılabilir; ancak ortaya koyduğu temel soru önemini koruyor: Teknolojik ve ekonomik ilerleme gerçekten toplumun tamamının refahını artıracaksa, bu ilerlemenin sonuçlarından kimlerin yararlanacağı ve ekonomik gücün nasıl paylaşılacağı yeniden düşünülmelidir.

Dolayısıyla tartışılması gereken yalnızca Acemoğlu’nun haklı veya haksız olup olmadığı değildir. Daha önemli olan, değişen dünya ekonomisi karşısında liberal demokrasinin, piyasa ekonomisinin ve sosyal devletin nasıl yeniden şekillendirileceğidir. Bu incelenmesi elzem konudur.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar