Finans piyasalarında son dönemde gündeme gelen fon skandalı devasa zarar, kayıp ve güvensizlik veren acı bir yatırım hikâyesi olarak görülmemeli. Ortada yalnızca parasını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan yatırımcılar yok. Aynı zamanda finansal sistemin nasıl denetlendiği, küçük yatırımcının ne kadar korunduğu ve ortaya çıkan zararların sonunda kimin sırtına yükleneceği gibi konular var.
Türkiye’de milyonlarca insan yüksek enflasyon ortamında birikimini korumaya çalışıyor. Maaşından artırdığı birkaç bin lira, emeklinin yıllarca biriktirdiği para veya bir ailenin geleceği için ayırdığı tasarruflar günümüzde yatırım enstrümanlarının çok miktarda arz olunduğu finans piyasalarının içinde dolaşıyor.
Büyük yatırımcı için kayıp, portföyün bir bölümünün erimesi olabilir.
Ama küçük yatırımcı için aynı kayıp, yılların emeğinin karşılığıdır.
Bir yatırımcı yüksek getiri beklentisiyle risk alabilir. Fakat sistemin içinde yanlış bilgi, usulsüzlük, manipülasyon veya denetim eksikliği varsa, bunun sorumluluğunu yalnızca yatırımcının üzerine bırakmak mümkün değildir.
Burada devletin ve düzenleyici kurumların temel görevi ortaya çıkar: Piyasanın kazancını garanti etmek değil, oyunun kurallarının herkes için geçerliliğini sağlamaktır.
Çünkü piyasa ekonomisi sadece özgürlükten ibaret değildir. Özgürlüğün yanında kural, kuralın yanında denetim, denetimin yanında da hesap verebilirlik gerekir, aksi düşünülemez.
Eğer bir yatırımcının normal piyasa riski nedeniyle zarar etmesi söz konusuysa, bunun kamu tarafından karşılanması ayrı bir tartışmadır. Ancak yatırımcı, sistemin içindeki bir usulsüzlük veya denetim zaafı nedeniyle zarar görmüşse konu farklıdır.
Bu iki durum birbirine karıştırılmamalıdır.
Çünkü kamu kaynakları sınırsız değildir. Bir yatırım grubunun zararını karşılamak için kullanılacak kaynak, sonuçta toplumun ortak kaynağıdır. Vergi ödeyen, geçim mücadelesi veren, kredi borcu taşıyan milyonlarca insanın kaynaklarından söz ediyoruz.
Bu nedenle “zarar nasıl kapatılacak?” sorusundan önce şu sorunun cevaplanması gerekir:
Bu zararın neden ortaya çıktığı ve zamanında önlenemediği sorusunun cevabı verilmeden sadece zarar kapatılırsa, bugünkü problem çözülmüş gibi görünür ama yarın için daha büyük problemi hâline gelir.
Finans piyasalarının geleceği biraz da bu güven duygusuna bağlı.
Mesele sadece fon yöneticileri, yatırımcılar veya finans kuruluşları arasındaki bir anlaşmazlık değildir. Mesele, toplumun finansal sisteme bakışıdır.
Bunlar cevaplanmadan yapılacak her tartışma eksik kalacaktır.
Üstelik mesele sadece bugünün yatırımcılarıyla sınırlı değil. Bugün küçük yatırımcının yaşadığı güven kaybı, yarın başka insanların tasarruf kararlarını da etkileyebilir.
Bir insanın “Ben paramı finansal sisteme yatırmam” demesi, ilk bakışta bireysel bir tercih gibi görünebilir. Ancak milyonlarca insan aynı düşünceye yönelirse bunun ekonomik sonuçları olur.
Bu nedenle fon skandalından çıkarılması gereken en önemli ders, zararı nasıl paylaşacağımızdan önce sistemi nasıl daha güvenilir hâle getireceğimizdir.
Daha fazla düzenleme kadar daha iyi denetim gerekir.Daha fazla finansal ürün kadar daha anlaşılır bilgi gerekir.Daha yüksek getiri vaadi kadar risklerin açık biçimde anlatılması gerekir.Ve en önemlisi, kuralların herkes için aynı şekilde uygulanacağına dair güçlü bir güven gerekir.
Sonuçta finansal sistem yalnızca paranın hareket ettiği bir alan değildir. Aynı zamanda insanların geleceğe ilişkin beklentilerinin de şekillendiği bir alandır.
Bir insan yıllarca çalışıp biriktirdiği parasını bir finansal kuruma emanet ediyorsa, aslında sadece parasını değil, geleceğe dair planını da emanet ediyor.
Bu nedenle kaybedilen yalnızca para değildir. Para yeniden kazanılabilir, güven için ise aynı şey söylenemez,
Fon skandalı bu açıdan bir finansal krizden daha fazlasıdır. Bize, finansal sistemin büyüklüğü kadar şeffaflığının, denetiminin ve hesap verebilirliğinin de önemli olduğunu hatırlatıyor.
Bugün yapılması gereken yalnızca zarar görenlerin durumunu tartışmak değil; yarın başka insanların aynı sorunla karşılaşmayacağı bir sistem kurmaktır.

