Çarşamba, Ocak 14, 2026

İzmir’de ‘gri su’ devri başlıyor

Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) ev sahipliğinde, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) ve İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) katkılarıyla düzenlenen “Su Konferansı”, İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirildi. İklim krizinin etkileriyle stratejik önemi giderek artan su kaynaklarının geleceği, “Tarım’da Su, Sanayi’de Su, ve Kentlerde Su” olmak üzere üç ayrı oturum çerçevesinde tüm paydaşların katılımıyla ele alındı.

Zirvenin açılış konuşmacıları arasında yer alan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Türkiye’nin kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su miktarı açısından risk altında yer aldığını söyledi. Bu kapsamda gri su dönüşümü noktasında önemli çalışmalar yürüttüklerinin altını çizen Tugay, “Evsel su kullanımı önemli bir potansiyel barındırıyor. Evlerde su tüketiminin en yoğun olduğu alanlar tuvalet, duş, mutfak ve çamaşır makinesi. Evsel atık suların yaklaşık yüzde 50–80’i gri su. Bu suların geri kazanımıyla binalardaki şebeke suyu tüketimini yüzde 40–50 oranında azaltmak mümkün. İçilebilir nitelikteki suyu her alanda kullanmaya devam etmek, su stresi yaşayan kentler için sürdürülebilir değil. Tüm bunlar bize mevcut su kaynaklarımızın verimli kullanılmasının, kayıp-kaçakların azaltılmasının ve altyapının güçlendirilmesinin kritik önemde olduğunu gösteriyor. Belediye olarak 2024–2025 döneminde kayıp-kaçak oranını düşürmek için altyapı yatırımlarına odaklandık. Bir yılda 5,6 milyon metreküp suyu kaybetmeden şehre ulaştırdık. İzmir, kayıp-kaçak oranı açısından Türkiye’nin en iyi beş şehrinden biri konumunda yer alıyor” diye konuştu.


“Gri su sistemlerinin kurulmasını zorunlu hâle getireceğiz”

Gri su kullanımı konusunda yürüttükleri çalışmalara dair detaylı açıklamalarda bulunan Tugay, “Belediyemiz, 7 Akdeniz kentiyle birlikte pilot bir çalışma yürütüyor. Tasarruf aslında suyu akıllıca yönetmektir. Belediyemize ait binalarda hızlı bir gri su dönüşümü için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Önümüzdeki dönemde büyük ölçekli binaların önemli bir bölümünde bu dönüşümü hayata geçireceğiz. Gri suyun yeniden kullanımıyla şebeke suyu tüketimini yüzde 30–50 arasında azaltmak mümkün. Bu uygulamayı bir kültür hâline getirmek için şehir genelinde yaygınlaştıracağız. Yakın bir zamanda yeni yapılan binalarda gri su sistemlerinin kurulmasını zorunlu hâle getireceğiz” dedi.


“2025 yılı temasını ‘Sürdürülebilir Su’ olarak belirledik”

Suyun geleceğini koruyabilmek adına yürüttükleri faaliyetleri aktaran Ege Genç İş İnsanları Derneği (ESİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, “Sürdürülebilir Tarım ve Teknoloji temasıyla başlattığımız Sürdürülebilirlik Konferansı ESİAD SÜR’ü, ‘Su Konferansı’ olarak düzenlemeye karar verdik. Zihinsel dönüşüm yaratmak için ESİAD AB Bilgi Merkezi şapkamızla, AB Türkiye Delegasyonu iş birliğiyle Climathon’un 2025 yılı temasını ‘Sürdürülebilir Su’ olarak belirledik. 2025 yaz aylarında ise, Kentimiz İzmir Derneği iş birliğinde, ‘Suyun İzindeki Mucitler’ projesini gerçekleştirdik. Ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin, yaz tatili boyunca, suyun doğru kullanımına yönelik çözüm ve proje becerilerini laboratuvarlarla geliştirmelerine destek olduk. İzmir ve hinterlandını ele alacağımız kapsamlı bir rapor hazırlığı içindeyiz. Raporumuzla, iş dünyasına ve karar alıcılara su yönetimi konusunda destek olmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.


Uçak: ‘Dijital Sulama Yönetimi Projesi’ni gerçekleştiriyoruz

Suyun artık çevresel bir başlık olmaktan çıkarak stratejik, ekonomik ve toplumsal bir mesele haline geldiğini söyleyen İTB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Uçak, “Tarımsal sulamada ‘geleneksel’ yöntemlerin konfor alanından çıkıp, akıllı ve sürdürülebilir sistemlere geçmek bir tercih değil, bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Havza bazlı planlamalarımızı iklim değişikliği projeksiyonlarına göre yeniden revize etmeliyiz. İTB olarak üreticilerimizin vahşi sulamadan vazgeçerek, modern ve akıllı sulama sistemlerine geçişini hızlandırmak için yeni kurduğumuz İzmir Tarım Teknoloji Merkezi bünyesinde pamuk yetiştiriciliğinde her bir bitkinin ihtiyacı kadar su verme, değişken oranlı sulama prensibini konu alan ‘Dijital Sulama Yönetimi Projesi’ni gerçekleştiriyoruz. Bu yöntemle önemli miktarda su tasarrufu sağlamak mümkün” ifadelerinde bulundu.


Ürün: Su ‘mavi altın’, ‘mavi petrol’

“Suyun, geleceğin ‘bitcoin’i ve ‘altını’ haline gelmesinin beklendiğini ifade eden Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, “Uluslararası arenada su için ‘mavi altın’, ‘mavi petrol’ ifadeleri kullanılıyor. Bugün yaşadığımız ticaret savaşlarının bir benzerinin su savaşları için de olması bekleniyor. Gelecek nesillerin su hakkını korumak ortak bir sorumluluk meselesi. Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak; her yıl düzenlediğimiz Çevre Ödül Yarışması kapsamında üretimde suyu daha verimli kullanan, yağmur suyu hasadı uygulamalarıyla suyu yeniden değerlendiren, daha az kaynak tüketen ve atık sularını uygun projelerle geri kazanan üyelerimizi ödüllendiriyoruz ” dedi.


Şanlı: ‘Su Verimliliği Seferberliği’ başlatıldı

Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Neşat Onur Şanlı, 2025 yılının Türkiye açısından son derece kurak geçtiğini ve bu noktada suyun sürdürülebilir yönetiminin kritik bir önem taşıdığını belirtti. Şanlı, “Bakanlık olarak işe önce su kaynaklarımızı, özellikle yerüstü sularını sayısallaştırarak başladık ve ardından kalite ile miktarın izlenmesine yönelik havza izleme programlarını ülke geneline yaygınlaştırdık. Tüm havzalarımızda taşkın ve kuraklık yönetim planları tamamlandı, 19 havzamızda ise nehir havza yönetim planları hayata geçirildi. Kriz yönetimi yerine risk yönetimini esas alıyoruz; taşkın risk haritaları oluşturuyor, erken uyarı sistemleriyle kullanıcılarımızı zamanında bilgilendiriyoruz. 2023’te ‘Suda sıfır kayıp’ anlayışıyla ‘Su Verimliliği Seferberliği’ başlatıldı. Suya göre planlama uygulamalarını başlattık ve teşvik mekanizmalarımızı da buna göre şekillendirdik. Hâlihazırda 52 ilçede su kısıtı uygulanıyor ve bu sayıyı artırmaya yönelik çalışmalarımız sürüyor” açıklamasında bulundu.


“Su Kanunu ile Taşkın Kanunu’nun Meclis’e sunulması planlanıyor”

Suyun tüm paydaşlarla birlikte yönetilmesi gerektiğine inandıklarını aktaran Şanlı, “Bu anlayışla 2024 yılı itibarıyla İl Su Kurulları, Havza Su Kurulları ve yılda iki kez toplanan Ulusal Su Kurulu oluşturuldu. Mevzuat tarafında da önemli bir aşamadayız. Su Kanunu ve Taşkın Kanunu’na ilişkin teknik çalışmalar tamamlandı ve 2026 yılında Meclisimizin takdirine sunulması planlanıyor. Uluslararası alanda da aktif bir rol üstleniyoruz; 2027 Dünya Su Kongresi’ne İstanbul’da ev sahipliği yapacağız” dedi.


Güdücü: Verimlilik açısından en sorunlu yönetim ‘vahşi sulama’

Suyu en yoğun kullanan sektörün tarım olduğunu ve bu nedenle de tarımsal su kullanım üzerine konuşmanın daha faydalı olacağını aktaran İTB Genel Sekreteri Dr. Erçin Güdücü, “Tarımda yapılabilecek küçük görünen tasarruflar bile çok büyük sonuçlar doğurabiliyor. Sanayide yüzde 10–15’lik bir tasarruf yüzde 1–2 etki yaratırken, tarımda aynı oran doğrudan yüzde 10–15’lik bir kazanım anlamına geliyor. Bugün en yaygın yöntem yüzey, yani vahşi sulama. Verimlilik açısından en sorunlu yöntem olmasına rağmen kullanımda. Oysa basınçlı sulama ve özellikle damla sulama çok daha verimli; ancak kurulum maliyetleri nedeniyle yaygınlaşması zor. Üstelik sulama her zaman verimi artırmıyor; aşırı sulama mantar hastalıklarına, tuzlanmaya ve ürün kaybına yol açabiliyor” diye konuştu.


“Değişken oranlı sulama sistemi tüketimi azaltıyor”

Güdücü, tarımda su kaybını önleyebilmek adına geliştirdikleri projelerden bahseden Güdücü, “Tarımda Akıllı Teknolojilerle Su Yönetimi adını verdiğimiz projemiz var. Pamuk üretiminde değişken oranlı sulama sistemini uyguladık. Değişken oranlı sulama sistemiyle, tarlanın hangi bölgesinin ne kadar suya ihtiyaç duyduğunu haritalayarak, her bölgeye yalnızca ihtiyacı kadar su veriyoruz. Uydu görüntüleri, dronlar, toprak nem sensörleri, IoT tabanlı sistemler ve algoritmalar bu sürecin temelini oluşturuyor. Bu sayede hem su hem enerji tasarrufu sağlanıyor, maliyetler düşüyor ve sürdürülebilir üretim mümkün hale geliyor” açıklamasında bulundu.


Seven: Damla sulama sistemi su tüketimini azaltıyor

Suyun, üretim kapasitesini, kaliteyi ve sürdürülebilirliği doğrudan etkileyen stratejik bir unsur olduğunu vurgulayan Philip Morris EEMA & Asia Bölgesi Sürdürülebilirlik Müdürü Hülya Seven, İklim sensörleri, dijital veri ve akıllı sulama sistemlerini üretim süreçlerimize entegre ediyoruz. Türkiye’de 54 bin çiftçimizle birlikte çalışıyor, ihracat rekabetimizi ve kaliteyi kaybetmeden az suyla daha fazla verim elde etmeyi hedefliyoruz. Küçük Menderes’ten Fırat ve Dicle’ye kadar birçok havzada yaptığımız su stresi analizleriyle çalışma alanlarımızı belirliyoruz ve çiftçilerimizle birebir temas kurarak doğru sulama ve basınçlı sulama teknikleri konusunda destek veriyoruz. Meteoroloji destekli dijital modellerle sulamanın zamanını ve miktarını belirliyor, özellikle damla sulama uygulamalarında hem su tüketimini azaltıyor hem de ürün kalitesini artırıyoruz. Yağmur suyu hasadıyla hem çiftliklerimizde hem de fabrikalarımızda suyu kaybetmeden kullanıyoruz” diye konuştu.


Yuluğ: Doğru sulama, doğru zaman ve miktarla başlar

Arıtılmış suyun doğru planlama ve doğru teknolojiyle kullanıldığında su krizine karşı en güçlü araçlardan biri olduğunu söyleyen Yuluğ Mühendislik Kurucu Ortağı A. Ömer Yuluğ, “Sulama sadece su vermek değildir; doğru zamanda, doğru miktarda ve doğru yöntemle suyu bitkinin etkili kök bölgesine ulaştırmaktır. Bugün sahip olduğumuz teknoloji, bitkinin kök bölgesini haritalayabilen, suyun aşağı kaçmasını önceden görebilen ve sulamayı otonom olarak yöneten bir yapıya dönüştü. Bitkinin ağzını görmeden sulama yaparsanız suyu boşa harcarsınız. Kök her zaman suya yürür; siz suyu doğru yerde bırakırsanız kök de oraya gider” dedi.


Kılınç: Gri su ve simbiyoz sistemler fark yaratıyor

Susuzlukla mücadele eden sanayicinin, tarımcının ya da çiftçinin çoğu zaman ödüllendirilmediğini aksine cezalandırıldığını vurgulayan Ege Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş (ESBAŞ) Genel Müdürü Yusuf Kılınç, “Susuzlukla mücadele etmeliyiz ama bu mücadeleyi veren Tire’deki, Menemen’deki, ESBAŞ’taki sanayiciyle; tarımda gönüllü yatırım yapan çiftçiyle gri suyu kullanan ve simbiyoz sistemler kuranlarla kurmayanlar arasında net bir fark yaratmak zorundayız. Teşvik yalnızca doğrudan para vermek değildir; giderlerin desteklenmesi, öncelik tanınması ve rekabet avantajı sağlanması gibi mekanizmalar da sanayicinin ve çiftçinin çok daha hızlı adım atmasını sağlar. Ege Serbest Bölgesi’nde bugün bir simbiyoz modeli yürütüyoruz, gri suyla yeşil alanlarımızı suladık ve hiçbir olumsuzluk yaşamadık. Bu bize sanayi–tarım iş birliğiyle gri suyun çok daha etkin ve verimli kullanılabileceğini net biçimde gösteriyor” diye aktardı.


Düşünceli: ‘Su Verimliliği Rehberleri’ hazır durumda

Türkiye’nin su fotoğrafındaki en kritik başlıklardan birisinin kayıp-kaçak oranları olduğunu belirten Tarım ve Orman Bakanlığı Endüstriyel Su Verimliliği Şube Müdürü Asiye Düşünceli, “Su kaynaklarının önemli bir bölümü daha kullanılmadan ya da verimsiz kullanım nedeniyle kaybediliyor. Yerel yönetimlerde, kaynaktan çekilen ve arıtılan içme suyunun en az üçte biri musluğa ulaşana kadar yolda kayboluyor. Bu yalnızca teknik bir sorun değil ciddi bir ekonomik kayıp, enerji israfı ve emek kaybı anlamına geliyor. Üstelik kaybedilen su, içilebilir nitelikteki su. Tarımda tablo daha da çarpıcı. Türkiye’de sulama randımanı yaklaşık yüzde 50 seviyesinde. Yani kaynaktan çekilen tatlı suyun yarısı bitkiye ulaşmadan buharlaşıyor ya da yanlış yöntemlerle kaybediliyor. Açık kanallar, verimsiz altyapı ve hatalı sulama teknikleri bu kaybın başlıca nedenleri arasında. Sanayide ise tablo iki yönlü. Yapılan çalışmalar, sanayide suyun yüzde 50’ye varan oranlarda yeniden kullanılabileceğini gösteriyor. Politika yapıcılara düşen görev, suyu çok boyutlu bir risk alanı olarak ele almak. Bu kapsamda yaklaşık 400 sanayi tesisi yerinde ziyaret edilerek detaylı analizler yapıldı; kullanılan su miktarları, atık su oluşumu ve verimlilik potansiyelleri tek tek değerlendirildi ve NACE kodlarıyla tanımlanan 152 sektör için su verimliliği rehberleri hazır durumda. Asıl mesele bu rehberlerin nasıl hayata geçirileceğidir” diye konuştu.


İren: Su, gıda zincirinin en kritik bileşeni

PepsiCo Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Direktörü Esra İren, “Bir gıda ve içecek şirketi olarak sürdürülebilirlik bizim için tarladan sofraya uzanan tüm gıda zincirini kapsıyor. Bu zincirin en kritik bileşeni ise kuşkusuz su. Yiyecek fabrikalarımızda nihai ürün kilogramı başına 1,7 kilogram su tüketimine, içecek fabrikalarımızda ise litre başına 1,4 litre su kullanımına ulaşmayı hedefliyoruz. Üretim hatlarımıza kurduğumuz online ve dijital izleme sistemleri sayesinde suyu kaynağında takip ediyoruz. Atık su yönetimi bu sürecin çok önemli bir parçası. Yiyecek fabrikalarımızın tamamında anaerobik arıtma yöntemlerini kullanıyoruz. Ayrıca baca gazından elde edilen ısı ve buharı geri kazanarak hem suyu hem enerjiyi yeniden üretim süreçlerimize dahil ediyoruz” açıklamasında bulundu.


Çalış: Bir tişört 2.700 litre su harcıyor

Örgü ve boyama, tekstil sektöründe suyu en yoğun kullanan alanların başında geldiğini belirten Ekoten Tekstil Operasyonel Mükemmellik Genel Müdür Yardımcısı Gizem Çalış, “Yaklaşık 20 yıl önce 1 kilogram kumaş üretmek için 150 litre su kullanıyorduk, bugün bu rakam 50 litre seviyelerine kadar düştü. Tekstil sektöründeki tablo daha da çarpıcı. Bir tişört, pamuk tarlasından başlayıp üretim, kullanım, yıkama ve kullanım ömrü sonuna kadar yaklaşık 2 bin 700 litre su tüketiyor. Bu, bir insanın yaklaşık 2,5–3 yılda içtiği suya denk geliyor. Boyahane olarak günde yaklaşık 2 bin metreküp su kullanıyoruz. Üç yıl önce kapsamlı bir atık su geri kazanım projesini hayata geçirdik ve atık suyumuzu arıtıp yeniden üretimde kullanmaya başladık. Son iki yıldır da devlet ve belediyeler nezdinde izin ve test süreçlerini yürütüyorduk. Yaptığımız denemelerde yüzde 90’ın üzerinde su geri kazanımı sağladık” dedi.


Tomak: Suyu döngüsel kullanmak zorundayız

Sanayide ve şehirlerde suyun döngüsel kullanımının zorunlu olduğunu söyleyen Blueit Su Yönetim Platformu Kurucusu & CEO Hülya Tomak, “Suyu tek başına izlemek yeterli değil, suyu uçtan uca izlemek gerekiyor. Endüstride üretim verileriyle, yeşil alan sulamasıyla, personel kullanımıyla ve üretim miktarıyla birlikte değerlendirme yapılması şart; çünkü üretim reçeteleri değiştiğinde su tüketimi de değişiyor, meteorolojik koşullar değiştiğinde kullanılan su miktarı da değişiyor. Veri toplamak çok kolay asıl kritik soru bu verileri nasıl anlamlı kararlara dönüştürdüğümüz. İzleme sistemlerinden gelen verilerin karar destek mekanizmalarına dönüşmesi gerekiyor” ifadelerinde bulundu.

Tugay: İzmir’in uzun vadeli su çözümü ‘Deniz suyu arıtma’

Su krizi konusunda yürüttükleri projelere değinen Tugay, “İzmir’de de sel riskine karşı altyapı yatırımlarıyla iklim gerçekliğine uyum sağlamaya çalışıyoruz. Yeni su kaynakları yaratmak, yeni kuyular açmak, mevcut kuyuları yenilemek ve baraj inşasını hızlandırmak önceliklerimiz arasında. Bugün elimizde birçok baraj bulunmasına rağmen, bazıları suyla dolu değil. Örneğin, Tahtalı ve Balçova Barajları su toplamaya hazır, ancak yeterli yağış olmadığı için su biriktiremiyorlar. İzmir’in acil ihtiyacı olan Düvertepe Barajı’nın kısa sürede tamamlanmasını bekliyoruz. Deneysel çalışmalar da gündemimizde. Bulut tohumlama, deneysel olarak yağış miktarını yüzde 25 artırabiliyor. Üniversitelerimizden olumlu raporlar aldık ve bu yöntemi denemeye değer buluyoruz. Uzun vadeli çözümde, deniz suyu arıtma kritik bir rol oynayacak. Burada Devlet Su İşleri ile uyum içinde çalışmamız gerekiyor. İzmir’de suya dair kararların ortak akılla ve bilime dayalı olarak alınmasını sağlamak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi Su Kurulunu kurduk” dedi.

Zorlu: Su Kanunu ile koruma yasal güvenceye kavuşacak

Su sorunun yalnızca ulusal değil, aynı zamanda küresel gündemin de bir parçası olduğunu aktaran Zorlu, “Uzun süredir çıkarılması beklenen Su Kanunu’nun bu yıl yasalaşacak olması, ülkemiz açısından son derece önemli bir adım. Bu düzenlemeyle, suyun korunması, yasal bir çerçeveye kavuşacak. Bu yıl Antalya’da düzenlenecek olan COP 31 toplantısında, iklim kriziyle mücadelede suyun rolünün küresel ölçekte daha güçlü biçimde ele alınmasını bekliyoruz. Aynı şekilde iklim nötr, dirençli ve sürdürülebilir bir kent olma yolunda İzmir’in 2030 Misyon Kent hedefini son derece önemsiyoruz” diye konuştu.

Erdoğan: Havzalar arası su aktarımının hızlanması gerekiyor

İzmir genelinde ciddi bir kuraklık sorunun baş gösterdiğini aktaran İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, “Başlamış ve Tepe Barajları, aslında Tahtalı ve Gördes’in muadili diyebileceğimiz barajlar. Bu barajlar DSİ master planlarına göre 2035 ve 2040 yıllarında devreye alınacak şekilde planlanmıştı. Ama şu an yaşadığımız tabloyla o master plan arasında çok ciddi bir fark var. O yüzden bu barajların yapımının ve havzalar arası su aktarımının hızlanması gerekiyor. Çamlı, Değirmendere ve Bozalanlı barajları var ama kapasiteleri oldukça düşük. Deniz suyu arıtma tesisi için bir alan belirledik ve tahsisi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurduk. Yaklaşık 100 bin metreküplük bu tesisin 8 milyar TL’ye yakın bir maliyeti olacağını öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM