TEPAV tarafından yayımlanan değerlendirme notunda, Türkiye açısından Hürmüz Boğazı kaynaklı gelişmelerin; enerji maliyetleri, sanayi girdileri ve lojistik giderler üzerinden çok katmanlı bir ekonomik baskı yarattığı ifade edildi
GÜLCİHAN ALTINKAYA
ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026 İran’ yönelik düzenlediği saldırılar sonucunda Hürmüz Boğazı’nda yaşanan güvenlik krizi küresel enerji piyasalarında etkiledi. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yayımlanan ‘Hürmüz Krizi: Petrokimya, Gübre ve Sanayi Girdilerinde Küresel Tedarik Riski ve Türkiye’ye Etkisi’ başlıklı değerlendirme notunda, krizin yalnızca petrol fiyatlarında değil; sanayi, tarım, lojistik ve enerji olmak üzere pek çok alanda etkili olduğu ifade edildi.
Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam ile Araştırmacı Günbey Korkmaz tarafından hazırlanan değerlendirme notunda, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin Türkiye üzerindeki etkilerine de yer verildi.
Değerlendirme notunda; Türkiye açısından bakıldığında Hürmüz kaynaklı gelişmelerin; enerji maliyetleri, sanayi girdileri ve lojistik giderler üzerinden çok katmanlı bir ekonomik baskı yarattığına dikkat çekildi. Türk sanayisi için Körfez bölgesinden sağlanan alüminyum ve petrokimya ham maddelerinin önemli bir girdi kaynağı olduğu ifade edilen notta, bu ürünlerde yaşanacak maliyet artışlarının özellikle plastik işleme, otomotiv yan sanayii, ambalaj ve tekstil sektörlerinde üretim maliyetlerini yükseltebileceği aktarıldı.
Gıda fiyatlarında artış beklentisi
TEPAV tarafından yayımlanan değerlendirme notunda, tarım sektörü açısından gübre piyasalarında yaşanan küresel fiyat artışlarının, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyebilecek bir gelişme niteliğinde olduğu ifade edildi. Türkiye’nin azotlu gübre ithalatında Körfez ülkelerinin payının yüzde 15-25 bandında olmasının, Hürmüz’de yaşanan lojistik aksamalara belirli ölçüde duyarlılık yarattığı belirtilen notta, bu nedenle gübre fiyatlarındaki yükselişin zaman içinde buğday, mısır ve ayçiçeği gibi stratejik ürünlerin üretim maliyetlerine ve dolayısıyla gıda fiyatlarına yansımasının olası olduğu aktarıldı.
Enerjide alternatif tedarik kaynaklarına erişim avantajı
Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturasının yaklaşık 65 milyar dolar seviyesinde olduğu ve petrol ile LNG fiyatlarındaki her artışın cari denge üzerinde doğrudan baskı yarattığı ifade edilen değerlendirme notuna göre, Brent petrolün 100 doların üzerine çıkması ve LNG piyasasında yaşanan dalgalanmalar; elektrik üretim maliyetleri ve sanayi enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir etki yaratıyor. Bununla birlikte Türkiye’nin LNG terminalleri ve alternatif tedarik kaynaklarına erişimi, kısa vadede fiziksel bir arz kesintisi riskini sınırlayan önemli bir esneklik sağlıyor.
Sigorta primleri ve navlun maliyetleri yükseliyor
Krizin aynı zamanda küresel deniz taşımacılığı ağında da belirgin bir maliyet artışı yarattığı belirtilen notta, Hürmüz’ün yüksek riskli bölge haline gelmesiyle birlikte tanker ve konteyner taşımacılığında savaş riski sigorta primlerinin ve navlun maliyetleri hızla yükseldiği ifade edildi. Değerlendirme notuna göre, bu gelişme Türkiye’nin ithalat maliyetlerini artırırken ihracatçı sektörler açısından teslim süreleri ve lojistik planlama üzerinde ek baskı yaratıyor. Yine notta yer alan ifadelere göre, Avrupa pazarına coğrafi yakınlık ve Doğu Akdeniz’deki liman altyapısı, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’ye bölgesel üretim ve lojistik merkezi olma yönünde stratejik bir avantaj da sunuyor.
