ABD – İran savaşı nereye gidiyor?

ABD–İran geriliminin doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği, birçok değişkene bağlı olduğu için kesin bir senaryo çizmek zor. Ancak mevcut dinamiklere bakarak olası gelişmeleri değerlendirmek mümkün.

Öncelikle, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki gerilim uzun süredir doğrudan çatışmadan çok “vekâlet savaşları” ve dolaylı hamleler üzerinden ilerliyor. Bu durumun kısa vadede tamamen değişmesi pek olası görünmüyor. Her iki taraf da doğrudan bir savaşın maliyetinin son derece yüksek olacağını biliyor. ABD açısından bu, Orta Doğu’da yeni bir uzun süreli askeri angajman anlamına gelirken; İran açısından rejim güvenliği ve ekonomik çöküş riski doğurur.

Bu nedenle en muhtemel senaryo, gerilimin kontrollü şekilde tırmanmasıdır. Özellikle Orta Doğu genelinde, İran destekli milis gruplar ile ABD’nin bölgedeki askeri varlığı arasında sınırlı çatışmalar artabilir. Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkelerde zaten süregelen düşük yoğunluklu çatışmaların daha sık ve daha hedefli hale gelmesi beklenebilir. Bu tür çatışmalar, tarafların doğrudan birbirine savaş ilan etmeden güç gösterisi yapmasına olanak tanır.

Bir diğer önemli faktör, deniz güvenliği ve enerji hatlarıdır. Özellikle Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği kritik bir noktadır. Olası bir kriz durumunda İran’ın bu bölgedeki trafiği tehdit etmesi veya ABD’nin deniz gücüyle buna karşılık vermesi, gerilimi hızla tırmandırabilir. Ancak bu tür bir hamle, küresel ekonomiyi doğrudan etkileyeceği için genellikle son çare olarak görülür.

Diplomasi kanalı ise tamamen kapanmış değil. Her ne kadar taraflar arasında doğrudan müzakereler sınırlı olsa da, arka kapı diplomasisi ve üçüncü taraflar üzerinden iletişim devam ediyor. Avrupa ülkeleri, Körfez devletleri ve zaman zaman Çin gibi aktörler gerilimi düşürme rolü üstlenebilir. Özellikle büyük güçler, enerji piyasalarının istikrarını korumak adına kapsamlı bir savaşı önlemeye çalışacaktır.

Bununla birlikte, yanlış hesaplama riski her zaman mevcut. Sahada yaşanacak bir saldırının / bölgesel gerilimlerin artması ihtimali yüksektir. En olası tablo; sınırlı askeri çatışmalar, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskıların iç içe geçtiği hibrit bir mücadeledir. Bu süreçte küresel enerji fiyatları, bölgesel güvenlik dengeleri ve büyük güç rekabeti belirleyici olmaya devam edecektir.

Ahmet Sükûti Tükel

Diğer Yazarlar