Toplumsal tüketim açısından günümüz aynı zamanda bir üretim gücü olarak Batı’nın giderek düşüşe geçtiği, tarihi birikim ve avantajlarını Doğu’ya kaptırıyor olduğu ve sürecin önünün alınamadığı zamanı çağrıştırıyor. Üstelik dünyanın kritik havza ve geçişlerinde ortaya çıkan çatışma, operasyon, savaşların üretim zincirlerini enerji tedariği başta olmak üzere istikrarsızlaştırması süreci iyiden iyiye kontrol dışı bırakıyor.
Aslında epey bir zamandır, her krizde olduğu gibi işin elverişli kolayı; ABD ve İngiltere’nin(Transatlantik Manevralar) dünyayı bir savaş iklimine itmesi ‘yeni dünyanın’ üstünlüklerinden elde kalan bir iki kalemden(müesses nizam) fayda umulduğunu hissettiriyor. Bunlar dolar’ın bütün yıpranmışlığına rağmen hala dünyanın rezerv para birimi olmayı sürdürebilmesi, ABD ordusunun hala dünyanın en güçlü ordusu olarak pek çok rakiplerinin toplamından daha fazla nükleer ve konvansiyonel malzeme stoğuna sahip ancak kullanabilme gücüne muktedir olup olamadığının belirsiz olduğudur.
Bunlar 1945’te Japon saldırganlığına karşı kullandıkları iki ön alıcı fırsatın geçen zaman içinde başkalarının eline geçerek bir ‘dehşet dengesi’ oluşturmasının nimetlerinden uzun soğuk savaş yılları boyunca 2. Dünya savaşının mağluplarını ve diğer Demirperde harici tüm ülkeleri güvenlik anlamında kaygılandıcı politikalarla palazlanma stratejisinin bedeli sayılabilir. Ayrıca bunun ustaca karşı bir tuzak olup olmadığını, kimlere yaramış olduğu aslında MAGA’cilerce düşünülmelidir.
Unutmamak gerekir ki ‘haşlanan kurbağa sendromu’, soğuk suya konulan kurbağanın, suyun sıcaklığı arttıkça yavaşça arttırıldığında tehlikeyi farketmeyip uyum sağlayarak sonunda ölmesini anlatan bir metafor ve deneydir.
Dünya kamuoyunu yönlendirme konusunda Batı’nın mahir ustalığı mevcuttur. En az 40-50 sene soğuk savaş ile idare ettikten sonra, bir eyyam İslamofobi manivelesını kullanıyorlardı. Nihayet Ukrayna olayı ve sonrasında Gazze, İran ile gerisi çorap söküğü gibi geldi. Kimin ne düşündüğü, kim olduğu sadece Epstein Dosyaları ile değil aleni ilan ediliyor. Sahte ve uydurma haberleri ise çok geçmeden olaylar ve neticeleri ortaya çıkarıyor.
Önceki Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, küreselleşmenin; her şeyin ucuz olduğu döneminin sona erdiğini söyleyerek, küreselleşmenin dünyanın küçük bir kısmının dünyanın geri kalanından ucuza ürün alabilme döneminin sona erdiği kanaatinde olduğu beyanı bu gerçeğin ekonomik kabulüdür. Scholz, ‘son 30-40 yıldaki gelişmeler nedeniyle pek çok ülke bizimle arasındaki farkı kapattı ve az bulunan ürünleri satın almak için rekabet eder hale geldi’ derken hem canı yanan ülkesini, ama bilhassa Asya’yı işaret ediyordu.
Son 25 sene Amerika’nın bütün siyasi kapris ve arzularına, Avrupa’daki askeri varlığına, Dolar hakimiyetine karşı şimdi diğer kapitalist ülkeler kendi çıkarlarını öne çıkarmaya başladılar. Küreselleşme cerzebesinin görünen yüzü ile bu riskin ihmal edilebilirliği, kurulmaya doğru yeni düzende etkili ve etkisizliği belirleyecek şartlar ile paralel ve doğru orantılıdır.
Fakat AB içerisindeki değişimin ne taraftan ve nasıl olduğu ile ilgili sorular ve ABD Başkanlarının(savunma harcamaları) serzenişlerine rağmen Avrupa’da ‘müttefik gelişmiş’ geçinenler ellerini ne ceplerine attılar, ne de ellerini taşın üzerine koydular hazıra dağ dayanamazdı.
Rusya, Almanya dahil Avrupa ülkeleri ve Çin, ‘Tehlike kalktığına göre çok kutuplu olmalıyız’ dedilerse de AB’nin küresel kutup olabileceğine dair veriler Brexit, Nato, Pandemi ve nihayet Rusya-Ukrayna gerilimi (gerisini saymıyoruz) ile zayıflamış görünüyor. Enerji piyasalarındaki gelişmeler de Çin ekonomisi için engelleyici ön uyarı niteliğinde.
Coğrafyanın bütününde bütün ekonomiler için üretim ve tüketim tempolarının istikrarında, enerji kaynaklarından çevre kirliliğine uzanan yelpazede Demokles’in kılıcı gibi riskler, sonuçları itibarıyla küresel tehditler barındırıyor. Rekabet, maliyetler, güvenlik, ulaşım, tedarik vb.başlıklara eklenebilecek çok sayıda faktör yeni bir denge’nin sağlanmasına ne gibi katkılar sağlayacaktır.