Arıcılıkta yapısal reform arayışı

Türkiye, bu küresel pazarın üretim ayağında Çin’in ardından dünya ikincisi konumunda bulunuyor ve dünya bal üretiminin yaklaşık yüzde 7’sini tek başına karşılıyor

SEDA GÖK

Türkiye’de yaklaşık 2 milyar TL ekonomik büyüklüğe sahip olan ve küresel ölçekte 2,5 milyar dolar ölçeğinde pazarı temsil eden arıcılık sektörü, yapısal dönüşümün eşiğinde. Ünlü bilim insanı Albert Einstein’ın, arıların yok olması durumunda insanlığa biçtiği dört yıllık ömre dair o tarihi uyarısı, bugün sektörün sadece ekonomik değil, ekolojik bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu yeniden hatırlatıyor. Son dönemde geleneksel üretim modellerinden sıyrılarak verimlilik ve yüksek katma değere odaklanan Türkiye, iç pazarda son 5 yılda kişi başına bal tüketimini yüzde 10 artırarak 1,3 kilograma yükseltti. Dış pazarda ise başta ABD ve Almanya olmak üzere 48 ülkeye ihracat gerçekleştiriliyor.  Sektörün geleceği; üretim alanlarının büyük kısmını elinde bulunduran Orman Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı’nın koordineli bir flora yönetimi sağlamasına, gezginci arıcılık kaynaklı genetik kirlenmeyi önleyecek bölgesel ırk ıslahı çalışmalarına ve arıcıların mera alanlarında karşılaştığı konaklama engellerinin ivedilikle kaldırılmasına bağlı görünüyor. Sektörün dünya ikinciliğini taçlandıracak bu hamleler, kamu eliyle yürütülecek toplu arı sağlığı mücadeleleri ile mazot ve şeker gibi temel girdilerin destekleme kapsamına alınmasını içeren bütüncül bir eylem planını zorunlu kılıyor.


Lokal verimlilik sorunu

İstatistiksel verilere bakıldığında Türkiye, yıllık 1,5 milyon tonu aşan dünya bal üretiminde yüzde 30’luk paya sahip Çin’in ardından yüzde 7’lik pay ile dünya ikincisi konumunda yer alıyor. Türkiye’yi ABD, İran ve Rusya gibi güçlü ekonomiler takip ediyor. Ne var ki, bu küresel başarıya rağmen kovan başı verimlilikte ciddi bir durgunluk yaşanıyor. Türkiye’de Arıcı Kayıt Sistemi (AKS) ve TÜİK verilerine göre 7,7 milyon kovan ve 69 bin kayıtlı arıcı bulunuyor; bu arıcıların yaklaşık 60 bini fiilen üretim yapıyor. Mevcut kovanların 5 milyona yakını aktif, 1,5 milyonu ise pasif durumda. Sektörün en büyük yapısal çıkmazı ise kovan başına üretimin 15-17 kilogram arasında sıkışıp kalmasıdır. Oysa küresel standartlar ve olması gereken hedef kovan başına 30 kilogram olarak gösteriliyor. Verimlilik düşüklüğünün temel nedenleri arasında; alan daralması, flora yetersizliği ve kontrolsüz koloni artışı öne çıkıyor.


Balın nüfus kağıdı

Sektörün en önemli hamlelerinden biri, Türkiye’deki Arıcıların Ballarını Kayıt Altına Alma Projesi oldu. Arıcıların yüzde 99’unun kovan bazında AKS’ye kayıtlı olduğu ülkemizde, üretilen balın miktarı ve kaynağı net olarak ölçülemiyor. Bu projenin hayata geçirilmesiyle, piyasadaki “merdiven altı” sahte ballar ile gerçek arıcının ürettiği kaliteli balların ayrıştırılması hedefleniyor. Bal tenekelerinin etiketlenerek arıcının ismi, işletme numarası ve köyüne kadar izlenebilir hale getirilmesi, sektörel kalitenin artırılması ve haksız rekabetin önlenmesi açısından hayati bir “nüfus kağıdı” niteliği taşıyor.


Gezginci arıcılığın engelleri ve destek talepleri

Türkiye’deki arıcıların yüzde 75’i gezginci arıcı statüsünde ve ülke tarımının tozlaşma (polinizasyon) sürecine muazzam bir katkı sağlıyor. Buna karşın, toplam hayvancılık desteklemelerinin sadece yüzde 2’si arıcılığa ayrılıyor.

Arılı kovan başına 140 TL temel destek yetersiz bulunurken, gezginci, genç/kadın çiftçi veya hastalıktan ari olma gibi ilave kriterlerle bu tutar kovan başına toplam 266 TL’ye kadar çıkabiliyor. Arıcılar en büyük gider kalemleri olan nakliye (mazot) ve kış beslemesinde kullanılan kristal toz şeker fiyatlarının yüksekliğinden yakınıyor. GDO’lu şurupların arı sağlığını tehdit etmesi nedeniyle üreticiler, Avrupa standartlarında uygun fiyatlı şeker desteği ve çiftçiye verilen mazot desteğinin kendilerine de tanımlanmasını talep ediyor. Ayrıca, mera, hazine ve milli park alanlarında gezginci arıcıların konaklamasına çıkarılan bürokratik engeller ile tarımsal ilaçlamaların arı ölümlerine yol açması, acil çözüm bekleyen kronik sorunlar olarak sıralanıyor.

Sektörün yaş ortalamasının yükselmesi ve gençlerin sektöre ilgi göstermemesi üzerine rota 18-35 yaş arası gençlere ve kadınlara çevrildi. Kadınlarımız Arı Sütü Üretiyor Projesi kapsamında, 81 ilde her yıl 810 olmak üzere 3 yılda toplam 2 bin 500 kadının arı sütü, polen ve arı zehri gibi katma değeri yüksek yan ürünlerin üretimine kazandırılıyor. Sadece süzme ve petek bala bağımlı kalmamak, propolis ve arı sütü gibi pazar değeri yüksek ürünlere standart getirmek sektörün geleceğini kurtaracak en önemli hamle olarak görülüyor.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM