Kaspersky’nin dünya genelinde 7 bin 200 katılımcıyla gerçekleştirdiği yeni araştırmaya göre; Z kuşağı, yapay zekâyı diğer nesillere kıyasla daha aktif kullanıyor. Gençlerin neredeyse yarısı yapay zekâyı her gün veya neredeyse her gün kullanırken, dörtte birinden fazlası yapay zekâ ile bir arkadaşlarıyla iletişim kurar gibi etkileşime geçiyor
Yapay zekâ, birçok Z kuşağı üyesi için günlük rutinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda. Katılımcıların neredeyse yarısı, yapay zekâyı her gün ya da düzenli aralıklarla kullandığını belirtiyor; bu oran tüm demografik gruplar arasındaki en yüksek seviyeye işaret ediyor. Z kuşağının yüzde 56’sı yapay zekâyı bilgi aramak, yüzde 49’u ders çalışmak, yüzde 47’si fikir üretmek ve yüzde 39’u ise iş amaçlı kullanıyor.
Ancak Z Kuşağı, yapay zekâyı yalnızca pratik bir araç olarak kullanmıyor. Katılımcıların dörtte birinden fazlası, yapay zekâyı bir arkadaş gibi kullandığını belirtiyor. Bu oran, diğer nesillere kıyasla daha yüksek. Bu durum, yapay zekânın kullanım alanında ortaya çıkan yeni bir değişime işaret ediyor: Yapay zekâ, belirli görevler için danışılan bir teknolojinin ötesine geçerek kullanıcıların sohbet etmek, duygusal destek almak veya arkadaşlık kurmak amacıyla da başvurduğu bir araç haline geliyor.
Yapay zekânın kişisel meselelerde tercih edilmesi, sohbet odaklı sistemlerin Z kuşağının dijital alışkanlıklarıyla ne kadar doğal bir biçimde örtüştüğünü ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre Z kuşağının yüzde 28’i, başkalarıyla paylaşmaktan çekindiği kişisel konuları yapay zekâya danışıyor. Bu durum yapay zekâyı mahrem ve duygusal açıdan destekleyici hissettirebilse de onun gerçek bir insan olmadığı unutulmamalı: Yapay zekâ sistemleri hatalı veya uygunsuz yanıtlar verebiliyor ve kullanıcılar sıradan bir çevrim içi hizmete kıyasla hassas verilerini çok daha rahat ifşa edebiliyor.
Yoğun kullanım, her zaman güvenli kullanım anlamına gelmiyor
Z kuşağının dijital dünyadaki yüksek aktivitesine ve öz güvenine rağmen, birçok katılımcı yapay zekâ ile ilişkili riskleri hafife alıyor. Yapay zekâ servislerini kullanırken koruyucu güvenlik önlemlerini düzenli olarak uygulayanların oranı yalnızca yüzde 42 seviyesinde kalıyor. Bu önlemler arasında, elde edilen bilgileri güvenilir kaynaklardan doğrulamak ve gizli ya da hassas verileri paylaşmaktan kaçınmak yer alıyor. Geriye kalan kullanıcılar ise bu tür tedbirlere yalnızca zaman zaman başvuruyor veya hiçbir güvenlik önlemi almıyor.
Yapay zekânın eğitim, iletişim ve kişisel karar alma süreçlerine giderek daha fazla dâhil olduğu düşünüldüğünde bu açık kritik bir önem taşıyor. Yapay zekâ tarafından üretilen hatalı bilgiler akademik çalışmaları veya günlük tercihleri olumsuz etkileyebilirken; sohbet sırasında paylaşılan veriler kişisel belgeleri, parolaları, finansal detayları, sağlık bilgilerini ya da özel mesajları kapsayabiliyor. Etkileşim ne kadar kişiselleşirse, yapay zekâ araçlarına girilen bilgilerin varsayılan olarak “gizli olmayan veri” kabul edilmesi gerektiği kuralını hatırlamak da o kadar hayati hâle geliyor.
Güvenlik alışkanlıkları önem taşıyor
Yapay zekâyı daha güvenli kullanabilmek için kullanıcıların, özellikle önemli bilgileri tek bir yapay zekâ yanıtına güvenmek yerine farklı kaynaklardan doğrulaması gerekiyor. Bu yaklaşım; eğitim, finans, hukuk, sağlık ve hatalı bir yanıtın ciddi sonuçlar doğurabileceği diğer hassas konular için özellikle önem taşıyor.
Kullanıcıların parola, ödeme bilgisi, kimlik belgesi, özel yazışma ve diğer gizli nitelikteki verileri yapay zekâ servisleriyle paylaşmaktan kaçınması gerekiyor. Yeni bir platform kullanmaya başlamadan önce, ilgili aracın hangi verileri topladığını, bu bilgilerin nasıl işlendiğini ve depolandığını anlamak büyük önem taşıyor.
Kaspersky Yapay Zekâ Teknolojileri Araştırma Merkezi Grup Yöneticisi Vladislav Tushkanov, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: “Z kuşağı, gelişen yapay zekâ trendlerini diğer nesillere kıyasla çok daha iyi anlıyor ve bu teknolojiyi eğitime, iletişime ve günlük yaşama entegre etmenin yeni yollarını buluyor. Bazı gençlerin yapay zekâyı artık bir arkadaş gibi konumlandırması, kullanıcılar ile teknoloji arasındaki ilişkinin ne kadar hızlı dönüştüğünü gösteriyor. Ancak kişisel hissettiren bir etkileşim, özel veya tamamen güvenilir bir sohbetle karıştırılmamalıdır. Genç kullanıcıların taşıdıkları öz güven ve merakı; bilgileri doğrulamak, kişisel verileri korumak ve aldıkları yanıtlara eleştirel yaklaşmak gibi alışkanlıklarla desteklemeleri gerekiyor.”

