
Sonbahara merhaba dedik. Sonbahar deyince aklımıza dökülen yapraklar ve güz yemişleri geliyor. Bunların başında ceviz, fındık, üzüm, elma, armut beraberinde az bulunan hünnap, üvez, alıç da var. Ne de olsa sonuncuların çok büyük ticari değerleri olmadığından, zihnimizde fazla bir yer işgal etmiyor. Konuyu dağıtmadan hemen açalım. Asmadan ya da üzümden söz etmeden sonbaharı geçirmeyi düşünemiyoruz.
Ufak bir bahçeniz varsa, bir de bu bahçe yeterince güneş alıyorsa asma için tam yeridir. Yok bahçeniz yeterince güneş almıyorsa, asma kendi olanaklarıyla güneşi bir şekilde bulacaktır. Zaten asmanın bir özelliği de budamalarla büyümesini sınırlandırma gereğidir.
Tersi durumda asma denetlenemez duruma gelir. Bir süre sonra ise yemiş verme oranı düşer. Bu sayfada, geçen yıllarda asma budamasını tartışmıştık ama bizim gibi arka bahçenizin en dibinde bir asmanız varsa budamaya öyle fazla bilimsel yaklaşmadan yapabilirsiniz.

Bu köşede daha önce hiç bahsetmediğimiz ayrıntı ise üzümleri ne zaman toplamamız gerektiğidir. Doğal olarak bahçenizdeki asma kolay bir yerde bulunuyorsa, keyifli olduğunuz vakitlerde bir üzüm tanesi ağzınıza atarak yemişlerin olgunluk derecesine bakmanız kolay oluyor. Aynı asmanın üzümlerini tada tada, iki ya da üç sene sonunda tam olarak olgunlaşmanın hangi tarihlere denk düştüğünü belirleyebiliyorsunuz. Sert ve ekşi olan üzüm salkımları için daha zamanımız var demektir.
Tüm bunlardan önce bizim dikkatimizi çeken en önemli işaret doğal olarak üzümün rengi olmalıdır. Siyah yemiş veren bir asmanın salkımları yeşilimtrak renkteyken kalkıp da onları tatmanın pek alemi yok. Ama akılda tutacağınız başka bir olgunlaşma işareti ise üzüm çekirdeğinin rengi ve sertliğidir.

Olgunlaşma arttıkça renk siyah, kırmızı, sarı, pembeye dönüşür. Örneğin “Çavuş Üzümünde” sararır. Çavuş üzümünün çok ince kabuklu ve çekirdeklerinin dişler arasında kolayca ezilmesi nedeni ile üzüm dünyasında özel bir yer tutar.
En ilgimizi çeken konu ise her 3 ya da 4 dalın ancak birinde tanesi vardır. Geride kalanlar ise güdük kalarak kuruyup gidereler. Hoş betonlaşma baskısı nedeniyle, bildiğimiz “Çavuş Üzümü” biraz Sakarya taraflarında biraz da Ege adalarında kaldı. Aynen beyaz renkli kırmızı benekli “Arnavutköy Çileği” gibi galiba yok olmaya yüz tuttu.
Üzümün olgunlaşmasında bizi en çok yanıltan işaret yeşil renkli üzümlerde olgunlaşma ile renk değişikliğinin pek de olmamasıdır. Bu durumda bizim en önemli dayanağımız, salkım sapının rengi olmalıdır. Olgun bir üzüm salkımının sapı kahverengi oluyor. Bunları size anlatmamızın nedeni üzüm, elma, armut, muz gibi kağıt torbaya konduğunda etilen salgılayarak olgunlaşmasını devam ettiremeyeceğindendir.

Üzüm taneleri, nar gibi koparıldığında olgunlaşmasını durdurur, ya kurur, ya da baskı, ezilme ile ya da delinme ile tane bütünlüğünü yitirirse çürür gider. Bütün bunları söyledikten sonra eğer sıra salkımları toplamaya geldiyse lütfen elle saplarını koparmayın bunun yerine keskin bir aletle keserek salkımları ayırmanız asmanızı olası bir zararlı hayvan saldırısına karşı daha korunaklı yapar, bilginiz olsun.
Bu hafta Dr. Şemi Alp kardeşimizin birbirinden güzel üzümleri olsa da, biz sadece ikisinin fotoğraflarını sizinle paylaşıyoruz. Bizim üzüm geçen hafta sizle paylaştığımız üzere siyah, aslında Amerika kaynaklı bizim bildiğimiz Karadeniz üzümü olup inanılmaz güzel kokulu, sert kabuklu çok sert çekirdekli İsabelle üzümü.
Üzümlerin dışında Okşan Kurç bizim için sonbaharda açma vaktini şaşırmış bir yıldız (Dahlia) çiçeği fotoğrafı paylaşmış. Kendisine teşekkür ediyoruz.
Keyifli Bahçeler…

