Eski Yazılarıma Bugünden Bakış -1

Bugün Altı Mart İki bin dört diyerek başlamışım yazıma ve devam etmişim: Her sabah yataktan kalkınca yaptığım gibi önce pencereden dışarıya göz attım. Yoğun kar yağmış. Bahçeler, otomobiller, ağaçlar, damlar ve insanların kirlettiği her şeyi kar örtmüştü. Birden dikkatimi çeken bahar dalları oldu, birkaç gün önce açan bahçemizdeki erik ağacının bembeyaz çiçeklerle donanmaya başladığı. Gelin başıydı sanki. Kaderin cilvesine baktım, hüzünlendim. Yeni bir hayatın başladığını müjdeleyen bembeyaz çiçekleri, hayatın durgunluğunu, sakinliğini, uyku halini, dinginliğini temsil eden bir gelin başı ama sıcak değil, buz gibi bir örtüyle güneşten kaçmaya zorlanıyor. Yoksa gelin başı benzetmesi yanlış mı oldu? Kefen demeye dilim varmadı da! Kefen hayatı örten beyazlıktır ama örttü mü tam örter. Yok olan hayatı, ebediyen örter. Kar öyle değil ki! Karın altında toprak donmaktan korunur. Tabiî, toprakla beraber, toprağın altında yaşayan ve birkaç ay sonra ekilecek ürünü besleyecek olan microorganizmalar da korunmuş olur. Yani gelecek yaşamı korur. Bu açıdan bakınca ona da gelin başı demeliyim. Farklı bir gelin başı. O zaman bunlar neyin kavgasını veriyorlar diye düşünüyorum. “Ey kar! Bıraksana güzelim bahar çiçeklerini, bir an önce açsınlar da kel dalları geline dönüştürsünler. Zaten çok kısa ömürlüdürler. Bir kelebeğinki kadar ancak. Geldikleri kadar çabuk gidiverirler yerlerini geleceğin meyvelerine bırakmak için. Nedir bu acelen? Yoksa kıskançlık mıdır yaptığın? Neyi paylaşamıyorsun? Senin vaktin ayrı, onunki ayrı. Üstelik öncelik sana tanınmış. Artık gitme vaktin geldiği halde neden sırasını bekleyen bahar çiçeklerinin üstüne yağarsın?”. Yaradan’ın hikmetinden sual olmaz demeliyim. Galiba doğa bir icraata karar verdi mi, ona tâbi olanlara sadece teslimiyet düşüyor.

Günümüze döndüm istemeden. Geleceğin dünyasında yaşamın çekilmez olacağını düşünmeye başladım. Yıllar önce Alvin Tofler’in yazdığı “Le Choc du Futur” (Gelecek şoku) isimli kitabı okurken o kadar rahatsız olmuştum ki, kitabı bitiremeden bırakmıştım. Aradan geçen yıllar yazılanlarda doğruluk payının çok olduğunu gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Şahsen değişimdeki hıza ve karakterime uymayan yeni yaşam tarzına ve değerlere alışamayacağımı hissediyorum. Bu dünyaya yabancılaşmaktayım. Şimdilerde fırtınalardan, tsunamilerden, toprak kaymalarından, kırıp geçiren çeşit çeşit yeni hastalıklardan daha beteri beni korkutuyor. Adını Yapay Zekâ koydular. Mühim olan bu değil. Çünkü ben 80 yaşının yarısına geldim. Belki daha çok yaşarım ama neresinden baksak, beklentileri sıfıra yaklaşan bir insanın kendisi için gelecekle ilgili korkuları olamaz diye düşünüyorum. Benim de öyle zaten. Ama ben çocuğumun kurduğu mutlu aile ve bizlerden sonraki bütün genç nesiller için korkuyorum. İnsanoğlu hızla yaşam alanının imkânlarını tüketiyor. Global açlık kapıda. Aç insan her şeyi yapar. İşte yakın gelecekteki en büyük felâket bu. Ben o günleri muhtemelen görmeyeceğim ama geride bırakacağım sevdiklerimi bekleyen ve dünyamızı genel bir yıkıma doğru koşarak gidişi düşündükçe kahroluyorum.

Torunlarımız için en büyük arzumuz, her zaman, her yerde, her şartta insanların onlara ihtiyaç duyacakları bir mesleğe sahip olmaları. Meselâ tıp doktoru. Gelecekte de daima geçerli olacak mesleklerden birinin doktorluk diğerinin de bilgisayar dünyasının teknokratları ve yapay zekâcılar olduğunu görüyorum. Onlar görevleri nedeniyle doğal olarak önemlerini koruyacaklar. Arada kalanları kötü günler bekliyor. Çünkü, bir düşünürün dediği gibi; gelecekte insanlar ikiye ayrılacaklar. Az bir nüfus olarak yönetenler ve yığınlarla yönetilenler. Doktorlar yönetenlerden olamasalar da gene onlara kimse el süremez. İnsanoğlu akıllanacak mı acaba diye düşündüğümdeyse okyanusta damla kadar bile olmayan gelecek ümidim daima aynı nedenle puf diye yok oluyor. Çünkü insanlığı bekleyen en korkunç belânın açlık olduğunu düşünüyorum. Eski bir düşünür olan bir baba dostu bir gün şöyle söylemişti: “Bak oğul, belki ihtiyar senaryo yazmayı seviyor galiba diyeceksin ama yine de dinle beni. Beni en çok Afrika, Güney Amerika ve Hindistan halkları endişelendiriyor. Onların açlık günleri her yerdekinden daha önce gelecek. O zaman onlar karnı doyanların topraklarına yürüyecekler. Söyle bana onları kim ya da ne durdurabilir? Söyleyeyim, istilâdan korkanların elindeki atom bombası. İşte yok oluşun başlangıcı oğlum. Başladığı zaman durdulamayacak. Ama zaten şsteseler de duramayacaklar çünkü onları da aynı son beklemektedir.”

Kusura bakmayın dostlar, ruhunuzu karartmak için yazmadım. İnandığım için ve inandığımı paylaşmak istediğim için yazdım. Yaşlı baba dostu yanılıyor mu?

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM