İş dünyası güven, yatırım ve rekabet istiyor

SEDA GÖK

İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, yüksek finansman maliyetleri ve küresel ekonomik belirsizliklerin üretim üzerindeki baskısına dikkat çekerek Türkiye’nin verimlilik, teknoloji yatırımları ve katma değerli üretimle rekabet gücünü artırması gerektiğini vurguladı. Özgener, ihracatçılara yönelik döviz dönüşüm desteğinin artırılmasını, finansmana erişimin kolaylaştırılmasını ve Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikalarında Türkiye’nin konumunun netleştirilmesini istedi.

İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, ekim ayı meclis toplantısında yaptığı değerlendirmede, Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden küresel büyüme görünümüne, finansman koşullarından ihracatçıların beklentilerine kadar iş dünyasının gündemindeki başlıkları ele aldı. Enflasyonda gözlenen gerilemenin olumlu bir gelişme olduğunu belirten Özgener, faiz indirimlerinin reel sektörün sorunlarını tek başına çözmeye yeterli olmayacağını ifade etti.

Üretim ve yatırım ortamının güçlendirilmesi için öngörülebilir ekonomi politikalarına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Özgener, Türkiye’nin değişen küresel ticaret koşullarında rekabet avantajı kazanmasının orta-yüksek teknolojili üretime, verimlilik artışına ve daha yüksek katma değerli ihracata bağlı olduğunu kaydetti.


Enflasyonda gerileme, finansmanda baskı

Türkiye’de yıllık tüketici enflasyonunun eylül ayında yüzde 29,73’e gerileyerek yaklaşık beş yıl sonra ilk kez yüzde 30’un altına indiğini hatırlatan Özgener, aylık TÜFE artışının ise yüzde 1,84 olarak gerçekleştiğini belirtti. Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyonun yüzde 1,6’ya düşmesinin, 2025’ten bu yana kaydedilen en düşük seviyeye işaret ettiğini ifade etti.

Fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaştığına dikkat çeken Özgener, eylülde aylık bazda en yüksek artışın yüzde 14 ile eğitimde, yüzde 7,36 ile kişisel ulaştırma araçlarının işletilmesinde görüldüğünü aktardı. Yıllık enflasyonda ise eğitim yüzde 48,62, sağlık yüzde 43,26 ve kiralar yüzde 41,34 ile öne çıktı.

Merkez Bankasının politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirmesini enflasyonun ana eğilimindeki iyileşme ve ekonomik aktivitedeki yavaşlama çerçevesinde değerlendiren Özgener, reel sektörün yüksek finansman maliyetleri ve likidite sıkıntısıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Özgener, para politikasındaki gevşemenin üretim ve yatırım koşullarına ne ölçüde yansıyacağının önem taşıdığını belirterek ekonomide güven ortamının güçlendirilmesi ve faiz kararlarının farklı politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini kaydetti.


Küresel büyüme tahmini yüzde 2,7’ye indi

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na da değinen Özgener, küresel ekonominin art arda gelen şoklara rağmen büyümeyi sürdürdüğünü, ancak büyümenin sınırlı kaldığını belirtti. Raporda 2026 yılı küresel büyüme tahmininin yüzde 3,1’e yükseltilirken Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin yüzde 2,7’ye indirildiğini aktardı.

Orta Doğu’daki savaş, enerji fiyatlarındaki yükseliş, gümrük tarifeleri, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yüksek finansman maliyetlerinin küresel görünüm üzerindeki başlıca riskler arasında yer aldığını belirten Özgener, enerji maliyetlerindeki artışın üretim girdileri ve taşımacılık üzerinden işletmelerin maliyetlerini de yükselttiğini ifade etti.

Brent petrolün varil fiyatının geçen hafta 110 doların üzerine çıkarak Mayıs 2026’dan bu yana en yüksek seviyesine ulaştığını hatırlatan Özgener, işletmelerin maliyet hesaplamalarında ve gelecek dönem planlamalarında enerji fiyatlarındaki gelişmeleri dikkate alması gerektiğini söyledi.

Küresel ekonomide ülkelerin ve sektörlerin farklı yönlerde ilerlediği bir döneme girildiğine işaret eden Özgener, Türkiye’nin bu tabloda nasıl bir ekonomik konumlanma tercih edeceğinin belirleyici olacağını vurguladı. Türkiye’nin dış ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını artırması için tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi, ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi ve orta-yüksek teknolojili üretimde ilerleme sağlaması gerektiğini dile getirdi.

Özgener, Avrupa ile ekonomik entegrasyon güçlendirilirken yeni teknolojilerde rekabet edilebilecek değer zincirlerinin belirlenmesi ve yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini kaydetti. Temel hedefin mevcut üretim kapasitesini korumanın ötesine geçerek verimlilik, teknolojik dönüşüm ve katma değer artışıyla rekabet gücünü kalıcı hale getirmek olduğunu belirtti.


Sermaye piyasalarında güven vurgusu

Finansal piyasalarda güvenin ve öngörülebilirliğin önemine dikkat çeken Özgener, sermaye piyasalarının işleyişini, şeffaflığını ve yatırımcı güvenini güçlendirecek adımların kısa vadede öncelik taşıdığını ifade etti.

Uluslararası endeks sağlayıcısı Morgan Stanley Capital International’ın (MSCI), Türkiye piyasalarındaki denetim mekanizmalarına ilişkin açıklamalarının yakından izlenmesi gerektiğini belirten Özgener, Haziran 2027’ye kadar yeterli ilerleme sağlandığına ilişkin somut bulgular elde edilememesi halinde Türkiye finansal piyasalarına yönelik ek önlemlerin değerlendirilebileceğini hatırlattı.

Olası bir statü değişikliğinin, gelişmekte olan piyasalar endekslerini izleyen uluslararası fonlar açısından önem taşıdığını belirten Özgener, sermaye piyasalarındaki güvenin korunmasının uzun vadeli finansman olanaklarının geliştirilmesi ve sermaye birikiminin artırılması bakımından kritik olduğunu kaydetti.

Merkez Bankası’nın KOBİ kredilerindeki büyüme sınırını yüzde 4,5’ten yüzde 5’e yükseltmesini ve Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarını düşürmesini olumlu değerlendiren Özgener, bu adımların bankaların likiditesini güçlendirmeyi ve KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmayı amaçladığını ifade etti.


İhracatçıya döviz dönüşüm desteği çağrısı

Özgener’in gündemindeki önemli başlıklardan biri de ihracatçılara sağlanan döviz dönüşüm desteği oldu. Merkez Bankası verilerine göre, uygulamanın başladığı 2023 yılından bu yana yaklaşık 44 bin firmanın destekten yararlandığını belirten Özgener, yararlanan firmaların toplam ihracatçı firmalar içindeki payının 2026’da yüzde 34’e ulaştığını aktardı.

1 Ekim’de yürürlüğe giren düzenlemeyle döviz almama taahhüdünün kaldırıldığını ve bunun yerine döviz pozisyon oranı koşulunun getirildiğini hatırlatan Özgener, destek kapsamındaki döviz satış limitinin firmanın yıllık faaliyet kârı ile iş gücü maliyetinin toplamı üzerinden hesaplandığını, firma başına yıllık destek tutarının ise 100 milyon Türk Lirası ile sınırlandırıldığını kaydetti.

Düzenlemelerin ihracatçılar açısından beklenen etkinliğe henüz ulaşmadığını belirten Özgener, mevcut yüzde 3’lük destek oranının artırılması ve sektörlerin üretim yapısı ile yarattığı katma değer dikkate alınarak farklılaştırılması gerektiğini vurguladı. Özellikle yerli üretime ağırlık veren ve emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin daha yüksek oranlarda desteklenmesini öneren Özgener, yerli girdilerle fason üretim yoluyla oluşturulan katma değerin de hesaplamalara dahil edilmesini istedi. Böylece yerli tedarik zincirlerini kullanan üreticilerin desteklerden daha etkin yararlanabileceğini belirtti.

Yıllık 100 milyon Türk Lirası tutarındaki destek üst sınırının kaldırılması veya ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyet hacmine göre yükseltilmesi önerisini de dile getiren Özgener, döviz dönüşüm desteğinin daha kapsayıcı hale getirilmesinin ihracatçıların rekabet gücünü artıracağını ifade etti.


Avrupa pazarında yeni kurallar yakından izlenmeli

Avrupa Birliği’nin gümrük ve sanayi politikalarındaki değişimlerin Türk ihracatçılar açısından yeni koşullar oluşturduğuna dikkat çeken Özgener, 21 Eylül’den itibaren kademeli olarak uygulanmaya başlayan AB Gümrük Reformu’nun dijitalleşme, veri odaklı süreçler ve gümrük işlemlerinin sadeleştirilmesi bakımından önem taşıdığını belirtti.

AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) mali yükümlülük döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla başladığını hatırlatan Özgener, demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ürünlerini Avrupa pazarına ihraç eden firmaların karbon emisyonlarını doğru ölçmesi ve raporlaması gerektiğini kaydetti.

Düşük karbonlu ham madde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliğinin rekabetin temel unsurları haline geldiğini vurgulayan Özgener, İzmirli firmaların yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi kapasitelerini artırmalarının önemine işaret etti.

AB’nin “Made in Europe” yaklaşımının da Türkiye’nin Avrupa sanayi politikalarındaki konumu açısından yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Özgener, kamu alımlarında Avrupa’da üretim şartının getirilmesinin Türk üreticilerin bazı ihalelere erişimini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.

Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamındaki haklarının korunması ve Avrupa üretim zincirlerindeki rolünün açık biçimde tanımlanması gerektiğini ifade eden Özgener, ilave maliyet ve kısıtlamaların ihracat ve yatırım kararlarını etkileyebileceğini söyledi.


İstihdamı koruyan işletmelere finansman desteği

İmalat sanayisinde üretim kapasitesinin ve istihdamın korunması amacıyla uygulanan İstihdamı Koruma Destek Programı hakkında da bilgi veren Özgener, gerekli şartları sağlayan işletmelere altı aya kadar anapara ödemesiz ve 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunulduğunu belirtti. Program kapsamında kredilere 12 puan faiz veya kâr payı desteği sağlandığını aktardı.

Özgener, programdan yararlanmak isteyen işletmelerin 2026’nın ilk yarısındaki ortalama aylık prim gün sayısını ikinci yarıda koruması gerektiğini ve başvuruların 31 Ekim’e kadar KOSGEB’in çevrim içi sistemi üzerinden yapılabildiğini hatırlattı.

İş dünyasının finansmana erişiminin kolaylaştırılması gerektiğini vurgulayan Özgener, kredi, teşvik, destek ve hibelerin üretim kapasitesinin korunmasında önemli rol oynadığını belirtti.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM