Pazar, Temmuz 14, 2024

Gümrük Birliği’nin güncellenmesi

Son yazımda kısaca mevcut koşullarda AB’ye tam üyelik hedefenin gerçekçi olmadığının altını çizmiş, en fazla atılabilecek adımların gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi olabileceğini vurgulamıştım. Bununla birlikte her iki konu başlığının da çok kolay olmayacak sorunları beraberinde getirdiği açıktır. Özellikle yine son yazımda belirttiğim Ankara anlaşmasının siyasi sonucu olan tam üyelik hedefinin ortadan kalkması halinde, bugüne kadar alınan bütün Ortaklık Konseyi Kararlarının içi boş hale gelmesi (kadük olması) tehlikesi de mevcuttur. Güncelleme tartışmasını bu yazıdan başka bir yazıya bırakıp, mevcut gümrük birliğinin ne olduğunu tekrar hatırlayalım ve doğru bildiğimiz yanlışlardan kurtulalım.

GÜMRÜK BİRLİĞİNİN BAŞLANGIÇ TARİHİ ASİMETRİK OLARAK FİİLEN 1971 KASIM AYI, HUKUKEN 1 OCAK 1973 TARİHİDİR

90’lı yıllarda gümrük birliğini savunanlar ve gümrük birliğine karşı çıkanlar kavgası günmüz Galatasaray Fenerbahçe yıldız savaşlarını hatırlatıyordu. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller Lozan’dan sonra en büyük uluslararası Antlaşma’nın Gümrük Birliği Anlaşması olacağını iddia ediyor, Gümrük Birliği hakkımızdır, hakkımızı alacağız savını ortaya atıyordu. Muhalefet ve rekabete açılmaktan erdişe edenler de Çiller karşıtlığı ile gümrük birliği karşıtlığını bir araya getiren argümanları savunuyorlardı.

Oysa Gümrük Birilği Ankara Anlaşması’nın geçiş dönemini düzenleyen Katma Protokol’ün imzalandığı 1971 yılının Kasım ayında fiilen (de facto), yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1973 tarihi itibarı ile hukuken (de jure) asimetrik olarak uygulanmaya başlayacaktı. Asimetrik kavramının açılımı o günün AET ülkeleri Türk sanayi ürünlerine karşı gümrük vergilerini derhal sıfırlayıp, yeni yeni palazlanmaya başlayan Türk sanayii için önemli bir ölçek ekonomisi fırsatı yaratıyor, buna karşılık Türkiye karşıt yükümlülüklerini 12 yıl esas, 22 yıl istisna olmak üzere zamana yayıyordu.

Daha sonra 12 yıl ortadan kalkacak, konuşulmaz olacak, 22 yıla da + 1 yıl eklenerek 1 Ocak 1996’ya kadar uzatılacaktı. Türkiye bu tarihte 23 yıl önce aldıklarına karşı kendi yükümlülüğünü yerine getiriyordu. Yani Çiller’in söylediği gibi ortada bir hak değil, tamamen aksine bir yükümlülük söz konusuydu.

Lozan Antlaşmasından daha önemli anlaşmaya gelince, bir önceki yazımızda da belirttik, ortada sadece “Türkiye ile AT arasında gümrük birliğinin son dönemini tesis eden 1/95 sayılı OKK vardı.

Tabi bu arada Türkiye’deki bütün katmanların (siyasi, börokrat, medya, akademisyen) gümrük birliğinin Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından onaylanması için yoğun lobi çalışmaları yürüttüklerine de tanıklık edecektik. Ben hala AP’nin OKK’ları onaylama yetkisini nereden aldığını merak edenlerdenim. Onaylanması gereken tek uluslararası anlaşma olan Ankara Anlaşması 1963-64 arası usulüne uygun olarak bütün üye devletlerin ve TBMM’nin onayından geçerek 1 Aralık 1964’de yürürlüğe girmişti.

NEV-İ ŞAHSINA MÜNHASIR (KENDİNE ÖZGÜ) ya da latince deyimi ile SUİ GENERİS BİR GÜMRÜK BİRLİĞİ

Tansu Çiller ve dönemin yöneticilerinin yanıldıkları en önemli hususların başında Türkiye’nin 1 Ocak 1996 itibarı ile AB’nin gümrük birliğine girdiği yaklaşımı yatmaktadır. Oysa 1970’lerin sonunda o günkü adıyla Avrupa Toplulukları Adalet Divanı verdiği bir kararla “Ortaklık İlişkisinin ne olduğunu düzenleyecekti.” Buna göre bir ortak üye ile ilişkiler bir tam üye ile olduğu gibi geliştirilebilir. Ancak bunun üç istisnası vardır:

Ortak üye karar masasına oturamaz, hukuk sisteminin parçası olamaz ve nihayet bütçesine para veren ve alan olarak taraf olamaz.
Eğer Türkiye gerçek anlamda gümrük birliğine girmiş olsaydı ortak ticaret politikasının karar masasında yer alacak, hukuk sisteminin parçası olacak ve bütçeye de katılacaktı.
Bugün gümrük birliğine bağlı olarak dillendirilen bütün şikayetlerin temelinde esasen bu olgu yatmaktadır.

GÜMRÜK BİRLİĞİNDEN ÇIKMAK

Türk politikacısı kıvrak zekalıdır. Gümrük Birliğinde işler sarpa sarınca, “Gümrük birliğinden çıkarız!” diyerek karşı tarafı tehdit etmeyi maharet sayar saymasına da, “çıkabilir miyiz hocam?” diye her sorduklarında, “girmediğiniz yerden çıkamazsınız!” espirili cevabını verdim, ardından da şunları ekledim:

“Öncelikle gümrük birliğinden çıkmak Ankara Anlaşmasından ve tam üyelik hedefinden vazgeçmektir. Diyelim siyasi görüşünüz zaten AB üyeliğine karşı. İyi de eski ismiyle GATT (Ticaret ve Tarife üstüne Genel Anlaşma), 1995’den bu yana kurumsallaşmış şekliyle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdindeki yükümlülüklerden nasıl kurtulacaksınız? Öyle ya Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Gümrük Birlikleri üçüncü ülkeler aleyhine ticaret saptırıcı etki yaratıp zarara yol açtığı oranda, bu yükümlülükten vaz geçiyorum demek ortaya çıkan zararın tazminini de beraberinde getirir. Doğal olarak bu söylenen Türkiye için olduğu gibi AB tarafı için de geçerlidir. Diğer ifadesi ile Ankara Anlaşmasının siyasi hedefini ortadan kaldırıp gümrük birliğinin içini boşaltmanın bizden çok AB’ye zarar vereceği dikkatten kaçırılmaması gereken bir olgudur.”

Neyse şimdilik yazımızı burada noktalayalım, güncellemenin zorluklarına bir sonraki yazımızda yer verelim.


Can Baydarol

Diğer Yazarlar