Pazar, Temmuz 14, 2024

Amerikalı Rahip ve Türk Hâkim -I

Çok sayıda ödül dağıtılıyorsa köşeye sıkıştılar demektir; çok sayıda ceza verdiklerinde yıprandılar demektir

Sevgili okurlarım,


Günümüzde, toplumun konuştuğu konuların başında, özgürlükler, enflasyon, hayat pahalılığı, AKP tarafından dayatmak istenen gerici eğitim programı, cumhuriyetin değerlerinin AKP iktidarı ile aşındırılması çerçevesinde, Atatürk düşmanlığı gelmektedir. Bu nedenle ben de biraz felsefeden dem vurarak, halkın balık hafızasında unutulmuş olan bir konudaki devletin yaklaşımını tekrar hatırlatarak AKP iktidarı ve onun moral lideri ERDOĞAN hakkında tarihe bir not düşmek istiyorum.

Konfüçyüs, idealizmde, “Kişi akılcı ve adil olduğunu düşünmediği bir örgüt ya da bir davaya katılmaz. Ancak bir kere gerçekten doğru olduğuna ikna olunca da kendisine zorluklar, hatta zarar da getirse eylem tarzından vazgeçmemelidir“ diyerek önemli bir konuya değinmiştir. İşte ülkemizde, halkın, bazı gerçeklere inandırılmasının zorlukları bir türlü aşılamamaktadır. Bilge insanların, sözleri ve açıklamaları, daha ziyade hurafelere dayanan din tüccarlarının, söylevleri içinde kaybolabilmektedir. Bu nedenle, toplumun yaşantısına dokunan ekonomik konular kendiliğinden inandırıcı bir hüviyet kazanmaktadır.

Unutmamak gerekir ki, Konfüçyüs, adil olmayan bir devlette, zengin ve onurlu olmanın haysiyetsizlik olduğunu söylemiş olup kendisi de bağımsızlığı için ölümü de göze almıştır. Sadakat, bir birey ya da devlete körü körüne itaat anlamına gelmez, aksine, bilinçli karşı çıkma görevini de içermektedir. Zen literatüründe, sıkça rastlanan eğitim üzerine klasik bir aforizmada Konfüçyüs, “Ben bir köşeyi getirir de, konuştuklarım kalan üç köşeyle çıkagelmezse, onlarla konuşmayı keserim“ diyerek müzakere ve ona bağlı değerleri açıklamak istemiştir. İşte tam da Türkiye’yi yöneten tek adam Erdoğan’a göre bir kavram diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Siz ne dersiniz?

Şimdi, ülkemizde hem siyasi hem de adli önemli bir konu ve Türkiye’nin tüm dünyadaki prestiji ile doğru orantılı bir davranış biçimini ele alarak dikkatinize sunmak istiyorum. Bu konunun, ülkemizin itibarının yerle bir edildiğinin bir kanıtı olarak tarihe geçmesi söz konusu olup, normal ülkelerde hükümet düşmesi gündeme gelebilecek kadar önemli siyasi ve adli bir kavramın, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sanki normalmiş gibi karşılanması, yönetimdeki, yetersizlik ve beceriksizlik değerlerinin güncelleşmesidir.

Türkiye’de bulunduğu süreçlerde, ülkemiz aleyhine casusluk (espiyonaj) faaliyetlerinde bulunduğu istihbarat birimleri tarafından kesinleştirilmesine rağmen, yakalandıktan sonra Erdoğan tarafından, çeşitli vesilelerle, hiçbir zaman iade edilmesi söz konusu olmayacak dediği RAHİP hüviyetini kullanan istihbarat ALBAY’ının Amerika Birleşik Devletleri başkanı DONALD TRUMP tarafından yapılan sert bir ültimatom gibi telefon konuşması, gümrük vergilerinin arttırılması şeklindeki üstü kapalı yaptırımlar sonucunda, bütün adli unsurlar aşılarak Amerika’ya iade edilmesinin SKANDAL kelimesi ile açıklanamayacak boyutu vardır ki, bu da bir milletin şeref ve haysiyeti ile yakından ilgilidir. İşte, tek adam rejiminin ülkeye kazandırdığı itibarın, bu çerçevede ele alınmakta olduğu anlaşılmaktadır. Evet, Sayın Erdoğan itibardan tasarruf olmuyormuş. Ancak bunun nasıl bir itibar olduğunu lütfen bizlere bir açıklar mısınız?

ANDREW CRAIG BRUNSON 3 Ocak 1968 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerinde doğmuştur. Kendisi, görünür hüviyeti ile Amerikalı bir papaz olup aynı zamanda EVANJELİK PRESBİTERYEN kilisesinin de aktif bir üyesi olduğu, birçok kaynaktan teyit edilmektedir. Elde edilen, geçmiş dönemlerle ilgili kısıtlı bilgiler çerçevesinde, rahip Brunson’un İspanya, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere üç ayrı ülkenin vatandaşlığı vardır. Bu durumun pek normal olduğunu ifade etmek ise, oldukça zorlamaları gündeme getirmektedir. Rahip ANDREW CRAIG BRUNSON 1993 yılında ilk önce İstanbul’a sonra da İzmir’e gelerek bu tarihten itibaren Türkiye’de yaşamaya başlamış olduğu görülmektedir. Kendisini bu tarihlerde yapmış olduğu ziyaretler ve münasebetler çerçevesinde, bir dönemki BARIŞ GÖNÜLLÜLERİ benzerliği dikkate alınarak, istihbarat birimlerinin dikkatini çektiği bilinmektedir.

Rahip CRAIG BRUNSON Macar asıllı NORINE isimli bir kadınla evlenerek ülkeye gelmiştir. Bu evlenmenin de temelinde dikkat çekmemek amacıyla aile görünümü vermek olduğu değerlendirilmiştir. Kendisi Türkiye’ye eşi ile beraber gelmiş ve birlikte örtülü olarak, istihbarat çalışmalarını merkezden denetimli bir biçimde, projeli yapmışlardır. Ancak, gelişen zaman tünelinde, gündeme gelen fiili gelişmelere göre, daha sonraları çeşitli zamanlarda NORINE, Amerika Birleşik Devletlerine ve Bulgaristan, Romanya, Macaristan gibi diğer bazı ülkelere de farklı zaman dilimlerinde, seyahatler yapmıştır.

Türkiye’de yaşadığı yaklaşık yirmi dört ( 24 ) yıllık süreç içinde rahip BRUNSON ilk önce İzmir’de Basmane semtinde bulunan ve o dönemde faaliyetini gizli olarak sürdüren YENİ DOĞUŞ kilisesinde PASTÖR olarak çalışmaya başlamıştır. Bu süreç içinde, PASTÖR olarak kilise ayinlerinde ve kilise dışı faaliyetlerinde daha ziyade KÜRT kökenli vatandaşlarımızı HRİSTİYAN yapmak ve onları bölücü eylem ve toplu hareketler kapsamında, teorik ve pratik olarak örgütlemek için, özel EV ZİYARETLERİ, muhtelif çeşitli küçük katılımlı TOPLANTILAR ile ikili üçlü görüşmeler yaptığı dikkat çekmektedir. Kendisi Kürt kökenli vatandaşlar ile konuşurken güneydoğuda bir KÜRT DEVLETİ kurulacağını ve onunla ilgili çeşitli planları, devamlı surette onlara ve bazı cemaat üyelerine açıklamaktan çekinmemektedir. İşte bu dönemlerde istihbarat birimlerinin gözlem objektiflerine takılması söz konusudur.

Basmane semtinde bulunan YENİ DOĞUŞ kilisesine devam eden topluluk içerisinde Türk kökenli kişiler olduğu gibi Kürt kökenli ve her ulustan insanlar da bulunmaktadır. Kürt kökenli olan kişiler arasında, Türkiye’yi seven insanların yanı sıra bölücü görüşe sahip, terör örgütü militanı ve sempatizanı olan yirmi kişilik bir grup da yer almaktadır. Bu bölücü fikre sahip grupta yer alan şahısların kimlikleri ele alındığında B.K.,M.D., H.M. ve D.Ö. isimli bayanların yanı sıra AGİT kod isimli kişi ile yabancı uyruklu B.M. tespit edilebilen unsurlar olarak önem arz etmektedir. Bunlara ilave olarak, yine yabancı uyruklu ELİZABETH isimli bayanın da bölücü faaliyetlerde ön plana çıktığı görülmektedir.

Kilise PASTÖRÜ olan ANDREW BRUNSON’un bu bölücü görüşe sahip kişilere özel bir ilgisinin olduğu bilinmekte olup bir suç işleseler bile bu kişilere sahip çıkmaya, kiliseden uzaklaştırmamaya özen göstermiştir. Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan antlaşmasına göre, Türkiye’de kilise açılması yasaktır. Ancak kanunun arkasından dolanarak çeşitli kiliselerin açılmasının mümkün olabileceği konusu üzerinde CRAIG BRUNSON ve arkadaşları tarafından hukuksal araştırmalar ve incelemeler yapılmış ve bu çerçevede birçok görüşmeler de farklı hukukçular ile gerçekleştirilmiştir. Konu aynı zamanda Amerika’da C.I.A merkezinde, ilgili yöneticiler nezdinde değerlendirilmiştir.

Bu araştırma ve incelemeler kapsamında FETÖ / PDY örgüt üyesi ve kod adı RAMAZAN isimli bir avukat, BRUNSON ve onun arkadaşlarıyla toplantılar yapmış ve onlara bu yasağı aşmanın yolunun dernekleşmek olduğunu, birçok hukuksal metin ve örneklerle ortaya koymuştur. Tüm bu gizli toplantıların istihbarat birimleri tarafından izlenerek raporlara bağlanması kaçınılmaz olarak gündemin de bir parçasını teşkil etmesi gözden uzak tutulmamalıdır.

RAMAZAN kod isimli bu kişinin FETÖ silahlı terör örgütünün EGE BÖLGE İMAMI olduğu da tespit edilen bilgiler içinde yer almaktadır. Bilindiği üzere FETÖ terör örgütü başı olan FETHULLAH GÜLEN ile doğrudan görüşebilen ancak beş (5) kişi vardır ve bu Ramazan kod adlı kişi de bu beş kişiden birisidir.

BRUNSON ve arkadaşları da çözümün FETÖ’NÜN elemanları tarafından sağlanacağını düşünerek, kendi aralarında “bizim işimizi bunlar çözer“ düşüncesiyle hareket etmişler ve bu tarihten sonra Türkiye’nin dört bir tarafında çeşitli kiliseler açılmaya başlamıştır. Bu açılan kiliselerin bir kısmının finansmanının da HİMMET paralarından olabileceği dikkate alınmalıdır.

Türkiye’de, yıllardır devam eden PKK ayrılıkçı terör örgütü faaliyetleri nedeniyle bu örgüte üye olmuş Kürtlerin de olduğu bir gerçektir. Ancak bunun yanı sıra PKK örgütünü desteklemeyen Kürt vatandaşların da bulunduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle Kürtlerin tamamını PKK üyesi olarak tanımlamak oldukça zordur.

2003 – 2004 yıllarında PKK’LILARIN ve ayrımcı Kürtlerin kiliseler vasıtasıyla kendilerini akladıkları ve bu yolla yurt dışına iltica ettikleri birçok olay vardır ve bu tip bir uygulamanın istihbarat birimleri tarafından da değerlendirilmiş olduğu muhakkaktır. Bu kapsamda, özellikle cezaevinden çıkan PKK militan ve sempatizanları, istihbarat birimlerinin, teknik ve fiziki takibinden, kurtulmak amacıyla kiliselere başvurup “biz hristiyan olduk“ diyerek kilisenin sağladığı örtü ve finansman imkânlarıyla yurt dışına iltica ediyorlardı. ANDREW CRAIG BRUNSON da bu faaliyetlerin içinde ve önemli bir kişi olarak yer almıştır.

PASTÖR ANDREW CRAIG BRUNSON Basmane’deki YENİ DOĞUŞ kilisesinden 2008 – 2009 yıllarında teröre destek olduğu için kovulmuştur. Çünkü Yeni Doğuş PRESPİTERYAN bir kiliseydi ve teröre destek verilmesini istememekte idi.

ANDREW BRUNSON’un buradan kovulduktan sonra yaklaşık olarak iki ay civarında yurtdışında kaldığı bilinmektedir. Rahip Andrew Türkiye’ye tekrar geldikten sonra bir hafta içerisinde Alsancak’ta bulunan Bornova sokağındaki binayı satın alarak yeni bir kilise açtı ve bu kiliseye DİRİLİŞ adını verdiği görülmektedir. Bu hususta yeterli finansmanı nasıl temin ettiği ise hiçbir zaman sorgulanmamıştır. Hemen gelmesi ile binanın satın alınması ve dekore edilerek faaliyete geçmesinin kısa zaman dilimlerinde olması ise çok daha dikkat çekicidir.

Bu kilisenin açılışından kısa bir süre içerisinde 50 kişinin üzerinde ufak bir cemaat oluşturduğu da tespit edilmiş olup bu cemaatin daha geniş bir bilgi toplama ağına sahip olduğu, uyuyan ajanların da yer aldığı hususu değerlendirilmektedir. Rahip olarak kendisini lanse eden BRUNSON’un gerçek görevinin istihbarat olduğu ve diğer bütün eylem ve pozisyonlarının maskeleme amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Diriliş kilisesinde Brunson ile birlikte bulunan kişi ERIK W. olup mükemmel şekilde Osmanlıca ve Kürtçe bilmektedir. Kendisinin de istihbarat personeli olduğu tespit edilerek çok sıkı bir biçimde izlenmekte olduğu bilinmektedir.

İzmir’deki PROTESTAN kilisesi önderlerinin katılımıyla 9 / 10 / 2013 tarihinde gerçekleştirilen önderler Toplantısı’nda FETÖ / PDY ile diyalog kurulmasının faydalı olacağı da farklı söylev ve yaklaşımlar ile söylenmiştir.


Devamı bir sonraki yazıda…

Tayfun Gözüm

Diğer Yazarlar