Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nin (UEZ 2026) ikinci gününde konuşan Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Cansu,” Dünyanın geçmiş 50-100 yılına bakın, insanlığın refahı hep artmış. İyimser olmak için ortada sebepler de var. Dayanıklı ve sürdürülebilir olanlar ayakta kaldı” dedi.
2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ikinci günü de yoğun katılımla gerçekleşti.
“Teknoloji tek başına anlam ifade etmiyor”
Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Cem Cansu, panelde yaptığı konuşmada, şirket yapılarının hibrit bir model üzerine kurulu olduğunu belirterek, aktif değer yaratan bir grup olduklarını, potansiyel ile performans arasındaki farkı minimize etmeye odaklandıklarını söyledi. Çoklu değer üretimine dayalı bir yatırım anlayışı benimsediklerini söyleyen Cansu, sürdürülebilirliğin bu yaklaşımın merkezinde yer aldığını belirtti. “Dünyanın geçmiş 50-100 yılına bakın, insanlığın refahı hep artmış. İyimser olmak için ortada sebepler de var. Bu dönemde çok ciddi zikzaklar da olmuş. İniş çıkışları yaşadığımız noktalar oldu. Dayanıklı ve sürdürülebilir olanlar ayakta kaldı.” diyen Cansu, yatırım kararlarında orta ve uzun vadeli perspektifin belirleyici olduğunu kaydetti.
Yapay zekâ yatırımlarına da değinen Cansu, teknolojinin tek başına anlam ifade etmediğini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Yapay zekayı tek başına yapay zeka olarak konuştuğumuz zaman da aslında bu biraz yapay kalabiliyor. Yani bu aslında bizim içimizde bir dönüşüm çünkü bireysel ya da kurumsal tecrübelerimde gördüğüm, yapay zekaya ne kadar doğru veriyi, ne kadar doğru süreçle ve sistematik olarak verdiğimiz zaman buradaki verim artıyor. Aksi takdirde açıkçası aynı verimi alamadığımızı görüyoruz. Dolayısıyla önce aslında veri, sistem, süreç, hatta insan kaynağı organizasyonu dahi bunun içine katabiliriz. Bunların tam oturmuş olması yapay zekanın bence sonuçlarını olumlu yönde etkileyen faktörler olarak görüyorum.”

“Demografinin değişimi de çok önemli bir etken”
Diffusion Capital Partners Ortağı Alper Karagöz de derin teknoloji yatırımlarına odaklandıklarını belirterek, “Derin teknoloji alanında yatırımlar yapıyoruz. Karşımızda işi büyütebilecek bir takım görürsek yatırım yapıyoruz. Diğer unsur, pazar büyük mü, potansiyel var mı ona bakıyoruz. Bu işi yaparken dönemsel birtakım kaygılar var. 10 yıl önce yatırım yaptığımız işe bugün yatırım yapma olasılığımız çok düşük. Yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi var. Artık laboratuvardan ürüne geçiş oldukça hızlı. Yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi var. Demografinin değişimi de çok önemli bir etken. Ona göre servisler gözetmeniz lazım. Sıfır karbona yolculukla alakalı bir trend de söz konusu. Dikey yapay zeka ile sağlıkta, otomasyonda bir sürü iş fikri geliyor ve bunları kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin girişimcilik ekosistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karagöz, “Patent sayıları ve bilimsel yayınlar ciddi artış gösteriyor. Bu durum insan kaynağı ve Ar-Ge tarafında güçlü bir potansiyele işaret ediyor” diye konuştu. Türkiye’nin oyun ve FinTech alanlarında güçlü olduğunu vurgulayan Karagöz, dijitalleşme kapasitesinin yüksek seviyede olduğunu ifade etti.

“Gıda arzının %70 artırılması gerekecek”
Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı & Besler CEO’su Mert Altınkılınç ise gıda sektöründe sürdürülebilirliğin kritik önem taşıdığını belirtti. “2050’de dünya nüfusu 10 milyara ulaşacak ve gıda arzının yüzde 70 artırılması gerekecek” diyen Altınkılınç, bu sürecin aynı zamanda önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.
Tedarik zincirinin kırılgan olduğu bir dönemde gıda sektörünü çok geniş perspektifte ele alınması gerektiğini ifade eden Altınkılıç, şunları kaydetti: “Sürdürülebilirliği işin merkezine alan, verimliliğe odaklanan, tüketici değişikliklerini algılayabilen devletler ve şirketler önde olacaktır. Tüm paydaşlarımızla şeffaf bir ilişki kuruyoruz. Yaş meyve sebze işinde gıda atığı yüzde 50’lere gelmiş durumda. Biz bunu dondurulmuş gıdada yüzde 7’ye kadar indirdik. Kadın çiftçilere odaklandık. Sektördeki kadınların yüzde 80’i ücret almayan veya yan haklardan mahrum insanlardan oluşuyor. Bu konuda çalışmalar yapıyoruz bakanlıklarla iş birliği içinde. İyi ve kaliteli gıdayı herkese erişebilir hale getiriyoruz.”
“Türkiye ile ilgili istihdam yaratabileceğimiz alanlarda destekler sunuyoruz”
Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Türkiye, Kazakistan ve Özbekistan Direktörü Lisa Kaestner belirsizliklerin arttığı bir dönemde finansal dayanıklılığın kritik hale geldiğini söyledi. Son 10 yılda 25 milyar doların üzerinde bir kaynak sağladıklarını belirten Kaestner, “Finansta dayanıklılık olmalı ve orada sürdürülebilirlik de olmalı. Türkiye’de değer zincirini geliştirmeliyiz. Verimliliği artırmak da bizim çalışmalarımız arasında yer alıyor. Finans sektöründe fonlarla da çalışmak mümkün. Türkiye ile ilgili önemli altını çizmek istediğim konu, istihdam yaratabileceğimiz alanlarda destekler sunuyoruz. İklim değişikliği için finansmanlar sağladık. Bir takım start-up’lara da desteklerimiz oldu. Dijitalleşmeyi önceliklendiren KOBİ’lere destek sağlıyoruz” şeklinde konuştu.
