Nükleer sızıntıların etkisi sınır tanımayarak insan sağlığını tehdit ediyor 

Küresel savaşların nükleer santrallere sıçraması ihtimaliyle uzmanlar, nükleer sızıntıların çevreyle beraber insan sağlığını da doğrudan etkileyeceği konusunda uyarıyor 

Dünyadaki nükleer santrallerde yaşanabilecek bir sızıntı ya da nükleer tesislere yönelik saldırıların ardından gündeme gelen nükleer güvenlik endişeleri, Türkiye açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, olası bir nükleer sızıntının sadece çevreyi değil, insan sağlığını da doğrudan etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Üsküdar Üniversitesi Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği Program Başkanı Öğretim Görevlisi Dilek Aker, 26 Nisan Çernobil Felaketini Anma Günü kapsamında olası bir nükleer sızıntının sonuçları hakkında önemli uyarılarda bulundu. Öğr. Gör. Aker, nükleer sızıntı durumunda insan vücudunun radyasyona maruz kalabileceğini belirterek, “Alfa ve beta parçacıkları, vücuda girdiklerinde ulaştıkları doku ve organlara yüksek miktarda radyasyon enerjisi verir. Bu durum, genetik dizilime etki edebilir, hücre yapılarında bozulmalara ve organ hasarlarına yol açabilir. Uzun vadede ise bu hasarlar kanser gibi ciddi hastalıklara ya da mutasyonlara neden olabilir” dedi. 

Aker, radyasyonun kararsız atomların enerji yaymasıyla ortaya çıktığını belirterek, “Radyasyon, kararsız atomların kararlı hale geçmek için parçacık (alfa, beta, nötron) veya elektromanyetik dalga (X ışınları, gama ışınları, radyo dalgaları, kızılötesi ışınlar) şeklinde yaydığı enerjidir. Günlük hayatta telefon, televizyon ve Wi-Fi gibi cihazlarla iç içe yaşadığımız radyo dalgaları, mikrodalgalar ve kızılötesi dalgalar, iyonize olmayan radyasyon türlerindendir” ifadelerini kullandı. 


Radyasyonlara dikkat edilmeli

Asıl dikkat edilmesi gerekenin ise iyonize radyasyonlar olduğunu söyleyen Aker, “Bu tür radyasyonlar alfa ve beta gibi parçacık şeklinde ortama saçılarak, gama ışınları gibi elektromanyetik dalgalar ise doğrusal bir yönde yayılır. Radyasyonun insan üzerindeki biyolojik etkisi; ışınlanma şekli, süresi ve kaynağına göre değişiklik gösterebilir. Ayrıca maruz kalan kişinin yaşı, cinsiyeti ve vücudunda hangi bölgenin ışınlandığı da bu etkiyi doğrudan etkiler. Alfa ve Beta ışımaları iç ışınlamada oldukça zararlı biyolojik etkiler oluşturur. Alfa ve beta parçacıkları ulaştıkları doku ve organlara yüksek miktarda radyasyon enerjisi verebilir, genetik dizilime etki edebilirler ve farklı hücre ve organellerine zarar verebilirler. Bu hasarların kanser gibi hastalıklara ya da mutasyona sebep olabilirler. Dış ışınlamada ise Alfa parçacıkları için tehlike gözlenmez çünkü bu parçacıklar deriyi geçemez fakat açık yaralar iç ışınlamaya sebebiyet verebilir. Beta parçacıkları alfa parçacıklarına göre daha zararlı etkiler yaratabilir. Örneğin; derinin yanması, gözde katarakt oluşması gibi. Gama ışınları ise daha tehlikelidir. Uzun mesafeler kat edebilen gama ışınları tüm vücuda nüfuz edebilir” dedi. 


Radyasyon maruziyeti insan sağlığını olumsuz etkiliyor 

Radyasyon maruziyetinin deterministik veya stokastik etki denilen etkiler yaratabildiğini anlatan Aker, şu ifadeleri kullandı: “Nükleer tesislerdeki kaza, yakın çevresindeki insanları deterministik olarak etkilenirken, daha uzaktakileri stokastik olarak etkileyebilir. Deterministik etki; radyasyon maruziyeti sonucu maruz kalınan bölgenin zarar görmesi, o bölgede hücre ölümlerinin gerçekleşmesi, çok yüksek dozlarda da ölüme neden olan bir etkidir. Deterministik etkiyi, bir anda yüksek seviyeli radyasyona maruz kalmak olarak da adlandırabiliriz. Stokastik etki ise kanser gibi hastalıkların, genetik mutasyonlar ortaya çıkabilmesi ve nesilden nesile aktarılabilen bir etkidir.  Bu etkiyi nispeten düşük dozlarla sürekli maruziyet olarak da adlandırabiliriz.” 


Patlamaya direkt bakılmamalı 

Aker, nükleer patlama durumunda yakın çevredekilerin alması gereken önlemleri anlattı. Patlama sonrası açık su kaynaklarının kullanılmaması gerektiğini ifade eden Aker, “Patlamayla oluşan ışık hüzmesi gözleri kör edebileceği için asla doğrudan bakılmamalıdır. En kısa sürede korunaklı alanlara girilmeli ve en az 48 saat bu alanlardan çıkılmamalıdır. Gıda ve su ihtiyacı için açıkta kalmış yiyecekler tüketilmemeli, bunun yerine kapalı ambalajlı ya da konserve ürünler tercih edilmelidir. Toprak üstünde yetişen sebzeler yenmemeli, havuç, patates gibi toprak altında yetişen ürünler tercih edilmelidir. Açık su kaynakları (göl, dere, nehir gibi) kullanılmamalı, kapalı ambalajlı içme suları tercih edilmelidir. Radyoaktif parçacıkların atmosfere karışıp yere inmesiyle birlikte, vücut, deri ve gözlerin korunması önem kazanır. Bu nedenle koruyucu giysiler, maske, şapka, eldiven, gözlük ve uzun kollu kıyafetler giyilmelidir. Beton, iyi bir radyasyon zırhıdır. Bu nedenle yapıların içinde en az 48 saat, tercihen 8-9 gün kalınmalı; radyasyonun içeri sızmaması için su ve havalandırma boruları kapatılmalı, pencereler açılmamalıdır. Ayrıca, tiroid bezini korumak amacıyla tiroit koruyucu tabletler (iyot tabletleri) kullanılabilir. Unutulmamalıdır ki, bu önlemler salınan radyasyonun şiddetine göre değişiklik gösterebilir” dedi. 

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM