Aslanlar Kendi Hikâyelerini Yazmadıkça

Eski bir Afrika atasözü der ki:
“Aslanlar kendi hikâyelerini yazmadıkça, avcıların hikâyelerini dinlemek zorunda kalacaklardır.”

İş hayatında da durum çok farklı değil.
Şirketlerde çoğu zaman başarıyı yaratanlarla, o başarının hikâyesini anlatanlar aynı kişiler olmuyor. Hatta bazen işi yapan sessizce yoluna devam ederken, işi iyi anlatan kişi sahnenin ortasına yerleşiyor.
Sonra da şaşırıyoruz:
“Bu terfii neden o aldı?”
“Projeyi aslında biz yapmıştık.”
“Bu başarı onun değil ki…”
Haklı olabilirsiniz.
Ama bir soruyu da kendimize sormamız gerekiyor:
Peki siz kendi hikâyenizi anlattınız mı?

Bir sanayi şirketinden örnek verelim.
Üretim müdürü Murat uzun yıllardır aynı şirkette çalışıyordu. İşini iyi bilen, sahayı tanıyan, sorun çıktığında masadan değil fabrikanın içinden çözüm üreten yöneticilerden biriydi.
Şirketin teslimat performansı bozulmaya başladığında Murat ve ekibi aylarca çalıştı.
Üretim planı değiştirildi.
Makine duruşları tek tek analiz edildi.
Vardiya sistemi gözden geçirildi.
Ürünlerin üretim sıralaması yeniden düzenlendi.
Sonuç?
Altı ay içerisinde gecikmeler azaldı, fazla mesai düştü, üretim arttı.

Murat mutluydu.
“Rakamlar ortada. Nasıl olsa herkes görüyor” diye düşündü.
İşte hata da burada başladı.
Çünkü herkes görmüyordu.
Genel müdüre ve yönetim kuruluna yapılan sunumları Murat’ın bağlı olduğu operasyon direktörü hazırlıyordu.
Sunumlarda şu ifadeler vardı:
“Operasyon modelimizi değiştirdik.”
“Üretim sistemimizi yeniden yapılandırdık.”
“Aldığımız kararlarla verimliliği artırdık.”
Cümleler tamamen yanlış değildi.
Ama hikâyenin önemli bir bölümü eksikti.

Bir süre sonra yönetim kurulunun zihninde başarının sahibi belli olmuştu: operasyon direktörü.
Organizasyon değişikliğinde operasyon direktörü genel müdür yardımcılığına yükseltildi.
Murat ise görevine devam etti.
Bir akşam arkadaşına dert yandı:
“Benim yaptığım işlerle adam terfi etti.”
Arkadaşı tek bir soru sordu:
“Sen yaptıklarını kime anlattın?”
Murat’ın verecek cevabı yoktu.

İş hayatındaki en tehlikeli varsayımlardan biri şudur:
“Ben işimi iyi yapayım, nasıl olsa görülür.”
Hayır.
Her zaman görülmez.
Genel müdür sizin bütün gün ne yaptığınızı bilmiyor. Yönetim kurulu hangi problemi nasıl çözdüğünüzü görmüyor. Şirket sahibi gece yarısına kadar hangi müşteriyi kurtarmaya çalıştığınızın farkında olmayabilir.

Karar vericiler çoğu zaman olayların tamamını değil, kendilerine ulaşan bilgiyi görür.
Yani hikâyeyi.
Bu nedenle günümüz iş hayatında yalnızca değer üretmek yeterli değil.
Ürettiğiniz değeri görünür hale getirmek de gerekiyor.
Burada sözünü ettiğim şey kendini pazarlamak ya da her fırsatta “Ben yaptım” demek değil.
Tam tersine.
Yaptığınız işi kayıt altına almak.
Sonuçları ölçmek.
Katkınızı göstermek.

Murat altı aylık çalışmanın sonunda tek sayfalık bir rapor hazırlayabilirdi.
Teslimat performansı nereden nereye geldi?
Fazla mesai ne kadar azaldı?
Makine duruşlarında nasıl bir değişim oldu?
Hangi uygulamalar devreye alındı?
Ekip olarak hangi sonuçlar elde edildi?
Bir sayfa.
Hepsi bu.

Kendinizi övmeden de kendinizi görünür kılabilirsiniz.
Üstelik meselenin bir başka tarafı daha var.
Hikâyeyi başkasının anlatması her zaman kötü niyet anlamına gelmez.
İnsanlar olayları doğal olarak kendi bulundukları yerden görür.
Operasyon direktörü gerçekten de başarının kendi yönetim kararları sayesinde gerçekleştiğini düşünebilir.
Genel müdür önüne gelen bilgilerle değerlendirme yapabilir.
Yönetim kurulu da gördüğü tabloya göre karar verebilir.
Ama sonuç değişmez:
Aslan hikâyesini anlatmazsa hikâye avcının olur.

Burada şirket yönetimlerine de önemli bir görev düşüyor.
Çünkü bir kurum sürekli yanlış insanları ödüllendiriyorsa, bir süre sonra doğru insanları kaybetmeye başlar.
En çok konuşanı değil, en çok katkı sağlayanı görmek gerekir.
En iyi sunum yapanı değil, gerçekten problemi çözeni fark etmek gerekir.
Aksi halde sessiz çalışanlar zamanla sessizce vazgeçer.
Önce fikir söylemeyi bırakırlar.
Sonra sorumluluk almaktan kaçınırlar.
En sonunda da şirketten ayrılırlar.
Yönetim ise çoğu zaman şu cümleyi kurar:
“Çok iyi bir arkadaşımızdı, neden ayrıldı anlayamadık.”
Aslında cevap bazen çok basittir.
Adam yıllarca hikâyenin içinde çalışmış ama hiçbir zaman hikâyenin içinde görünmemiştir.

Bu nedenle ister çalışan olun ister yönetici, yaptığınız işin izini bırakın.
Sonuçlarınızı kaydedin.
Rakamlarla konuşun.
Katkınızı görünür kılın.
Ekibinizin emeğini de hakkıyla teslim edin.
Çünkü iş hayatında yalnızca iyi işler yapmak yetmiyor.
Bazen o iyi işlerin kimin tarafından, nasıl ve hangi mücadeleyle yapıldığının da bilinmesi gerekiyor.
Yoksa bir gün dönüp şirketinizin başarı hikâyesini okursunuz.
Her şey tanıdıktır.
Proje sizin projenizdir.
Sorun sizin çözdüğünüz sorundur.
Başarı sizin emeğinizle ortaya çıkmıştır.
Ama hikâyenin içinde sizin adınız yoktur.
Çünkü kalem başkasının elindedir.

Aslanlar kendi hikâyelerini yazmadıkça, avcılar kahraman olmaya devam eder.

Ali Serdar Süalp

Diğer Yazarlar