Geleceğin Riski

2026’nın üçüncü çeyrek rakamları bunun çarpıcı bir örneğini veriyor. Chevron, ExxonMobil, BP, Shell ve Total gibi enerji devleri kârlarını olağanüstü ölçüde artırdı. İran ve Rusya merkezli gerilimler, enerji arzındaki aksamalar, rafinerilerin devre dışı kalması ve ticaret yollarındaki bozulmalar petrol piyasalarını altüst ederken, büyük enerji şirketlerinin kasalarını doldurdu.

Daha da dikkat çekici olan, bazı enerji şirketlerinin kâr artışlarının silah üreticilerinden bile yüksek olması. Lockheed Martin, General Dynamics gibi savunma devleri savaş ortamında kazançlarını artırırken, enerji sektöründeki kâr patlaması çok daha büyük bir ekonomik tablonun ortaya çıktığını gösteriyor: Savaş, yalnızca silah satıcılarına değil, krizden beslenen bütün sektörlere kazandırıyor.

Kaybedenler, artan enerji fiyatlarını faturalarında gören insanlar. Kaybedenler, gıda fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan milyonlar. Kaybedenler, savaş yüzünden uzayan ticaret yollarının, artan sigorta maliyetlerinin ve bozulan tedarik zincirlerinin bedelini ödeyen toplumlar.

Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gerilimlerin maliyeti yüz milyarlarca, hatta trilyonlarca dolarla ifade ediliyor. Buna karşılık dünyadaki açlığı azaltmak, temiz su altyapısı kurmak, çocuklara eğitim ve temel sağlık hizmetleri sağlamak için gereken kaynaklar, savaş harcamalarının yanında çok daha küçük kalıyor.

Savaşların görünmeyen faturası özellikle Avrupa’da giderek ağırlaşıyor. Yüksek enerji maliyetleri sanayiyi zorluyor, üretim tesisleri başka ülkelere kayıyor, faiz ve kredi maliyetleri barınma krizini derinleştiriyor. Milyonlarca yeni konuta ihtiyaç duyulan Avrupa’da inşaat sektörü yeterince büyüyemiyor.

Daha önemlisi, ülkelerin öncelikleri değişiyor. Eğitim, dijitalleşme, temiz enerji, bilimsel araştırma ve sağlık için kullanılabilecek kaynaklar giderek daha fazla savunma bütçelerine aktarılıyor. Yeni fabrikalar artık yalnızca üretim ve teknoloji için değil, mühimmat ve silah sistemleri için kuruluyor.

Bu değişimin çevresel bir bedeli de var. Enerji güvenliği gerekçesiyle kömür santrallerinin yeniden devreye alınması, yıllardır savunulan iklim hedeflerinin geri plana itilmesine yol açıyor.

Bugün dünyanın en büyük kaybı, savaşlarda yok olan kaynaklardan çok, savaşlara harcandığı için kurulamayacak olan gelecektir.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar