Yeniköy Kemerköy Enerji ve Ankara Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında 48 bin zeytin ağacının taşınması hedefleniyor
Muğla’nın Milas ilçesinde faaliyet gösteren Yeniköy Kemerköy Enerji, yerli linyit kömürü kullanarak, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 2,19’unu karşılıyor. Turizm açısından stratejik öneme sahip Güney Ege’de bulunan Aydın, Denizli ve Muğla illerinin ise elektrik ihtiyaçlarının yüzde 62’sini karşılıyor. Cumhuriyet tarihinin 6’ıncı büyük özelleştirmesi olan tesisin Yeniköy ve Ören’deki Kemerköy santrali olmak üzere iki santrali bulunuyor. Bu üretim hacmiyle beraber 510 milyon dolar değerindeki 1,4 milyar metreküp doğalgaz ithalatının önüne geçilmiş olunuyor. Yerli linyit kaynaklarıyla üretim yapan Yeniköy ve Kemerköy Santralleri, bölge ekonomisine yılda 5 milyar TL katkı sağlıyor. Özelleştirilmiş termik santrallerinde elektrik üreten şirket, maden sahalarını doğaya kazandırmak ve zeytin ağaçlarını taşıyabilmek için bilimsel yöntemler temelinde yol haritasını oluşturduğunu belirtti. Bu kapsamda enerji arz güvenliği için hayata geçirilen Muğla’daki ilk zeytin ağaçlarını taşıma sürecini tamamlayan şirket, Milas’taki rezerv sahalarından taşınan 151 zeytin ağacına komşu olacak 300 yeni zeytin fidanının toprakla buluşturulduğunu açıkladı.
“Süreç sonunda 100 bin zeytin ağacına ulaşacağız”
Zeytincilikle elektrik üretiminin bölgede bir arada sürdürülebilir hale getirilmesinin şart olduğunu dile getiren Işık, son 2,5 yıldır Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması için doğaya uyumlu elektrik üretiminin önemine odaklandıklarını belirtti. Işık, “Elektrik üretiminde zeytin ağaçlarını kesmeden, doğayla uyumlu bir model kurabiliriz. Dünyada artık bilgi kirliliği en büyük risklerden biri haline geldi. Dezenformasyon çok hızlı yayılıyor. Temmuz ayında Maden Kanunu’nun geçici 45’inci maddesi yürürlüğe girdi. Bu kanun çıktığında, ‘Türkiye’nin zeytin varlığı yok olacak’ denildi. Oysa rakamlar tam tersini gösteriyor. 2010’da 90 milyon olan zeytin ağacı sayısı bugün 190 milyona ulaştı. Zeytinyağı üretimimiz de 170 bin tondan 475 bin tona yükseldi. Muğla özelinde de 2010’da 12 milyon olan zeytin ağacı sayısı, 2024’te 20 milyona çıktı. Zeytin ağaçlarını taşımak da mümkün. Ulaştırma Bakanlığı bugüne kadar en fazla zeytin taşıyan kurum. İzmir-İstanbul otoyolu yapılırken binlerce zeytin taşındı. Milas Kavşağı’ndaki zeytinler bile taşınan zeytinler. Yeni yasa, taşınacak her zeytin ağacı için bir zeytin dikilmesini zorunlu kılıyor. Bizim hedefimiz toplamda 48 bin ağacı taşımak ve aynı sayıda yeni zeytin dikmek. Böylece süreç sonunda 100 bin zeytin ağacına ulaşacağız. Bu uzun vadeli bir plan; 2038-2040 yıllarına kadar kademeli olarak sürdürülecek. Bu kanun kapsamında oluşturulan heyette bir profesör ziraat mühendisi, bir biyolog ve diğer akademisyenler yer alıyor. Bu süreç, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı başkanlığında yürütülüyor” ifadelerinde bulundu.

“En önemlisi, TTKD’nin denetiminden geçmesi”
En önemli projelerinden birisinin maden sahalarının doğaya geri kazandırılması olduğunu ve bu kapsamda son iki yılda 576 hektarlık alanın doğaya kazandırılarak 265 bin bitki ve fidan diktiklerini aktardan Işık, “Mart ayında yeni bir taşıma işlemi daha yapacağız. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bu çalışmaları denetliyor. Şu ana kadar üç rapor hazırlandı; İki final raporu ve bir ara rapor. Maden rehabilitasyonu işinin yüzde 90’ı planlamadır. Dikim süreci yalnızca kasım-şubat ayları arasındadır ve tüm yılın planını bu kısa dönemde uygulamak gerekir. Geçen yıl yüzde 84 tutma oranı yakaladık. Orman Genel Müdürlüğü, TTKD ve kendi bünyemizdeki orman mühendislerimizle birlikte çalışıyoruz. Şimdi de anıt bir zeytin ağacının bulunduğu, yürüyüş yolları içeren, halkın ziyaret edebileceği büyük bir peyzaj alanı oluşturuyoruz. Ege Üniversitesi ile de bir protokol görüşmemiz sürüyor. Yeni dönemde eski maden sahalarımızda rehabilite ettiğimiz alanlara da zeytin taşımayı planlıyoruz. Köylerimizle birlikte bir zeytin kalkınma kooperatifi kurma hedefimiz var. Bizim asıl işimiz zeytincilik değil; enerji üretimi yapıyoruz. Ama bugün 22 bin kendi zeytin ağacımız var. Bakımlarını, toplamasını, sıkımını biz yapıyoruz. Elde edilen zeytinyağlarını da ticari olarak satmıyoruz. Yöre halkına ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Toplama ve sıkım işlemlerini de yine köylülerimiz gerçekleştiriyor. Bu projede Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) ile bir protokol imzaladık. Biz ‘Zeytin tuttu’ diyebiliriz, ama en önemlisi, TTKD’nin denetiminden geçmesi” açıklamasında bulundu.

“Asıl kazı alanımız 885 hektar”
Madencilikte maden ruhsat alanı ile fiili kazı alanı olmak üzere iki farklı kavramın olduğunu ve bu kavramlarında Türkiye’de en çok tartışılan konular arasında yer aldığını söyleyen Işık, “Toplam maden ruhsat alanımız 24 bin hektar. Bazı çevre grupları, “Bu maden sahası 57 köyü yok edecek” şeklinde iddialarda bulunuyor. Oysa bu matematiksel olarak mümkün değil. Milas genelinde 110 köy var. Bizim etki alanımızdaki köy sayısı sadece 28. Muğla’nın yarısını madenlere açtılar” deniyor ama bu yanlış. Ruhsat alanı geniş tutulur çünkü ileride yol, altyapı veya depo gibi ek ihtiyaçlar olabilir. Asıl kazı alanımız sadece 885 hektar, yani toplam ruhsatın yüzde 4’ünden bile az. Bu haritalarda da göreceksiniz; bizim faaliyetimiz yalnızca Karacahisar, Çamköy ve İkizköy sınırlarında yürütülüyor ve bu üç köyün de merkezleriyle, yerleşim alanlarıyla hiçbir ilgimiz yok. Hiçbir köy taşınmayacak. Bunu açık, şeffaf ve belgeli şekilde paylaşıyoruz” diye konuştu.
Zeytin ağacı taşınır mı?
Zeytin ağaçlarının taşınması ve korunmasıyla ilgili detaylı açıklamalarda bulunan Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü Müdürü ve Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mücahit Taha Özkaya, “Zeytin ağaçlarını bölgeden kömür çıkarılacağı için ağustos ayında taşımamız gerekti ve ağaçları belirli sürede taşıma zorunluluğu vardı. Bu yüzden deneme yaptık. Ağaçlar öncelikle uyutuluyor, kökleri korunuyor ve taşıma sürecine hazırlanıyor. Ağaçları önce bordo bulamacıyla yıkadık (enfeksiyon olmasın diye), sonra bitki aktivatörü biotan ile yıkadık, son olarak da kaolin kili ile kapladık. Kaolin, seramikte kullanılan bir kil ama biz tarımsal olanını kullandık. Normalde yüzde 5 kullanılır, ben yüzde 10 kullandım. Ağacı tamamen beyaza boyadık. Kaolin dışarıdan gelen ısıyı Kaolin dışarıdan gelen ısıyı dengeliyor ve fotosentezi engellemiyor. Bu işlemin ardından ağacın etrafını kazdık, toprağın altındaki yumrulu kökleri bulduk. Yumru yoksa o ağacı taşıdık. Burada kökler hassas şekilde kazıldı. Kepçelerle kaldırırken kök budaması yaptık. Ardından kökleri dezenfekte ettik, kök gelişimini uyaran hormon uyguladık ve yeni yerine taşıdık. Yeni çukurlar 2 metre çapında, 2 metre derinliğindeydi. İçine haşhaş ve gübre karıştırarak ‘doğal saksı’ oluşturduk. Bu sayede zeytin ağacı toprağa uyum sağladı. 2,5 ay sonra meyve ve yaprakları hâlâ duruyordu” açıklamasında bulundu.

“Türkiye’de bir ilk gerçekleştirildi”
Budamanın ağacın taşındıktan sonra daha güçlü tutunması için yapıldığını aktaran Prof. Dr. Mücahit Taha Özkaya bu süreçte doğru ekipman ve yöntemlerin kullanımının önemli olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Mücahit Taha Özkaya, “Ağustos ayında taşıdığımız bu ağaçlar yaşamlarını sürdürüyor. Şubat ve mart aylarında ise sürgün vermelerini bekliyoruz. Bu da 365 gün taşınabileceği anlamına geliyor. Risk görüyorsanız yüzde 100 budama yaparsınız, risk azsa sıfır budama ile taşıyabilirsiniz. Zeytin ağacı 3 bin yıllık bir canlıdır, gençleştirmeye çok elverişlidir. Zeytin ağaçlarında gençleştirme budaması yaparken ne kadar çok kesim yaparsanız meyve verme süresi o kadar gecikir. Yapraklı sıfır budama yaptığınız ağacı taşırsanız, ertesi yıl hatta aynı yıl içinde çiçek açabilir, meyve verebilir. Taşınan 151 ağacın bazıları yapraklı kaldı, bazıları ise hızlı taşımadan dolayı budandı. Her ağaca numara verdik, koordinatlarını belirledik, taşınmadan önce ve sonra fotoğraf çektik. Böylece taşınan her ağacın takibi yapılabilir hale geldi. İspanya’da benzer uygulamalar var. Orada verimsiz, yaşlı zeytinlikler sökülüp peyzaj amaçlı kullanılıyor. Bizdeki fark, maden sahası rehabilitasyonuna yönelik olması. İspanya ‘mass production’ yani yoğun üretim odaklı çalışıyor, kalite ikinci planda. Bizde ise hem üretim hem kültürel değer korunmaya çalışılıyor. Bu yöntem, Türkiye’de ilk defa uygulandı ve bunu uluslararası platformlarda da raporlamak istiyorum” ifadelerinde bulundu.

