Aşırı sıcak bir yaz yaşıyoruz. Daha önceki yılların istatistiklerinden daha yüksek orman yangınlarını ülkemizde de Avrupa’da, hatta Amerika’da bile yaşıyoruz. Yangınların artma nedeni insanoğlunun doğadaki yerleşimlerinin yaygınlaşması. Doğada yaşamak insana huzur veriyor. Ancak insanoğlu doğayı korumak için yangın çıkaracak eylemlere dikkat etmiyor. Temmuz ve ağustos aylarında kırsal alanda yağmur olmadığı zaman otlar kuruyor, aşırı sıcaklarla en ufak bir kıvılcım süratle yangını başlatıyor. Rüzgâr sürekli olduğu zaman yangın söndürme araçları, helikopter ve uçakların yangın söndürme hızı, yangın ateşinin yayılma hızına yetişemiyor.
Hafta sonlarında ormanlık alanlara gidip mangal yakanlar mangal sonrası kömürleri tamamen ıslatmazsa, arabada sigara içenler izmariti pencereden tarlaya atarsa, piknik yapanlar şişenin yangına neden olabileceğini düşünmeden açık alana atarlarsa, bazı çiftçiler anız yakarsa yangın çıkabilir. Özetle yangına neden olanlar genelde insanlardır.
Ege’nin iki yakasında 30 yıl önce çıkan yangınların bir kısmı Türkiye’de PKK’yı taşeron olarak kullananlar tarafından, karşı yakada ise yine yurt dışında yaşayan kaçaklar tarafından çıkartılıyordu. Oysa devletlerin çıkarları doğayı korumaktan ve yangınları birlikte dayanışma ile söndürmekten geçer. Birçok yangında iki tarafın birbirine yardım etmesi doğanın korunmasına büyük katkı yaptı. Bu yaz Ege denizindeki büyük adalarda yine yangın çıktı. Sakız, Midilli gibi adalarda yangınlar çabuk söndürüldü.
Yunan adalarında limandan başlayarak her yerde temizlik göze çarpıyor. Bir ilçe veya köy merkezinden diğerine giderken yollar da temiz, yerleşim yerleri de temiz. Ayrıca yerleşim yerlerinden yeşil çevreye doğru giderken yoğun yapılaşma gözükmüyor. Zira adalarda imar uygulaması bizdeki gibi değil. Bizde önce bir miktar yeşil alanı arsaya çevirelim, sonraki yıllarda bunu genişletelim gibi gelenek haline gelmiş bir rant kaygısı yok. Oradaki halk mevcut yapılaşmayı koruyor. Yıllar içinde Türkiye’den gelen turist sayısı çılgınca artarken yeni inşaatlar yapalım, yeni yerleşim merkezleri açalım, çılgınca para kazanalım gibi bir hareket göze çarpmıyor.
Bu yaz Midilli adasını ziyaret ettik. Geçen yıla göre Ayvalık’tan giden feribotların sayısı neredeyse iki katına çıkmıştı. Tabii binlerce kişi karşıya geçimce gümrükte pasaport onayı için iki saatten fazla kuyrukta bekledik. Dostlarımıza sorduk; diğer adalarda da durum aynıymış, Sakız, Samos, Kos gibi adalara da yoğun turist hareketi olmuş.
Halkımızın Yunan adalarına gösterdiği ilgi ada halkını çok sevindiriyor. Lokantaları, alışveriş merkezleri, küçük otel ve pansiyonlar doluyor. Geceleri meydanlarda, deniz kenarlarında gezinti alanları Türklerle kaynıyor. Gidenlerin arasında devlet memurları, öğretmenler var. Çocuklarıyla, bebek arabalarıyla marketleri, kafeleri gezenler, alışveriş için dükkân dükkân dolaşıyorlar, plajlarda eğleniyorlar. Bunun nedeni ne olsa gerek diye fiyatların bir kısmına bakıp bizdekilerle karşılaştırınca şaşırdım. Daha önce alışveriş için ülkemize gelenlerin yerini alışveriş için komşumuza gidenler almış. Plastik plaj terlikleri bile bizdeki fiyatların neredeyse dörtte biri. Otel ve pansiyon fiyatları bizdeki fiyatlardan daha düşük.
Lokantalardaki fiyatlar da bizimkilerden ucuz. Türkiye’de geliri orta düzeyde olanlar arada sırada dışarıda yemek yiyorlar. Düşük gelirli olanlar yılda birkaç kez lokantaya gidebiliyor, makul yemekleri yiyorlar. Midillide ise Türkiye’de bir lokantada bir kişinin ödediği para ile iki kişi tıka basa yemek yiyor. Öyle olunca bizde dışarıda balık yiyemeyen memurlar, öğretmenler orada lokantalarda burada yiyemediklerini yiyorlar, içiyorlar. Tabii ki bizdeki kira bedelleri, elektrik, gaz fiyatları doğal olarak fiyatlara yansıyor. Ancak burada dışarıda yemek yiyemeyenler orada yemek yemekten mutlu.
Yıllar içinde adalara giden turist sayısı katlansa da oradaki fiyatlar değişmiyor. Sakin yaşam devam ediyor. Bizde fiyatları düşürmek mümkün olmalı, Halkımızın çarşıda buruk bakışlarla vitrinleri, lokantalarda yemek yiyenlerin tabaklarını gıpta ile izlemesi devlet büyüklerimizin gündemine girmeli. Sorun olarak mı, çözüm arayışı olarak mı, halk ne yaparsa yapsın anlayışı ile mi, buna onlar karar vercek…

