“Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular alçalınca karıncalar balıkları… Kimin kimi yiyeceğine su karar verir.”
İş hayatında güç dengelerini bundan daha sade anlatan çok az söz vardır.
Çünkü biz çoğu zaman gücü kalıcı zannederiz.
Büyük şirket hep büyük kalacak, pazar lideri hep lider olacak, güçlü yönetici hep güçlü olacak, müşterisi çok olan şirketin sırtı hiçbir zaman yere gelmeyecekmiş gibi düşünürüz.
Oysa hayatın böyle bir garantisi yok.
Su yükselir. Su çekilir. Ve oyun bir anda değişir.
Dün müşterinin kapısında bekleyen şirket bugün müşterisini seçebilir. Dün kimsenin ciddiye almadığı küçük bir girişim birkaç yıl içinde sektörün kurallarını yeniden yazabilir. Bir zamanlar rakiplerine yukarıdan bakan şirket, teknolojik dönüşümü kaçırdığı için eski günlerini arayabilir.
Balık aynı balık, karınca aynı karınca.
Değişen sudur.
İş dünyasında o suyun adı bazen ekonomi, bazen teknoloji, bazen müşteri davranışı, bazen yeni bir düzenleme, bazen de kimsenin hesap etmediği bir krizdir.
Pandemi bunun çok açık bir örneğiydi.
Bir anda mağaza sayısı değil dijital altyapı, büyük ofisler değil uzaktan çalışma becerisi, yılların alışkanlığı değil değişime uyum sağlama hızı önem kazandı.
“Biz bu işi yıllardır böyle yapıyoruz” diyen birçok şirket, hayatın küçük bir sürpriziyle karşılaştı:
Artık öyle yapılamıyordu.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Şirketler bazen başarısız olduklarında değil, çok başarılı olduklarında hata yapıyorlar.
Çünkü başarı insanın kulağına hoş şeyler söyler:
“Rakiplerin sana yetişemez.”
“Müşterilerin senden vazgeçemez.”
“Bu işi senden iyi bilen yok.”
İşte tam bu noktada suyun çekilmeye başladığını fark etmek zorlaşıyor.
Yıllar önce başarılı bir şirketin yöneticisine küçük ama hızla büyüyen bir rakibini sormuştum.
Elini hafifçe sallayıp, “Onlar kim ki?” demişti.
Birkaç yıl sonra pazar değişti. Dağıtım kanalları değişti. Müşteri beklentileri değişti. Küçümsenen şirket yeni şartlara hızla uyum sağladı. Büyük şirket ise kendi büyüklüğünün verdiği rahatlık içinde ağır kaldı.
Aynı yönetici bu kez şöyle diyordu: “Adamlar işi bizden önce gördüler.”
Aslında rakip bir gecede büyümemişti. Su değişmişti.
Bu durum yalnızca şirketler için geçerli değil. Yöneticiler için de öyle.
Bugün imza yetkisi sizdedir, yarın başkasında.
Bugün başkalarının kariyeri hakkında karar verirsiniz, yarın sizin performansınızı bir başkası değerlendirir.
Bugün size ulaşmaya çalışan insanlar vardır, yarın sizin onlara ihtiyacınız olabilir.
Kurumsal hayatın değişmeyen kurallarından biri şudur:
Hiçbir koltuk insanın üzerine zimmetli değildir.
Bu nedenle insanın gücü nasıl kullandığı önemlidir.
İyi yönetici çalışanını ezmez, tedarikçisini küçümsemez, müşterisini hafife almaz, rakibini görmezden gelmez.
Çünkü bilir ki hayat uzun, dünya küçük, suyun seviyesi de sabit değildir.
Bence şirketlerin strateji toplantılarında klasik soruların yanında bir soru daha sorulmalı:
“Ya su değişirse?”
Ya müşterinin beklentisi değişirse?
Ya bugün güçlü olduğumuz alan yarın önemini kaybederse?
Ya küçümsediğimiz rakip oyunun kurallarını yeniden yazarsa?
İyi yönetim, biraz da bu soruları işler iyi giderken sorabilmektir.
Çünkü kriz çıktığında herkes tedbir almaya çalışır.
Asıl mesele, kriz ortada yokken değişimin kokusunu alabilmektir.
“Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular alçalınca karıncalar balıkları.”
Bu söz bence iki şeyi aynı anda söylüyor:
Bugünkü gücünüze fazla güvenmeyin. Bugünkü zayıflığınızdan da fazla korkmayın.
Çünkü iş dünyasında mesele yalnızca balık ya da karınca olmak değildir.
Asıl mesele, suyun ne zaman yükseldiğini ve ne zaman çekilmeye başladığını herkesten önce fark edebilmektir.

