Salı, Mart 10, 2026

Made in Europe

Avrupa Komisyonu Türkiye’yi ‘Made in Europe’a dahil etti. Komisyon bu kararı ile Türkiye’nin, AB’nin stratejik değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiği ve kendi ‘stratejik özerkliğini’ de güvence altına almış oldu. Türkiye’nin entegrasyonu özellikle Çinli yatırımcılar başta olmak üzere uluslararası sermayenin üretimde Türkiye’yi tercih etmesini hızlandıracak, yeni yatırımların, üretimin ve ihracatın artmasına katkı sağlarken  teknoloji transferini ve istihdam artışını da beraberinde getirecektir.

Dünya ekonomisinin, salgın döneminden bu yana ‘verimlilik’ odaklı küreselleşmeden, ‘güvenlik’ odaklı bölgeselleşmeye doğru evrildiği bir süreçte Avrupa Birliği (AB), dışa bağımlılığını azaltmak ve kendi kendine yetebilen bir güç merkezi olmak için ‘Stratejik Özerklik’ kavramını merkeze almıştı. Brüksel’de yankılanan en önemli karar, bu özerkliğin sadece AB sınırları içinde kalamayacağı gerçeğidir: Nitekim AB, Made in Europe (Avrupa Malı) ile stratejik tedarik zinciri ekosistemini pekiştirirken, Türkiye gibi AB’ye aday, Gümrük Birliği anlaşması olan veya Avrupa Ekonomik alanına dahil olan ülkeleri de dahil etme kararı aldı. Avrupa Komisyonu bu kararıyla Türkiye’nin AB’nin stratejik değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak da kabul etmiş oldu. 

İş dünyası temsilcileri mevcut gelişmeleri AB’nin yeni sanayi politikası taslağında, Türkiye’nin Avrupa değer zincirinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınmasından ve Gümrük Birliği kapsamında ürünlerin AB menşeli sayılmasından duydukları memnuniyeti dile getiriyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO), Ticaret Bakanının paylaştığı gelişmeyi İstanbul iş dünyası olarak büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, şu ifadeleri kullandı: “AB Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesinde ‘AB menşeli’ kapsamına ilke olarak alınması, iş dünyası olarak savunduğumuz çok önemli bir pozisyon. Teyit edilen yasal zeminle birlikte, ‘Made in Europe’ menşeli üretim ve ticaret ağları büyüyerek Türkiye aleyhine rekabet avantajı oluşturma riski ortadan kalkacaktır”. 

Ülkenin tamamında üretim ve ihracatın daha da artacağı yeni bir dönemin kapılarının aralandığı bir süreçte, güçlü sanayi ve lojistik altyapısı ve yüksek ihracat kapasitesiyle Kayseri’den Kocaeli’ne, Denizli’den Antep’e yurt sathında üretimde, hizmette etiketin ‘Made in Europe’ olmasıdır. 

Bu karar Türkiye için de sadece ekonomik bir kazanç olmanın yanı sıra hukuki standartların, dijital dönüşümün ve sürdürülebilirlik ilkelerinin Avrupa ile tam entegrasyonu açısından önemli bir fırsattır. Avrupa Komisyonunun bu tarihi kararı, Türkiye-AB ilişkilerini siyasi tıkanmışlıklardan kurtarıp, rasyonel ve karşılıklı çıkara dayalı yeni bir zeminde oturtması açısından da önemlidir. ‘Made in Europe’ çatısı altında birleşen üretim güçleri, Avrupa kıtasının ekonomik egemenliğini korurken, Türkiyeyi de küresel değer zincirinin üst basamaklarına taşıyacak. 

AB ile ticaret Türkiye için vazgeçilmez karakterini koruyor. Dolayısıyla bu pazarın ihtiyaçlarına yönelik yüksek teknolojili yeni tedarik üssü olma hedefini, dış ticaret politikasının odağı haline getirmek zorundayız. Avrupa Komisyonu’nun bu kararı, diplomatik bir jest olmanın yanında tamamen matematiksel ve lojistik bir ihtiyaçtan da kaynaklanıyor. Çin ile yaşanan ticaret savaşları ve Kızıldeniz’deki lojistik istikrarsızlıklar, ‘uzak kıyı'(offshoring) üretim modelini çökertti. AB, üretimi daha yakın coğrafyalara çekme (nearshoring) stratejisinde,Türkiye’yi nihayet mevcut gümrük birliği altyapısı ve devasa üretim kapasitesiyle “kritik güvenli liman” olarak tanımlamıştır.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar