Avrupa Birliğinde ilk olarak 10 Nisan 1954’de Fransa’nın Fildişi sahilinde başlattığı ve 1958’den itibaren de tüm Fransa’da uygulamaya geçtiği Katma Değer Vergisi (KDV) uygulaması, vergi sistemleri içinde en başarılı olarak kabul edilen bir yöntem. Verginin yaratıcısı Maurice Lauré, Ecole Polytechnique’den mezun bir mühendis idi ve Fransız PTT’sinde çalışmakta idi. 2. Dünya savaşı sonrası vergi denetim grubunda çalışmaya başlamıştı.
1967 yılında AET’nin (Avrupa Ekonomik Topluluğu) iki direktifi, bu verginin tüm üye ülkelerde uygulanmasını zorunlu hale getirdi. Bir çok ülke de 70’li yıllarda bu uygulamayı başlattı. 1977’de yayınlanan 6 direktif sonrası da verginin uygulamasına üniform bir yapı olarak devam edildi.
Prensip olarak KDV fatura kesildiği an tahakkuk ediyor ve bir sonraki ayın belirli bir gününde de ödeniyor. Fatura’nın kesildiği kurum da, faturayı ister ödemiş ister ödememiş olsun, bu vergiyi kendi KDV beyanından düşmekte ve o kadar az KDV ödemekte. Dolayısıyla çifte ödeme durumu hiç bir zaman ortaya çıkmıyor.
Ancak burada finansal açıdan KDV mükellefi bir anlamda vergi toplama işlemini yaparken, kendisine ödenmemiş olan bir bedelin KDV’sini de devlete ödemek durumunda kalıyor, ödeyemediği zaman da ceza faizi ile karşılaşıyor. Hele Türkiye gibi vadeli ödeme sisteminin yaygın olduğu bir ortamda bu ciddi bir finansal yük olarak mükellefin üzerinde kalıyor.
Basit bir örnek verirsek, her ay aynı firmaya bir hizmet sunan mükellefin ödemesinin 3 ay sonra yapıldığını varsayalım. Fatura 1 milyon lira olsa, 200 bin lira KDV’si tutacak. 3 ay sonra ilk faturasını tahsil etmesi durumunda, para olarak karşılığını almamış olsa bile ilk iki faturanın KDV tutarı olan 400 bin lirayı devlete ödemek zorunda kalacak. Mükellef belki de yaptığı o iş için o kadar para da kazanmamış olabilecek.
Bu durumu dikkate alan AB, yıllık cirosu belli bir rakamın altında kalan mükellefler için “Nakit Muhasebesi” olarak adlandırılan tahsilat bazlı sistemi de devreye almış bulunuyor. Bu sistemin AB üye devletleri arasında uygulanışı henüz uyumlu değil. Yani hangi şirketlerin bu sistemden faydalanabileceği farklı kriterlere göre tespit ediliyor.
Tahsilat bazlı Nakit muhasebesi nedir?
Nakit Muhasebesi Sistemi, işletmelerin faturalarındaki KDV’yi nasıl beyan edip ödediğini değiştiren özel bir KDV rejimidir. Fatura tarihini unutun; bu sistemde önemli olan faturayı kesme tarihi değil, paranın bankaya girdiği tarihtir.
Normalde KDV’yi vergi otoritelerine fatura tarihine göre ödemeniz gerekir. Müşterinizin size ne zaman, ya da hiç ödeme yapmaması önemli değildir. Örneğin, standart rejimde 25 Mart’ta 100₺+ 20₺KDV tutarında bir fatura keserseniz, müşteri henüz ödeme yapmamış olsa bile, bir sonraki ayın KDV beyannamesinin bir parçası olarak Nisan ayında 20₺ KDV ödemeniz gerekir. Nakit muhasebesi sistemindeyseniz, bu faturayı fiilen ödenene kadar KDV beyannamenize dahil etmezsiniz.
Nakit muhasebesi nasıl çalışır?
Bu sistem, mükelleflerin satışlara ait KDV’yi, vergi doğuran olay tarihine göre değil, ödemelerin fiilen alındığı tarihe göre hesaplamasına izin verir. Yani, ödemeyi aldığınızda satış KDV’sini hesaplarsınız. Aynı şekilde, alışlarınıza ait KDV’yi de faturayı aldığınızda değil, ödemeyi yaptığınızda indirirsiniz.
Genel KDV rejiminde ise KDV, faturanın ait olduğu dönemde beyan edilir ve ödenir. Örneğin aylık beyan yapan bir işletme için Ekim ayında kesilen bir fatura, KDV’si ödenmiş şekilde Kasım ayında beyan edilir.
Ancak nakit muhasebesi sisteminde, müşteri faturayı ödeyene kadar KDV ödemezsiniz. Örneğin Ekim’de fatura kestiniz ve müşteri Aralık’ta ödeme yaptıysa, KDV borcunuz Aralık’ta doğar ve Ocak KDV beyannamesinde beyan edilir.
KDV nakit muhasebesi için limit nedir?
Bu sistemi uygulayan ülkeler, mükelleflerin uygunluk kriterlerini ve ciro sınırlarını kendileri belirler. AB direktifleri kapsamında bu limitin yıllık 2 milyon Euro’ya kadar uygulanmasına müsaade ediliyor. İngiltere bunu 1,35 milyon sterlin, Polonya 1,2 milyon €, Almanya 800.000 €, İspanya 2 milyon € olarak tespit etmiş bulunuyor.
Nakit muhasebesi ile standart KDV muhasebesi arasındaki fark nedir?
Standart KDV kurallarında esas olan “vergi doğuran olay”dır. Bu genellikle şu anlardan biridir:
Faturanın düzenlenmesi
Malların teslim edilmesi
Hizmetin tamamlanması
Bu nedenle standart sistemde, işlemin ne zaman beyan edileceği ve KDV’nin ne zaman ödeneceği bu tarihlere bağlıdır.
Nakit muhasebesinde ise belirleyici olan, faturanın gerçekten ödendiği tarihtir. Yani işlem de KDV de ödeme anında doğar. Ancak bu herhangi bir şekilde söz konusu dönemde vergi idaresine eksik ödeme yapılması sonucunu doğurmaz.
Nakit muhasebesinin avantajları
Nakit muhasebesi, özellikle küçük işletmeler için nakit akışı sıkıştığında adeta bir “kurtarıcı”dır. Müşterinin geç ödeme yapması veya hiç ödeme yapmaması durumunda işletmeyi rahatlatır.
Standart sistemde, müşteri ödeme yapmasa bile KDV’yi ödemeniz gerekir. Bu da nakit akışınızı zorlayabilir. Nakit muhasebesinde ise KDV’yi ancak müşteri ödeme yaptığında ödersiniz.
Nakit muhasebesinden ne zaman çıkılmalı?
Ülkenin belirlediği uygunluk kriterlerini artık karşılamadığınızda, yani cironuz belirtilen rakamın üzerine çıktığında bu sistemden çıkmanız gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde görüleceği gibi burada devletin tahsilat yönünde herhangi bir zararı olmuyor. Zira tahsilat yapmayan KDV’sini ödememesine karşılık, kendisine gelen faturayı ödememiş olan mükellef de faturadaki KDV’yi beyannamesinden düşemiyor. Dolayısıyla vergi idaresinin toplayacağı KDV değişmiyor, sadece ödeyen kişi faturasını ödememiş olan kişi oluyor. Tevkifatlı Fatura uygulamasındaki sisteme de benziyor aslında. Şayet tevkifatı yapan kurum tevkifat tutarını ödememişse, o miktarı KDV beyannamesinden düşemeyecek olan karşı firma gibi.
Bu uygulamanın özellikle küçük ve orta boy işletmelerimiz için önemli bir finansal nefes alma imkanı sağlayacağına inanıyorum ve bunun yanı sıra bir çok firmanın da KDV’den kaçma gibi bir düşüncesinin de oluşmamasına teşvik edeceği kanısındayım. Maliye Bakanlığının da zaten bu yöntemi neden bugüne kadar uygulamadığını da açıkçası pek anlamış değilim. Sistem zaten dijital ortama taşındığı için uygulamaya geçmek de pek zor olmayacaktır. Yeter ki bir çok işletmeyi ferahlatacak bir uygulamayı başlatmak için gerekli irade olsun.