Savaşlar neden çıkar? Bir görüşe göre ekonomik, ideolojik, ulusal veya dinsel nedenlerle çıkar. Trump’ın Venezuela petrolüne çökmesi, Gazze’yi İsrail’in işgaline destek vermesi, İran ile savaşmasının nedeni bu koşulların hepsini kapsıyor. Trump’ın “daha fazla kazanıyoruz, bu bir Haçlı seferidir, Amerika’yı ve Avrupalı müttefiklerimizi koruma çabasındayız” gibi sözleri Amerikan halkının neredeyse hepsine hitap ediyor. Kim neyi alırsa alsın Trump’ı desteklemeye yönelir.
Bir diğer bakış açısına göre savaşların çıkma nedeni “insan doğasıdır”. Bu görüşe göre diğer tüm savaşa girişme gerekçeleri ikinci derecededir. İlk görüş devletin ve milletin çıkarını ön plana çıkarırken, insan doğası yaklaşımı liderlere, devlet başkanlarının doğal yapısı ile ilgilidir.
İki bakış arasında fark var mı? Tabii ki var. Ulusal çıkar ile liderin çıkarı birbirinden farklı olabilir. Milletin çıkarı genelde refah içinde yaşamaktır. Liderin hesabı ise en azından liderliğini sürdürme amacına dönüktür yani siyasi bir yaklaşımdır. Bunun içinde maddiyat belki söz konusu olabilir, ancak maddiyat amaç değil liderliğin sürekliliğine paralel olarak gelebilecek bir durumdur. Bazı halkların bu konuda tepkisi azdır zira halk kendi yaşamını, ailesinin, çocuklarının yaşamına, geleceğine odaklanır. Bazı halklar ise verdikleri vergiden kendisine çikolata, uçak bileti alan başbakanları affetmez hem istifa ettirir hem de yargılar. Bu durumu hukukun üstün olduğu, yolsuzluğun unvan ayırt etmeksizin cezalandırıldığı Batı Avrupa ülkelerinde ve Japonya’da görürüz..
Liderin değil, halkın çıkarı söz konusu olduğunda barış ön plandadır. Savaşta sonuç ne olursa olsun, kaybeden savaşan ülkelerin halklarıdır. Ölenler de onlardır, huzur yerine gerginlik yaşayan da onlardır, ekonomileri daha kötüye gidenler de onlardır. Oysa her ne kadar ortalama insan ömrü dünyada artsa da yaşam kısadır. Fakir olmasına karşın mutlu ve huzurlu yaşayanlar var, savaşı istemezler. Paranın gücüne tapanlar ise ihtiraslarını tatmin etmekte zorlanabiliyor. Bunların başında köklü bir aileden gelmeyen Trump ve yaşamı komando ve savaş içinde geçen Netanyahu var. Gelecekleri için üzüntü duyduğum iki insan. Er veya geç görevlerini bırakacaklar. Peki öldürdükleri yüzbinlerce insanı gece yatarken uykularında görmüyorlar mı? Güç bende öldürme hakkım var diye bir yaklaşım olabilir mi?
Josip Broz Tito 1945’te seçimleri kazandı, monarşiyi bitiren Yugoslavya Federal Cumhuriyetini kurdu. Tito devlet başkanı olarak kapitalist dünya ve komünist/ sosyalist dünya arasında üçüncü dünya ülkelerini biraraya getirdi. İkinci dünya savaşından sonra ülkeleri savaşın dışında tutmaya çalıştı. Tito 1980 yılında vefat etti. On yıl sonra Yugoslavya parçalanmaya başladı. Bugün tam 7 ülke; Slovenya, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Hırvatistan, Kosova, Sırbistan ve Karadağ eski Yugoslavya’nın parçaları.
Yugoslavya parçalandıktan sonra Bill Gates’in bir müdürü Türkiye’de yanılmıyorsam CNN Türk’te bir röportaj verdi. Teknoloji ve Windows yazılımı konuşulurken, o şahıs birdenbire Yugoslavya için “iyi oldu, 5 milyonluk nüfus yönetim için idealdir” gibi birşeyler söyledi. Parçalanmadan evvel Yugoslavya’nın nüfusu 24 milyondu. 2000’lerde Türkiye’ndin nüfusu ise 60 milyondu. Bir Amerikalı neden 5 milyon nüfus yönetim için ideal nüfustur derken, acaba bizi kaç parçaya bölmenin mesajını veriyor diye düşündüm. O zamandan bu yana Tom Barrack’a kadar ülkemiz hakkında söylediklerini her zaman çok dikkatle incelerim. Zira onların amacı ülkeleri bölüp birbirleriyle iç savaşa itmek, komşularıyla savaştırmak böylece hepsine ayrı ayrı yardım eder görünümünde olarak onları sömürmek. Kısaca “böl ve yönet” başarılı olursa ABD mal satar, kaynakları (cevher, petrol vb) sömürür.
Türkiye’yi 100 yıldan fazla süredir bölmeye çalışıyorlar, başaramadılar. Ancak Irak’ı, Suriye’yi parçaladılar ve şimdilik birleştirdiler. Osmanlının egemenliğindeki alandan Irak, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Filistin ve İsrail ortaya çıkan devletler. Osmanlı döneminde bir devlet düzeni varken, şimdi birbirleri ile çatışıyorlar. Orta Doğu’da huzur zor gelir.
Trump ve Netanyahu düşündüklerini gerçekleştirmeyince, ne yapacakları konusunda karar veremiyorlar, oraya buraya saldırıp savaşta şiddeti artırıyorlar. Bunun sonu sadece katliam, o da çözüm değil.