Kadem

21. Yüzyıl’ın yeni küresel düzeni yeniden fabrikalar üzerinden şekilleniyor. Bir dönem post endüstriyel toplum söylemleriyle, bilhassa batılı ülkelerde önemi azalan imalat sanayi, bugün yeniden devletlerin  stratejik gücünün merkezine yerleşmiş durumda. Küresel virüs salgını, enerji krizleri, yarı iletken savaşları ve Çin-ABD rekabeti tüm dünyaya aynı gerçeği yeniden hatırlattı; ‘ekonominin savunma ekseni fabrikalardır’.

    Çünkü, 21. Yüzyıl’da sanayi üretimi artık yalnızca ekonomik büyüme değildir. Sanayi üretimi artık milli güvenliğin asli unsurlarındandır; teknolojik egemenlik, jeopolitik güç, toplumsal istikrar ve stratejik bağımsızlık anlamına gelmektedir. Bir ülke üretim kapasitesini kaybetmeye başladığında, yalnızca fabrikalarını değil; teknoloji üretme kabiliyetini, orta sınıfını, savunma kapasitesini ve bağımsız karar alma gücünü de kaybetmeye başlamış, demektir. Bugün Avrupa’nın yaşadığı kriz tam da budur.

    Atlantik dünyası 1990’lı yılların ikinci yarısından bu yana, sanayi üretiminin önemini göz ardı etmenin ağır bedelini ödüyor. O dönemde batılı ülkelerde hakim olan anlayış şuydu; ‘Üretim Asya’ya kayabilir; yeter ki finans, marka ve teknoloji bizde kalsın.’ Ancak, 21 Yüzyıl’da dünya ekonomisinin dinamikleri bunun böyle işlemediğini açık ve net gösterdi. Çünkü sanayi üretim yalnızca fiziksel çıktı değil; esas mühendislik kapasitesi, teknoloji öğrenimi, lojistik üstünlük, tedarik zinciri hakimiyeti ve stratejik dayanıklılıktır. 

    AB’nin Mario Draghi başkanlığında hazırlanmış 2024 tarihli raporu, Avrupa’nın rekabet gücündeki gerilemeyi çok sert biçimde ortaya koymakta. Raporda; yüksek enerji maliyetleri, aşırı regülasyonlar, dijital teknolojilerde geri kalınması ve düşük verimlilik artışı nedeniyle, Avrupa’nın ABD ve Çin karşısında ciddi güç kaybettiği vurgulanıyor. Özellikle, Almanya’nın yaşadığı sanayi krizi artık yapısal bir kırılmaya dönüşmüş durumda. Bosch’un istihdam azaltımları, Porsche’nin üretim durdurmaları ve Alman sanayi yatırımlarının ABD ile Asya’ya kayması bunun en güçlü işaretleri. Ancak, 21 Yüzyıl’da dünya ekonomisinin dinamikleri bunun böyle işlemediğini açık ve net gösterdi. Çünkü sanayi üretim yalnızca fiziksel çıktı değil; 1990’da dünya imalat sanayisinin yalnızca yüzde 2,7’sine sahip olan Çin’in bugün yaklaşık yüzde 30 bandına ulaşması, insanlık tarihinin en büyük üretim dönüşümlerinden biridir. Çin artık ucuz iş gücü ekonomisi değil; yapay zekadan bataryaya kadar yeni nesil teknolojiye dayalı sanayi çağının ana merkezlerinden biridir. Bu nedenle, ABD bugün yeniden fabrikalarını ayağa kaldırmaya çalışıyor. Çünkü Washington artık çok net biçimde görüyor ki fabrika kaybeden ülke, jeopolitik güç de kaybeder.

    Türkiye açısından ise 21. Yüzyıl’ın ikinci çeyreğinde derinleşecek olan yeni nesil sanayi rekabeti ve üretimi tarihi önemdedir. Türkiye, Avrupa ile Asya arasındaki en kritik üretim ve lojistik koridorlarının kesişme noktasıdır. Ancak, artan üretim maliyetleri, enerji maliyetleri ve finansman maliyetleri baskısı, Türk imalat sanayisini daha da zorlar hale gelmiştir. Tekstil sektöründe yaşanan, başka coğrafyalara yönelik üretim kaymaları bunun ilk güçlü işaretlerinden birisi konumundadır. Artık, pek çok nedene bağlı olarak ucuz üretim merkezi olmayan Türkiye, küresel sanayi rekabetinde yeni nesil çözüm, beceriler, hedefler ortaya koymak zorundadır.

    Yeni dönemde mesele; yüksek verimde enerji kullanan, teknoloji yoğun, yapay zeka destekli ve yüksek katma değerli bir milli, yerli üretim üssü kurabilmektir. 19. Yüzyıl’da ilk iki Sanayi Devrimi’ni kaçıran toplumlar nasıl küresel rekabette geriye düştüyse, 21. Yüzyıl’ın dijital teknolojilere dayalı yeni üretim devrimini kaçıran ülkeler de stratejik bağımsızlıklarını kaybetme tehdidi ile karşı karşıyalar. Bu nedenle, ‘gelecek vizyonu’ doğrultusunda, hedef artık yalnızca büyüme ve kalkınma değildir. EtEsas hedef; yeni küresel üretim düzeninin ve tedarik sisteminin . unsurlarından birisi olmaktır. Çünkü, yeni çağda güçlü devlet olmanın yolu hala güçlü fabrikalardan geçmektedir.

    Demir Uzun

    Diğer Yazarlar