Türkiye finans sektörünün geleceğini tartışmaya açan Finansın Geleceği Zirvesi & Para Sohbetleri Turkuvaz Medya Merkezi’nde gerçekleştirildi. Bu yıl 5.’si düzenlenen Finansın Geleceği Zirvesi finans kuruluşlarının önemli temsilcilerini de bir araya getirerek Türkiye ve dünya ekonomisine dair merak konulara ışık tuttu. Zirve’de konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin son 22 yılda göstermiş olduğu yüksek büyüme performansı ile küresel düzeyde olumlu yönden ayrıştığını söyleyerek, “Kişi başına milli gelirimiz AB ortalamasına çok yaklaştı. 2025 sonunda milli gelirimizin 1,5 trilyon doları aşmasını ve Türkiye’nin dünyanın en büyük 16’ıncı ekonomisi konumuna yükselmesini bekliyoruz. Dünya Bankası sınıflandırmasına göre ise 2025 yılı itibarıyla yüksek gelirli ülkeler sınıfına yükseleceğini tahmin ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 3,7 oranında; sanayi sektöründe yüzde 6,5 oranında inşaat dahil hizmetler sektöründe ise yüzde 4,6 oranında büyüdüğünü sözlerine ekleyen Yılmaz, “Diğer taraftan zirai don ve kuraklık neticesinde tarım sektörümüz ise bu çeyrekte yüzde 12,7 oranında daraldı. Son gerçekleşmeler ışığında 2025 yılında büyümenin OVP tahmini olan yüzde 3,3’ün üzerinde gerçekleşmesini beklemekteyiz. Zayıf dış talep ve artan korumacılığa rağmen mal ve hizmet ihracatımız kasım ayı itibarıyla 393 milyar doları aştı. Tarihi yüksek seviyeye ulaşan mal ve hizmet ihracat gelirimizin etkisiyle cari açığımızın milli gelire oranının 2025 sonunda yüzde 1,4 oranıyla düşük seviyede gerçekleşmesini bekliyoruz. İşgücü piyasamız güçlü görünümünü korumakta olup ekim ayında mevsimsel düzeltilmiş işsizlik oranı, yüzde 8,5 oranıyla 30 aydır tek haneli seviyelerde seyrediyor” açıklamasında bulundu.
“Türkiye düşük borçluluk seviyesine sahip”
Kamu maliyesinde disiplinli duruşun sürdürüldüğüne dikkat çeken Yılmaz, “Son 3 yılda 90 milyar doları bulan deprem harcamalarına rağmen bütçe açığının millî gelire oranının önceki yıla göre 1 puanın üzerinde düşüşle bu yıl yüzde 3,6 seviyesine gerilemesini öngörmekteyiz. Son dönemde gelir tarafında artışın etkisiyle ile bu oranın altında gelmesi muhtemel. Diğer taraftan uyguladığımız sıkı maliye politikalarının da etkisiyle Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşük borçluluk seviyesine sahip. 2025 yılı ikinci çeyreğinde genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı ülkemizde yüzde 24 civarında iken bu oran AB’de yüzde 82; gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 69 seviyesinde. Uluslararası rezervlerimiz 2023 yılı mayıs ayı sonundan 28 Kasım 2005’e kadar yaklaşık 85 milyar dolar artışla 183,2 milyar dolara yükseldi” diye konuştu.
“Yıllık enflasyon yüzde 31,1 seviyesine geriledi”
Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırımlara bakıldığında ocak-eylül döneminde yatırımların bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 46 oranındaki bir artışla 11,4 milyar dolara yükseldiğini ifade eden Yılmaz, “Ülkemize duyulan güvenin somut göstergelerinden bir diğeri de CDS risk priminde yaşanan dikkat çekici iyileşme. CDS risk primi, 2023 yılı mayıs ayındaki 700 baz puan seviyesinden 230 baz puan düzeyine geriledi. Bu süreçte dolarizasyonun belirgin şekilde gerilemiş, TL mevduatların payı son iki yılda yaklaşık iki kat artarak yüzde 60’ların üzerine çıktı. Uygulanan para politikası, mali disiplin ve makroihtiyati tebdirlerle birlikte, enflasyonla mücadelede önemli ilerlemeler sağlıyoruz. Kasım ayı itibarıyla yıllık enflasyon dezenflasyon sürecinin başladığı 2024 yılı haziran ayından bu yana 44 puandan fazla düşerek yüzde 31,1 seviyesine geriledi. Enflasyonu 2026 yılında yüzde 20’nin altına, 2027 yılında ise tek haneli seviyelere düşürmeyi hedefliyoruz Para politikası, maliye politikası ve yapısal dönüşümleri içeren bütüncül politikalarımızı kararlılıkla uygulamaya devam ederek enflasyonu kalıcı şekilde düşürürken büyüme potansiyelimizi kademeli bir şekilde artırmayı hedefliyoruz. Sosyal konut ve gıda başta olmak üzere arz yönlü politikalarla da enflasyonla mücadelemizi güçlendiriyoruz” ifadelerinde bulundu.
