Ezginin sözlerinde ..’ben yandıkça bağrımda sönmez ateş’ vurgusu parantezindeki anlam misali, eski dünyadan günümüze ulaşan mevcut bilgiler, kültür, arkeolojik araştırmalar, eldeki verilerin güncellenerek sürdürülebilir tarihi katkılarıyla insanlığın, alemi kavrayabilme yolundaki en önemli araçlar olarak addedilir. Bu manada son iki asırdır ulus devletler camiasında kendilerini eski medeniyetlerin varis ve hamisi olarak lanse eden siyasi yaklaşımların soğuk savaş sonrası bilhassa ortaya sürdüğü mütemadi bir baskın reklamasyon tarzının, ‘tarihin sonu’, ‘medeniyetler çatışması’ vb. başlıklar retoriği ile pazarlandığı alışkın usuller, hiç bir şekilde insanlığın yapılacak işlerini sekteye uğratacağı anlamına gelmez.
Kesintisiz bir arayış insanlığın geleceğine dair kendi birikim ve tecrübelerinden ortaya çıkan objektif çıkarımlar, yegane rehber mahiyetindedir.
Günümüzde sıcak bir biçimde dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan huzursuzluk meselesinin arka planında dünyadaki gelir adaletsizliği, savaşlar sorunu var. Yakın gelecekte buna iklimsel değişim nedeniyle su ve gıda krizi eklenecek gibi görünüyor.
Ancak dünyanın bu sorunlarla yüz yüze gelmesinde büyük dahli olan ‘gelişmiş sahipler’in bu gerçeği görmeyerek yakın geçmişte yaptıkları gibi ‘refah’ yerine bu kez ‘güvenlik’, ‘tehdit algılaması’, ‘demokrasi vaadi’ ile ortalığı karıştırma çabaları görmezden gelinemez. Bir nevi kitlesel değişim ve neticelerinin çok yönlü motiflerle ‘türdeşleştirildiği’ bir zamanın ruhu akıyor.
Eski çağlarda avcı-toplayıcı insan hiç de kolay olmayan hayata tutunabilme mücadelesini doğa ve çevre ile haşır neşir vererek toplu halde yaşamanın kapılarını açarken bireysel fedakarlıkların doğmaya başlayan kutsal kurumsallıklara sunumu da başladı.
Antik Yunan, Ege, Mezopotamya, Pers, Roma, Araplar serf orijinli asalet refakatinde tanrısal gücü ifade ederek, aristokrasinin temel dayanağı oldu. Para, banker, bankacılık o günlere dek yer edinmiş toplumlar arası rekabeti sağlayan inanç-idare ağırlıklı güç odaklarını zorluyordu. Merkantilizm bunu yıkarak burjuvazi ve yeni seçkinlerini yarattı. Dünya üzerinde etkilerini her geçen gün giderek arttıran çok yönlü münasebetlerin önce sınai sonra mali neticelerinin yine dünyanın ağırlıklı nüfusu için sıkıntılı sinyaller yayımladığı görüldü. Şimdilerde tabiri caiz ise, Grönland’tan Hürmüz’e ‘yüksek konjonktürde yeni denge’ arayışları var.
Bilgi ekonomisi, dijital teknoloji, biyogenetik esaslı küresel elitizm ise doğrudan insanın bedenine ve zihnine hükmetme zemininde hümanist topyekün serfliği özendiriyor. Yüksek teknolojik soslu yeni yaşam tarzı eşliğinde ayrışan bireyselliğin sanal hükümranlık simülasyonu ortada. Bunun küresel boyutta sosyolojik açıklaması, siyasetin de yardımı ve tabii ki iktisadın olmazsa olmazı refakatinde yoklukta eşitsizlik’den varlıkta eşitsizliğe doğru evriliyor.