Depreme hazırlıkta üç sacayağı

Yapısal güçlendirme, zemin ve temel optimizasyonu ile afet odaklı şehir planlama depreme hazırlıkta üç ana başlık olarak ön plana çıkıyor 

SEREN KARAŞAHİN

Türkiye’de deprem gerçeği aralıklarla kendini gösteriyor. Topraklarının yüzde 92’si deprem tehlikesi altında olan Türkiye’de en büyük hatalar fay hatları yakınına yapılan binalar ve binaların sağlamlığı olarak öne çıkıyor. Türkiye’de büyük ses getiren ve binlerce can kaybına yol açan depremlerin ardından gündeme gelen “deprem gerçeği”, unutulmaması ve her zaman hazır olunması gereken bir durum olarak kendini hatırlatıyor. 

İzmir’de 30 Ekim 2020 yılında meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki depremde 117 kişi hayatını kaybetmişti. Kent genelinde özellikle Bayraklı’da hasarların yoğunlaşmasıyla, zemin etüdü çalışmaları ön plana çıkmış, karot testleriyle binaların güvenlikleri sorgulanmıştı. Aradan geçen 6 yıla rağmen kent ve ülke genelinde bir seferberlik çalışmasıyla deprem, tam anlamıyla ele alınmadı. Uzmanlar da afet yönetiminde en güçlü çözümün, riski azaltma ve kentsel dönüşüm olduğunu vurguluyor. 


Deprem güvenliğinde zemin ve yapı etkileşimi bağlantısı 

Tanyer Yapı Zemin Grubu Koordinatörü İnşaat Yüksek Mühendisi Batuhan Tozburun, konuyla ilgili basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İzmir’in aktif fay hatları üzerinde deprem riski yüksek bir metropol olduğuna vurgu yapan Tozburun, kentte deprem riskini artıran üç temel unsurun aktif fay hatlarına yakınlık, yumuşak alüvyon zemin yapısı ve eski-yoğun yapı stoku olarak öne çıktığını dile getirdi.

İzmir nüfusunun yoğunlaştığı Konak, Buca, Karşıyaka, Bornova ve Bayraklı gibi körfez ilçelerinde zemin özellikleri ve yapı yoğunluğunun depremdeki kırılganlığı artırdığına işaret eden Tozburun, 2020 yılında Seferihisar’da meydana gelen depremin gelecek için bir hatırlatma olduğunu ifade etti. İzmir’in sarsıntının merkez üssüne yaklaşık 70 kilometre uzak olmasına rağmen ağır hasarlar aldığını belirten Tozburun, “Yerel zemin etkileri deprem dalgalarını büyüttü, 1980 öncesi yapılar yüksek hasar aldı, orta katlı binalarda rezonans etkisi oluştu, aynı sokakta farklı temel sistemlerine sahip yapılar farklı performans gösterdi. Bu durum, deprem güvenliğinin yalnızca bina kalitesiyle değil zemin-yapı etkileşimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi. 


Üç ana başlık depreme hazırlıkta büyük önem taşıyor 

Kentsel dönüşümün eski binaları yıkıp yenisini yapmak değil, deprem riskini sistematik biçimde azaltan şehircilik politikası olduğunu söyleyen Tozburun, süreçte üç temel ayak olduğunu kaydetti. Yapısal güçlendirme, zemin ve temel optimizasyonu ile afet odaklı şehir planlamaya depreme hazırlığın yapılabileceğini ifade eden Tozburun, güncel deprem yönetmeliklerine uygun yapılaşma, mevcut binaların sismik performans analizleri, güçlendirme projelerinin yaygınlaştırılması, detaylı zemin etüdü ve mikro bölgeleme çalışmaları, sıvılaşma risk analizleri, zemine uygun temel sistemleri, zemin iyileştirme uygulamaları, riskli alanlarda yapı yoğunluğunun azaltılması, toplanma alanlarının korunması, deprem sonrası ulaşım sürekliliği, konularının titizlikle ele alınmasının yaşamsal önem taşıdığını dile getirdi.

İzmir’de öncelikli dönüşüm alanlarının Bayraklı ile Karşıyaka’da yer alan dolgulu ve alüvyon zeminler olduğunu belirten Tozburun, burada yüksek yer altı suyu seviyesinin ve yoğun yapılaşmanın olduğunu kaydetti. 


İzmir’de kentsel dönüşümde ihtiyaç; 25-30 milyar TL yatırım

İzmir’deki binaların yüzde 40’ının 1980 öncesi yapılmasının 1,5 milyon kişiyi etkilediğini belirten Tozburun, 50 binin üzerinde konutun öncelikli dönüşüm ihtiyacında olduğunu ve bunun da tahmini 25-30 milyar TL bir yatırım gerektirdiğini kaydetti. Kentsel dönüşüm konusunda İzmir’de büyük bir açık bulunduğuna işaret eden Tozburun, İzmir’de yaşanan depremin ardından yapılan dönüşüm çalışmalarının hasarlı yapı stokunun ancak yüzde 10’unu oluşturduğunu dile getirdi. 


“Türkiye, yatırımcılar için fırsat yaratacak”

Yatırımcıların da Türkiye’ye çekilebileceğini söyleyen Tozburun, “Kentsel dönüşümle birlikte yaşlı ve depreme dayanıksız konut stoğunun bir an önce ada bazlı dönüştürülmesi yaşamsal önem taşıyor. İstanbul’da yaşanacak bir depremin sonuçları ekonomik anlamda da ülkemize çok zarar verir. Öte yandan, Türkiye’nin çevresindeki ülkelerin aksine savaşlardan uzak ve güvenli bir ülke olmasının, Orta Doğulu ve uluslararası yatırımcılar açısından fırsat yaratacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı. 


Müteahhitler için krediye erişim talebi 

Konut sektöründe müteahhitler ve yatırımcıların krediye erişiminin önünün açılması gerektiğini söyleyen Tozburun, vatandaşların sıfır konut için maddi imkânlarının yetersizliğinin kentsel dönüşümden uzaklaşmaya sebebiyet verdiğinin altını çizdi. Tozburun, “Müteahhitler yapı stokunu artırırsa sürümden kazanacakları için vatandaş da, bir nebze daha uygun fiyatlarla ev alabilir. Yoksa kredi sağlanır ve konut arzı düşük olursa, rakamlar daha da yükselecektir” diye konuştu. 

Kamuda da geoteknik ve zemin denetimlerinin sürekli ve kontrollü yapılmadığını aktaran Tozburun, bu konuda denetimlerin sıklaştırılmasının önemli bir gereklilik olduğunu vurguladı. 

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM