Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) denildiğinde çoğu kişinin zihninde hâlâ hareketli, yerinde duramayan bir erkek çocuğu canlanıyor. Oysa bu tablo, gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını yansıtıyor. Araştırmalar, kadınlarda DEHB’nin erkeklere kıyasla ortalama beş yıl daha geç teşhis edildiğini ortaya koyuyor. Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, kadınlarda DEHB’nin çoğu zaman başarı ve kontrol görüntüsünün arkasına gizlenen, fark edilmesi zor bir mücadele olduğuna dikkat çekti.
‘Acaba abartıyor muyum?’, ‘Fazla mı hassasım?’ gibi sorular, yıllarca kendini anlamaya çalışan binlerce kadının zihninde yankılanan görünmez bir iç ses. Öte yandan toplumsal roller, içselleştirilmiş beklentiler ve yanlış kalıplar birleştiğinde, kadınlar için DEHB yalnızca bir dikkat sorunu olmaktan çıkıyor; görünmeyen bir yük, sürekli bastırılan bir iç karmaşa ve derin bir yorgunluk haline dönüşüyor.
Başarı maskesinin ardındaki gerçek
Toplumun kadınlara yüklediği ‘her şeyi idare eden’ rolü, çoğu zaman görünmeyen bir baskıyı da beraberinde getiriyor. Düzenli olmak, detayları kaçırmamak, aynı anda birden fazla sorumluluğu yürütmek… Tüm bu beklentiler, DEHB’li kadınlar için ekstra bir zihinsel yük anlamına geliyor. Dr. Henden’e göre birçok kadın, yaşadığı zorlukları bir yetersizlik olarak yorumluyor. Oysa bu durum çoğu zaman nörolojik bir farklılığın sonucu. Dışarıdan bakıldığında güçlü ve kontrollü görünen bu profilin altında, sürekli tetikte olan bir zihin ve hiç durmayan bir iç ses yer alıyor.

Geç gelen farkındalık, 5 yıllık gecikme
DEHB hâlâ büyük ölçüde erkek çocuklarla özdeşleştirilen bir tablo olarak algılanıyor. Bu da kadınların yıllarca göz ardı edilmesine neden oluyor. Araştırmalar, kadınlarda DEHB’nin erkeklere kıyasla ortalama beş yıl daha geç teşhis edildiğini ortaya koyuyor. Kadınlarda DEHB çoğunlukla hiperaktiviteyle değil; dalgınlık, odaklanma güçlüğü ve içsel dağınıklıkla kendini gösteriyor. Bu belirtiler ise çoğu zaman karakter özelliği olarak etiketleniyor ve profesyonel destek süreci gecikiyor.
En çok başvurulan yöntem; maskeleme
Kadınların en sık başvurduğu baş etme yöntemlerinden biri; maskeleme. Yani belirtileri gizleyerek toplumsal beklentilere uyum sağlama çabası. Erken gitmek, fazla çalışmak, sürekli not almak, detayları defalarca kontrol etmek… Tüm bu davranışlar dışarıdan disiplin ve başarı olarak görülse de, aslında yoğun bir zihinsel eforun sonucu.
Dr. Henden bu durumu, “Maskeleme, kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede ciddi bir tükenmişlik yaratır. Çünkü kişi sadece davranışlarını değil, duygularını da bastırmak zorunda kalır. Toplumsal olarak ‘uyumlu’, ‘sakin’ ve ‘kontrollü’ olmaya teşvik edilen kadınlar, çoğu zaman kendi duygularını geri plana itiyor. Öfke bastırılıyor, dürtüsellik gizleniyor, dağınıklık saklanıyor. Bu çaba zamanla içsel bir baskıya dönüşüyor. Kadınlar sadece işlerini değil, duygularını da yönetmek zorunda hissediyor. Bu da zihinsel yorgunluğu derinleştirerek tükenmişlik döngüsünü hızlandırıyor. Kadınlar için DEHB ile yaşamın en zorlayıcı dönemlerinden biri de annelik. Ev içi organizasyon, çocukların ihtiyaçları, duygusal emek ve sürekli planlama… Bu süreç, yüksek düzeyde ‘yönetici işlev’ becerisi gerektiriyor” şeklinde açıkladı.
