NATO’nun son Ankara Zirvesi’nin ardından yayınlanan sonuç bildirgesi, ABD’nin küresel odağını Asya-Pasifik’e kaydırmasıyla birlikte Avrupa savunmasında doğan boşluğu doldurma baskısı altında kalan Türkiye’yi, bölgedeki komşularıyla yürüttüğü denge politikasında tarihi bir diplomatik ve askeri sıkışmışlığın eşiğine getirdi. Bildirgede yer alan “Rusya tehdidine karşı koyma” ve “İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki etkinliğini engelleme” maddeleri; kuzey ve doğu komşularıyla derin enerji, ticaret ve stratejik iş birliklerine sahip olan Ankara’yı Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sınırlarını zorlayacak talepler ve olası askeri misyon riskleriyle karşı karşıya bırakırken Avrupa’nın militarizasyon sürecinde Türkiye’nin güçlü ordusu ve savunma sanayisine yönelik beklentiler de ekonomi üzerinde büyük bir baskı oluşturmaya başladı.
İttifakın belirleyici unsur olarak ilan ettiği yapay zeka tabanlı “savaş bulutu” sistemine geçiş kararı, Türk Silahlı Kuvvetleri ile yerli savunma şirketlerinin operasyonal bağımsızlığı ve veri güvenliği açısından yeni egemenlik tartışmalarını beraberinde getirirken zirve sonrasında Washington-Tel Aviv hattında şekillenecek Doğu Akdeniz ve Kıbrıs merkezli yeni enerji-güvenlik denkleminin, Suriye, Irak ve Lübnan hatlarını da kapsayan geniş bir coğrafyada Türkiye’yi radikal kararlar almaya zorlayabileceği belirtiliyor.
NATO’nun geçmişini anlarsak Ankara’yı da daha iyi anlarız. Bunun için de 40’lı yılların ikinci yarısının şartlarını hatırlayalım. 04.Nisan.1949 yılında kurulduğunda ABD ve diğerleri yani 1+11 ülkenin imzası vardır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında üretilen her iki malın birini ABD üretiyordu.
Bugün bu oran yüzde 15’e düştü. Çin’in 2025 ortalaması yüzde 32. Aradaki fark ABD’nin Asya Pasifik’e kaymasına ve Avrupa-Atlantik güvenliğinden çekilmesine neden oldu. Trump bunu açıkça söyleyince NATO anlaşmasının beşinci maddesindeki ‘Birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır’ ifadesi tartışılmaya başlandı. ‘Ruslar saldırırsa Amerikalılar bize yardım edecek mi?’ tartışması yaşanınca Trump, ‘Bütün yükü biz çekiyoruz. Bu taşın altına elinizi koymuyorsunuz. Bizim gücümüz bunu kaldırmaya yetmeyecek. Kendi başınızın çaresine bakın’ dedi. Avrupa’da dalgalanma oluştu.”
NATO’yu ABD ve diğerleri yani 1+31 olarak anlamak gerek. Organizasyonun temelinde bu yatar. ABD’nin Avrupa merkezli güvenlik anlayışında Asya Pasifik’e yönelişi var. Bu süreç yaklaşık 15-20 yılda olgunlaştı. 2012 yılında yayınlanan Amerikan Ulusal Strateji Belgesi’nde ‘Asya’ya dönüş ve Asya’yı dengelemek’ ifadeleri vardı. 2015’te Asya Pasifik’in dengelenmesi diye bir belge daha yayınladılar. Bunda ‘Küresel ekonominin merkezi artık Asya Pasifik’tir’ dediler. 2017’de ise Trump’ın ulusal güvenlik belgesinde Rusya ile Çin’in ABD’ye meydan okuduğunu ifade ettiler. 2022’deki belgede de benzer bir durumu daha açık ifade ettiler. 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı başladı. ABD, Asya Pasifik’in dışında ortaya çıkacak sorunları ‘Müttefiklerimiz halletsin. Bizden destek beklemeyin’ noktasına getirmişti.
Karadeniz’de iki başat güç var bunların biri Rusya diğeri Türkiye. Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve veto hakkına sahip üstelik nükleer bir güç. ‘Rusya’nın oluşturduğu tehdide karşı koymak’ demek Boğazların devreye girmesi demek. NATO, bu ‘tehdide’ karşı koyarken Türk Boğazları’nda Montrö’nün dışında bazı ayrıcalıklar tanıyacak mı? Bu Türkiye’yi çok zorlayacak bir durum. Türkiye Rusya’dan çok fazla enerji ithal ediyor. Milyonlarca turist geliyor. İki ülke arasında ciddi bir ticaret hacmi var. Biz Rusya’dan S-400 aldık. Akkuyu Nükleer Santrali Rusya tarafından inşa edildi. Biz bu ‘tehdide’ nasıl karşı koyacağız? Türkiye orta vadede denge politikasını sürdürebilecek durumda değil. Ankara zirvesinden sonra diplomatik alanda sıkışmış bir Ankara var. İran meselesi de var. ‘İran’ın nükleer silaha hiçbir zaman sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişleri engellememesi’ yönünde bir madde var. Rusya bizim kuzey komşumuzsa İran da Türkiye’nin doğudaki komşusu. İran fiili olarak bombalanıyor. Bunun karşılığında İran Körfez’deki Amerikan üslerini bombalıyor. Yarın bir NATO görevi olduğunda Türkiye ne yapacak? Türkiye İran’dan hidrokarbon kaynakları da doğalgaz da alıyor. Yarın NATO Hürmüz’de bir misyon oluşturduğunda Türkiye ne yapacak? NATO misyonu kapsamında Hürmüz’de bir Türk gemisi görev alacak mı? Bu görev sırasında İran tarafından saldırı gerçekleşirse Türkiye nasıl karşılık verecek? Bunlar Türkiye’yi diplomatik alanda çok sıkıştıracak. Üstelik savaş bulutu ve ‘bütün ülke ordularının tek bir bilgisayara bağlanması’ meselesi de var. Güçlü yapay zeka modellerinin benimsenmesi NATO açısından belirleyici unsur olarak ilan edildi. Savaş bulutu içinde Türkiye’nin kritik savunma şirketleri, orduları, donanmamız, hava kuvvetlerimiz yer alacak mı? Bu bulutun içinde yer aldıklarında şirketlerimizin bilgileri paylaşılacak mı? Ordumuzun seçeneklerini Palantir’in yapay zekasına mı indirgeyeceğiz?
Üzerinde durulması gereken pek çok soru içerisinde İran ile ya da Amerikalılar Türkiye-Yunanistan dengesini kurduğu gibi İsrail ile Türkiye dengesini de bir şekilde kurmayı başarır. Bunun sonuçları Türkiye açısından belli alanlarda kabul edilemez olabilir. Türkiye petrollerinin Doğu Akdeniz’de bir çalışma yürüttüğüne dair bir şey bilmiyoruz. NATO kararları Karadeniz’de rekabeti artıracak. Rusya ile denge politikası zorlaşacak. NATO’nun savunma harcamaları ve beklentileri Türk bütçesi üzerinde kaldırılamayacak baskı oluşturabilir. İran dendiğinde Suriye de Lübnan da Irak da düşünülmeli.”
