Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, nükleer tedarik zincirine dâhil olmanın sanayi açısından “bir üst lige çıkmak” anlamına geldiğini belirterek, “Kümelenmenin asıl gücü, firmaları yalnızca aynı çatı altında toplamak değil; birlikte hareket etmelerini, bilgi ve deneyim paylaşmalarını sağlamaktır. Gerçek yerlileşme, o ürünü geliştirme ve üretme yetkinliğini kalıcı hâle getirerek dünya pazarlarına satabilmektir” dedi
Ankara Sanayi Odası (ASO), “Sanayide Dönüşüm, Yetkinlik ve Rekabetçilik: İkiz Dönüşümden Nükleer Tedarik Zincirine” başlıklı etkinliğe ev sahipliği yaptı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ankara Kalkınma Ajansı ve Türkiye Nükleer Enerji A.Ş.’nin katkılarıyla düzenlenen etkinlik kamu, üniversite ve iş dünyası temsilcilerini bir araya getirdi. ASO Başkanı Seyit Ardıç yaptığı konuşmada, sanayide rekabetin değişen şartlarına, yeşil ve dijital dönüşüme, nükleer tedarik zincirine ve kümelenme politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Nükleer tedarik zincirine girmek üst lige çıkmaktır”
Nükleer enerjinin, enerji ve sanayi politikalarının kesiştiği stratejik alanlardan biri olduğunu belirten Ardıç, nükleer enerjiye elektrik üretimi açısından bakmanın büyük bir sanayi fırsatının kaçırılmasına yol açacağını söyledi. Ardıç, “Nükleer tedarik zincirine dâhil olmak, sanayimiz açısından bir üst lige çıkmaktır. Bu lige girmenin şartları ağırdır. Kalite, izlenebilirlik, belgelendirme, insan kaynağı ve üretim disiplini gerektirir. Fakat bu standartları karşılayan bir firma, nükleer alanda yetkinlik kazanmakla kalmaz; savunma, havacılık, enerji ve ileri makine sanayilerinde küresel tedarik zincirlerine girme kapasitesini de yükseltir” dedi.
ASO’nun bu potansiyelden hareketle 2017 yılında Türkiye’nin ilk ve tek nükleer sanayi kümelenmesi NÜKSAK’ı kurduğunu hatırlatan Ardıç, NÜKSAK aracılığıyla firmaların uluslararası kalite ve belgelendirme standartlarına ulaşmalarını, nükleer ekosistemi yakından tanımalarını ve küresel tedarik zincirlerine erişmelerini sağlamaya çalıştıklarını ifade etti.
Türk sanayicisinin Türkiye’de kurulacak nükleer santrallere mal ve hizmet sunmasının ötesinde küresel nükleer tedarik zincirinde kalıcı bir konuma ulaşmasını hedeflediklerini vurgulayan Ardıç, “Ankara’da üretilen bir parçanın, ekipmanın veya geliştirilen bir mühendislik çözümünün Avrupa’dan Asya’ya dünyanın farklı coğrafyalarındaki projelerde kullanılmasını hedefliyoruz. Çünkü gerçek yerlileşme, bir projede yerli ürün kullanmanın ötesinde, o ürünü geliştirme ve üretme yetkinliğini kalıcı hâle getirerek dünya pazarlarına satabilmektir” ifadelerini kullandı.
“Savunma başarısı nükleer enerjide de olmalı”
Savunma ve havacılık sanayisinde yerli teknoloji geliştirme alanında elde edilen başarının nükleer enerji teknolojilerine taşınmasını son derece kıymetli bulduklarını belirten Ardıç, “Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Selçuk Bayraktar’ın öncülüğünde TMRS Energy tarafından küçük modüler reaktör teknolojilerine yönelik yürütülen çalışmalar, özel sektörümüzün nükleer alanda yalnızca tedarikçi olarak değil, teknoloji geliştiren, özgün ürünler tasarlayıp üreten bir aktör olabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Türkiye’nin bu alanda önünü açacak cesur teknoloji girişimlerine ihtiyacımız var” diye konuştu.
Üretimin miktarı kadar niteliği de önemli
Sanayi politikasının üretim miktarıyla birlikte üretimin niteliği üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Ardıç, “Ne kadar verimli üretiyoruz? Ne kadar teknoloji üretiyoruz? Ne kadar yerli girdi kullanıyoruz? Ne kadar düşük karbonla üretiyoruz? Ve ürettiğimiz değerin ne kadarını ülkemizde bırakıyoruz? Türkiye’nin sanayide hangi ligde yer alacağını, bu beş soruya vereceğimiz cevap belirleyecektir” dedi.

“Sanayi üretiminde sınıf atlamanın temel bileşenleri yatırım, verimlilik ve teknoloji”
Ardıç, sanayide dönüşümün Türkiye’nin küresel üretim yarışındaki yerini doğrudan etkilediğini belirtti. Sanayide rekabetin şartlarının değiştiğini söyleyen Ardıç, “Eskiden maliyet, fiyat ve üretim kapasitesi rekabetin temel unsurlarıyken bugün bunlara teknoloji, verimlilik, enerji güvenliği, karbon yoğunluğu, veri ve tedarik zinciri dayanıklılığı eklendi. Sanayi üretiminde sınıf atlamanın temel bileşenleri yatırım, verimlilik ve teknolojidir. Bu nedenle bugün ülke olarak üretim hacmimiz kadar, bir birim enerji, bir saat emek ve bir birim sermaye ile ne kadar katma değer oluşturabildiğimiz de belirleyici hâle geliyor” dedi.
İmalat sanayisindeki verimlilik artışına dikkat çeken ve bunun kalıcı hâle getirilmesi gerektiğini söyleyen Ardıç, “2026 yılının ikinci çeyreğinde sanayide çalışan kişi başına üretim yıllık yüzde 3,7, imalat sanayisinde ise yüzde 4,3 arttı. Bu kazanımı kalıcı hâle getirmek zorundayız. Çünkü finansman, enerji ve iş gücü maliyetlerinin yüksek olduğu bir ortamda verimlilik, sanayicimizin görünmeyen sermayesidir” dedi.
Yüksek teknoloji ürünlerinin katkısı büyük
Rekabet gücünün diğer önemli boyutunun üretimin teknoloji düzeyi olduğunu kaydeden Ardıç, yüksek teknolojili ürünlerin 2026 yılının ilk yedi ayında imalat sanayisi ihracatındaki payının yüzde 3,7, ithalatındaki payının ise yüzde 12,1 olduğunu söyledi. Ankara’da yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayisi ihracatındaki payının yüzde 13’ü aştığını, ithalattaki oranın ise yüzde 21 düzeyinde gerçekleştiğini belirten Başkan Ardıç, “Bu veriler, teknoloji açığının rekabet gücümüzü ve dış ticaret dengemizi doğrudan etkilediğini gösteriyor. Üretim gücümüzü artırırken sanayimizin teknoloji düzeyini ve oluşturduğu katma değeri de yükseltmemiz gerekiyor. Yeşil ve dijital dönüşüm ile enerji ve sanayi politikaları artık aynı rekabet stratejisinin birbirini tamamlayan unsurlarıdır” ifadelerini kullandı.
“Hedef, karbonu azaltmaya ve katma değeri artırmaya geçmek”
Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçtiğini, Türkiye’de de İklim Kanunu’nun ardından Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği’nin yayımlanmasıyla yeni bir dönemin başladığını hatırlatan Başkan Ardıç, “Karbon artık yalnızca bacadan çıkan bir emisyon değil; bilançoya yansıyan bir maliyet, pazara girişte karşılaşılan bir kriter ve yatırım kararlarını etkileyen bir rekabet unsurudur” diye konuştu. ASO tarafından hazırlanan “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Kapsamında Türkiye ve Ankara Analizi” başlıklı araştırma raporuna da değinen Başkan Ardıç, 2023 yılı itibarıyla SKDM kapsamındaki ürünlerin Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 8’ini, Ankara’nın ihracatının ise yaklaşık yüzde 7’sini oluşturduğunu aktardı.

