Yapay zekânın geleceği enerji altyapısına bağlıyken, enerji sektörü de yapay zekâyı verimlilik ve sürdürülebilirliği tetikleyen önemli bir dönüşüm aracı olarak görüyor
EY’ın Yapay Zekâ ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim başlıklı raporu yayımlandı. EY Europe Central Energy Center’ın araştırmalarına göre yapay zekâ; enerji üretimi ve dağıtımından şebeke yönetimine kadar birçok alanda operasyonel verimliliği artırırken, veri merkezlerinin hızla büyümesi elektrik talebini de oldukça yüksek seviyelere taşıyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi, yaklaşık 100 bin hanenin tüketimi kadar elektrik kullanırken, hâlihazırda inşa edilmekte olan en büyük veri merkezlerinin bunun 20 katına kadar enerji tüketeceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, yıllık yaklaşık yüzde 12 oranında artıyor.
Rapor, veri merkezi yatırımlarındaki artış ve yapay zekâ odaklı harcamaların, özellikle ABD’de iş yatırımlarının ve gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücünün yetkinliklerini ölçeklendirerek yeni iş birliği ve karar alma biçimlerini destekliyor. Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zekâ kullanım düzeyi; teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla henüz daha düşük olsa da, bu sektörlerin de yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyeli bulunuyor.
Dünya genelindeki veri merkezlerinin %27’si Avrupa’da
Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın üretkenliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ile değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının yüzde 280’den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bir bölümü yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde iki binden fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık yüzde 45’i ABD’de, yüzde 27’si ise Avrupa’da yer alıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesinin 2020-2025 döneminde yıllık ortalama yüzde 13 büyüyerek 60 gigavattan 114 gigavata yükseldiği görülüyor. IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru daha da hızlanması ve yıllık ortalama yüzde 15 seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar 226 gigavata çıkabileceği öngörülüyor. Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturuyor. En yüksek oran ABD’de görülüyor; burada veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık yüzde 4,5’ini oluşturuyor. Veri merkezlerinin, 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık yüzde 7’sini, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde ise 2025-2035 dönemindeki artışın yaklaşık yüzde 9’unu oluşturabileceği öngörülüyor.
Belirsizlikte jeopolitik gerilim etkisi
Veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin projeksiyonları önemli ölçüde belirsizlik içeriyor. Düşük karbonlu ve maliyeti öngörülebilir enerji kapasitesine ve şebeke altyapısına erişim, yapay zekâ çiplerinin bulunabilirliği, donanım ve modellerde sağlanacak verimlilik artışları, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktöre bağlı olabilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimler de ek bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Bu gerilimler, kritik bileşenlere yönelik tedarik zincirlerini aksatma ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirme riski taşıyor. Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gerilimlerin tırmanması, uzun süreli belirsizliklerin hâlihazırda kısıtlı olan bellek çipleri ve veri depolama cihazları arzını daha da sıkılaştırabileceğine yönelik yatırımcı endişelerini artırdığı görülüyor.
Orta Avrupa’nın büyümeden en fazla payı alması bekleniyor
Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi, hem kapasitedeki önemli büyüme hem de coğrafi dağılımdaki köklü değişimlerle şekillenen dönüştürücü bir on yıla giriyor. Geleneksel veri merkezlerinde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla birlikte, işletmeciler ve yatırımcılar giderek daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi imkânı ve daha düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyor. Bu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde özellikle belirgin şekilde görülüyor.
Avrupa’nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor. Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık yüzde 63’ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık yüzde 65’i hâlihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla birlikte, veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 2 ile yüzde 14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç’te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık yüzde 9’unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka’da yaklaşık yüzde 13’e, İsveç’te ise aynı dönemde yüzde 8’in üzerine çıkabileceği öngörülüyor.

