Latin Amerika’da Yeni Dönem

Daha yakın konumda olarak ve AB ile doğal olarak yoğun ticari ilişkilerinin bulunması dolayısıyla gündemde yer alan şekliyle Avrupa ülkelerinde güncel siyasi gelişmeler ile yakın ve orta gelecekte yaklaşan seçimler için sağın yükselişi söz konusudur. Ancak yer kürenin etrafında benzer hareketliliğin olduğu da bir gerçek.

Latin Amerika’da siyasi dengeler yeniden değişiyor. Son yıllarda sol yönetimlerin güç kazandığı bölgede, güvenlik sorunları, ekonomik sıkıntılar ve uyuşturucu kartellerine yönelik tepkiler sağ eğilimli siyasetlerin yükselmesine zemin hazırlıyor. Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin bölgeye daha güçlü biçimde dönmesi ise bu değişime yeni bir boyut kazandırıyor.

Washington’ın yeni Latin Amerika politikasının merkezinde güvenlik ve uyuşturucu kartelleriyle mücadele bulunuyor. Trump yönetimi, kartelleri yalnızca organize suç örgütleri olarak değil, bölgesel güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor. Bu nedenle Latin Amerika ülkeleriyle istihbarat paylaşımını, güvenlik işbirliğini ve ortak operasyonları artırmaya çalışıyor.

Bu politika, bölgede güvenlik sorunlarını seçim kampanyalarının önemli başlıklarından biri haline getiren sağ hükümetlerle de örtüşüyor. ABD ile daha yakın işbirliği, bu yönetimler açısından karteller ve organize suçla mücadelede önemli bir araç olarak görülüyor. Böylece Washington’ın güvenlik politikası ile Latin Amerika’daki sağa yöneliş birbirini destekleyen bir sürece dönüşüyor.

Ancak bölgedeki değişimi yalnızca Trump’ın etkisiyle açıklamak doğru olmaz. Artan suç, ekonomik sorunlar ve geleneksel siyasetçilere yönelik tepki de seçmen davranışlarını değiştiriyor. Dolayısıyla Latin Amerika’daki sağa dönüş, hem iç siyasi dinamiklerin hem de ABD’nin yeniden artan etkisinin sonucu.

Bu tabloda Meksika özel bir konuma sahip. ABD ile çok güçlü ekonomik bağları bulunan Meksika, uyuşturucu ve sınır güvenliği konusunda Washington ile işbirliği yapıyor. Ancak Başkan Claudia Sheinbaum, bu işbirliğinin Meksika’nın egemenliğini zedeleyecek bir müdahaleye dönüşmesine karşı çıkıyor. Böylece Meksika, ABD ile işbirliği ile dış politika özerkliği arasında bir denge kurmaya çalışıyor.

Brezilya ise bölgedeki diğer önemli merkez. Lula da Silva yönetimi ABD’nin yanı sıra Çin, Avrupa ve BRICS ülkeleriyle ilişkilerini geliştiren daha çok kutuplu bir dış politika izliyor. Bu nedenle Brezilya’nın siyasi yönelimi, Latin Amerika’nın genel yönü açısından da önem taşıyor.

Bütün bu gelişmeler, Latin Amerika’daki değişimin yalnızca “sol ve sağ” arasındaki mücadeleden ibaret olmadığını gösteriyor. Asıl mesele; güvenlik, ekonomi, ABD’nin bölgesel etkisi ve Çin’in artan varlığı arasında yeni bir denge kurulması. Yakın bir zamanda Venezuela, şimdi de Küba üzerinden gölgesini hissettiren ABD etkisi bölgede oluşan stresin önemli göstergesidir.

Trump yönetimi Latin Amerika’yı yeniden ABD’nin öncelikli etki alanlarından biri haline getirmeye çalışırken, bölge ülkeleri de kendi hareket alanlarını korumaya çalışıyor. Sağ hükümetler Washington’la daha yakın güvenlik ilişkilerine yönelirken, Meksika ve Brezilya gibi ülkeler işbirliği ile bağımsızlık arasında farklı dengeler arıyor.

Bu nedenle Latin Amerika’nın önündeki temel soru artık yalnızca sağ veya sol meselesi değil. Asıl soru, bölge ülkelerinin ABD ile ilişkilerini sürdürürken kendi ekonomik ve siyasi özerkliklerini ne ölçüde koruyabilecekleri olacaktır.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar