Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel, CİMER’e İzmir’den gelen başvuruların; şikayetlerin cevaplanması, sevk edilmesi ve sürecin yönetimi anlamında sıralamada ilk üçte oluğunu kaydetti. 2023 yılında ortalama 500 bine yakın başvuru geldiğini ifade eden Yüksel, CİMER’e gelen başvuruların 2025 yılında 350-380 bin civarında olduğunu dile getirdi
SEREN KARAŞAHİN
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı İzmir Bölge Müdürü Cengiz Kutlu Yüksel, İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) nisan ayı olağan meclis toplantısına katıldı. Konuşmasına Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın faaliyetlerini tanıtarak başlayan Yüksel, Başkanlığın koordinasyonunu üstlendiği Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’nin (CİMER) işleme şeklini anlattı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden gelen başvuruların takiplerinin de Başkanlık olarak üstlenildiğini belirten Yüksel, İzmir’in başvurularla şikayetlerin cevaplanması, sevk edilmesi ve sürecin yönetimi anlamında ilk üç şehirden biri oluğunu kaydetti. 2023 yılında yaşanan depremler nedeniyle şikâyet artışlarının göz önünde bulundurulmasıyla ortalama 500 bine yakın başvuru geldiğini ifade eden Yüksel, CİMER’e gelen başvuruların 2025 yılında 350-380 bin civarında olduğunu dile getirdi. İzmir’in yüksek başvuru rakamlarına sahip olmasını, kentte yaşayan vatandaşların sorgulama ve kamu yönetimine ortak olma isteklerinden kaynaklandığını belirtti. Yüksel, Başkanlığın 3 yılda yaklaşık 200’ün üzerinde dezenformasyon bülteni hazırladığını kaydetti.
Yanlış bilgi doğru bilgiden 6 kat fazla yayılıyor
Bir bilginin söylediği ‘iletişim kurabildiğiniz kadarsınız’ sözünün önemli olduğunu belirten Yüksel, “21’inci yüzyıl bizim için internet çağı olarak başladı. 90’lı yıllarda alıştığımız kolay ve tarif edilebilir bir yapı, 21’inci yüzyılın başlamasıyla birlikte yerini kaosa ve karışıklığa bıraktı. Günümüzde internette başlayan, sosyal medya da yoğunlaşan ve yapay zekâyla zirveye ulaşmış bir enformasyon sürecine maruz kalıyoruz. Dolayısıyla bilgiye ulaşmak çok kolay. Aynı zamanda bilginin yayılma hızı ve bilginin yenilenme hızıyla birlikte en büyük tehditlerden biri olan yanlış bilgi, tespitlerimize göre doğru bilgiden altı kat daha hızlı yayılıyor” dedi.
Önemli olanın, iletişimin sağlıklı ve sürdürülebilir olması açısından algının ve arkasındaki çeşitli tehditlerin tespit edilebilmesi olduğunu ifade eden Yüksel, “Dezenformasyon süreci aslında bizim için algı yönetimi ve arkasındaki propaganda ve benzeri faaliyetlerle sergileniyor. Günümüzde gerçeklik aslında şekil değiştirmiş durumda” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya kullanıcısı 65 milyona ulaştı
Yüksel, medya okuryazarı olunmasının önemine değinirken, dezenformasyonun yayılmasında ve kriz alanı oluşturmasındaki en büyük sebeplerden birisinin yoğun bir şekilde yeni teknolojinin kullanılıyor olduğunu dile getirdi. Yüksel, “Türkiye’de yaklaşık 77 milyonun üzerinde internet kullanıcısı var. Nüfusumuzun yüzde 88-90’ına denk geliyor. Bunun da yüzde 60’ına denk gelen yaklaşık 65 milyon da sosyal medya kullanıcısı var. Her birimizin günde ortalama 7 saat internette ve dijital kanallarda geçiyor. Bunun da maalesef yüzde 50’sine yakını sosyal medya geçiyor. Dolayısıyla her birimiz teknolojiye bağlanmışız” dedi.
Küreselde dijital medya harcamaları 1 milyar dolara yaklaştı
Yüksel, 2025 yılında dijital medya harcamalarına küreselde harcanan bütçe yaklaşık 800 milyon doların üzerinde olduğunu ifade ederken, aynı yıl Türkiye’de dijital medya harcamaları 1 milyar doların üzerinde gerçekleştiğini paylaştı. 2024 yılında Dünya Ekonomi Forumu’nun Küresel Riskler Raporu’na göre ilerleyen 10 yıl içerisindeki kriz ve kaos yaratma ihtimali en büyük en yüksek olan 5 tane risk maddesi sıralandığını ifade eden Yüksel, “İlk sırada yüzde 66 oranında maddi kriz ve kaos yaratması mümkün olan madde; iklim değişikliği. Hemen arkasında ikinci sırada ise yapay zekâ destekli yanlış bilgiler ve dezenformasyon var. Beşinci sıradaki risk ise siber saldırı” ifadelerini kullandı.
İş insanlarına seslenen Yüksel, iletişim kanallarının iyi tesis edilememesi dolayısıyla süreçlerin yönetilemeyeceğini söyledi. Yüksel, şu ifadeleri kullandı: “Dezenformasyondan sonra yaratılan algı yönetimi aslında toplumsal olarak bizim yaşantımızı ve özgürlük alanımızı hedef alıyor. Dolayısıyla hemen arkasından politik ya da diplomatik tehdit unsuru yaratabiliyor. Yöneticilerimizde daha da ileriye giderek mümkün olduğu kadar şirket içerisinde ve kurumsal iletişim açısından kabiliyetlerimizi arttırmamız gerekir.”
