Kriz geldiğinde

Sevgili dostum rahmetli Mustafa Koç’un çok sevdiğim bir sözü vardı:
“Krizlerin bir faydası da çocuklarla büyükleri birbirinden ayırmasıdır.”

Ne kadar sade, ne kadar güçlü bir cümle… Çünkü kriz dediğimiz şey, sadece bilançoları, satış rakamlarını, stokları ya da nakit akışını bozmaz. Kriz aynı zamanda insanların karakterini ortaya çıkarır. Kurumların içindeki gerçek liderleri seçer, sahte parıltıları da söndürür.

Normal zamanlarda herkes başarılı görünebilir. Pazar büyürken, işler yolundayken, müşteri memnunken, kasa doluyken yönetici olmak kolaydır. Toplantıda güzel cümle kurarsınız, grafik gösterirsiniz, hedef açıklarsınız, katılımcıları gaza getirirsiniz, alkış alırsınız.
Fırtınasız denizde herkes iyi kaptandır.

Ama hava bozdu mu tablo değişir.

Siparişler düşmeye başladığında…
Müşteri ödeme geciktirdiğinde…
Çalışanlar kaygılanmaya başladığında…
Bankalar kapıyı sert ve acımasızca çaldığında…

İşte o an, kurum içindeki herkes gerçek yöneticiyle makam sahibi arasındaki farkı görür.

Gerçek yönetici önce sakin kalır. Panik bulaştırmaz. Bilmediğini biliyormuş gibi yapmaz. Ekibine güven verir. Zor kararları ertelemez ama insanı da ezmez. Sorunla yüzleşir.

Sadece koltuk sahibi olan ise ilk anda savunmaya geçer. Suçlu arar. Personeli azarlar. Odasına kapanır. Sessizleşir ya da gereksiz sertleşir. Herkesten fedakârlık ister ama kendisi sorumluluk almaz.

Gelin bunu gerçek hayatta yaşanmış bir anım ile daha iyi anlatayım.

Bir sene öncesiydi. Bir tekstil firmasına danışmanlık yapıyordum.
Şirket yıllarca iyi para kazanmıştı. İç Pazar bereketli, ihracat ise beklentilerin ötesinde iyiydi. Patron çok memnundu. Genel müdür her ay parlak sunumlar yapıyor, büyüme hedefleri açıklıyordu. Herkes onu çok başarılı görüyor, yere göğe sığdırmıyordu.

Beklenmeyen kriz ile birlikte ilk önce Avrupa pazarında daralma başladı. Siparişler yüzde 30 düştü. Kur beklendiği kadar yükselmedi, finansman maliyetleri arttı. Depoda mal birikmeye başladı.

Sonra olanlar olmaya başladı.

İlk hafta genel müdür ortadan kayboldu. Yapılmasını hepimizin beklediği toplantıları birer birer iptal etti. Bölüm müdürlerine “Bana bir müddet bir şey sormayın, idare edin işte!” dedi. Doğal olarak insanlar büyük bir şaşkınlıkla karşı karşıya kaldı. Herkes tedirgin oldu, bilinmezliğin içinde kayboldu.

Şirkette bir panik havası oluşmaya başlarken bir kişi diğer yöneticilerden farklı davrandı: Tedarik zinciri direktörü…

Baktı ki olacak gibi değil, birinci haftanın sonunda tüm ekipleri topladı. Durumu açık açık anlattı. “Kolay bir dönem değil ama yönetilebilir; bu bizim işimiz” dedi. Satıcılardan müşterilerle birebir temas kurmalarını istedi. Üretim planını yeniden yaptırttı. Gereksiz giderleri kesti. Çalışanların maaşını geciktirmemek için tedarikçilerle yeni vade koşullarını konuştu. Stoğa üretmeyi durdurdu. Üstelik her gün sahadaydı. Diğer yöneticiler de yavaş yavaş onun etrafında yoğunlaşmaya başladılar. Şirket içinde güç ekseni kaymaya başlamıştı.

Üç ay sonra patron şunu fark etti: Unvanı büyük olan başka, yükü taşıyan başkaydı.
Sizlerin de kolayca tahmin edeceği üzere Tedarik zinciri direktörü çok geçmeden yeni genel müdür oldu.
Çünkü kriz yönetici seçmişti.

Kurumlarda sık yapılan hata şudur: İnsanları normal zamandaki performansına göre değerlendiririz. Oysa asıl kapasite, stres altında ortaya çıkar. Baskı altında düşünemeyen, belirsizlikte karar veremeyen, ekibini yanında tutamayan kişi; iyi havanın yöneticisidir, kötü havanın değil.

Gerçek liderin üç alameti vardır:
Birincisi, berraklık sağlar.
Herkesin kafası karışıkken o sade konuşur.
İkincisi, cesaret gösterir.
Popüler olmayan ama gerekli kararı alır.
Üçüncüsü, insanı korur.
Rakamları düzeltirken ruhları bozmaz.

Bugün birçok kurumda koltuklar dolu ama liderlik boş olabilir. Bunu anlamanın yolu özgeçmiş okumak değildir. Krizi beklemektir.
Çünkü kriz acımasız ama adildir.
Maskeleri indirir.
Bahaneleri susturur.
Gerçeği gösterir.

Ve sonunda herkes şunu öğrenir:
Bazıları toplantı yönetir.
Bazıları kurum yönetir.
Bazıları ise ancak kriz geldiğinde gerçek yönetici olur.

Önceki İçerik

Ali Serdar Süalp

Diğer Yazarlar