SEDA GÖK-ANKARA
ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, yapay zekanın tüm iş model ve süreçlerini kökten değiştirdiğini söyledi. Ardıç, “Yapay zekâyı kullanalım mı? sorusu artık geride kalmıştır. Doğru soru, ‘Yapay zekâyı daha etkin nasıl kullanabiliriz?’ olmalıdır. Çünkü bu dönüşümün gerisinde kalmanın bedelini yalnızca verimlilik kaybıyla değil, doğrudan pazar kaybıyla ödeyeceğiz” dedi.
Ankara Sanayi Odası’nın (ASO) 2026 yılı 1. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısında konuşan Ardıç, “Sorular nettir: Üretim sürecimiz ölçülebiliyor mu? Kalite verimiz canlı izlenebiliyor mu? Bakım kayıtlarımız dijital olarak işlenebiliyor mu? Fire oranlarımız anlık takip edilebiliyor mu? Enerji tüketimimiz makine ve ürün bazında ayrıştırılabiliyor mu? Tedarik zincirimiz veri üretebiliyor mu? Müşterimiz bizden izlenebilirlik istediğinde bunu verebiliyor muyuz? Cevaplarımız “evetse” fabrikamız yapay zekâya hazırdır. Aksi durumda; makinemiz olur, yazılımımız olur, sensörümüz olur — ama yapay zekâ bizim için bir süs eşyasından ibaret kalır” diye konuştu.
Süreç ve organizasyonunun önemini vurgulayan Başkan Ardıç, “Veriyi üretemeyen, süreci ölçemeyen üretimi dönüştüremez, ürünü değere çeviremez. Bugün geldiğimiz noktada; sanayi politikasını artık yalnızca teşvik, kredi ve yatırım yeri ile değil; teknoloji, eğitim, finansman, lojistik, enerji, dijital altyapı ve kurumsal kapasiteyle birlikte tasarlamak zorundayız” dedi.
Ankara’da savunma sanayiinin yüksek katma değerli üretim modeline geçişte taşıyıcı kolonlardan biri olduğunu ifade eden Başkan Ardıç, Ankara’nın 18,5 milyar dolar toplam ihracatının yaklaşık üçte biri savunmadan geldiğine, savunma sanayii için çalışan 50 bin nitelikli mühendis ve teknik personelin, Ankara’da hem üretimin hem Ar-Ge yoğunluğumuzun kalbinde yer aldığını belirtti.
Bu avantajın daha büyük bir fırsata dönüştürebilmesi için savunma alanındaki ileri malzeme, yapay zekâ, sensör, otonom sistem, siber güvenlik, test altyapısı ve Ar-Ge yetkinliğinin; enerji, medikal cihaz, raylı sistemler, tarım teknolojileri, otomotiv elektroniği ve makine sektörlerine de aktarılmasının şart olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, asıl hedefin, savunmada kullanılan teknolojinin, diğer sektörlerin de itici gücüne dönüşmesi olması gerektiğini ifade etti.

“Yüksek teknoloji ligine geçişte beklenen sıçramayı yapamıyoruz”
Türkiye’nin dünya ticaretinden aldığı payın son 30 yılda yüzde 0,46’dan yüzde 1,08 seviyesine yükseldiğini ancak bunun yeterli olmadığını belirten Başkan Ardıç, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ihracatın artırılması gerektiğini dikkat çekti.
2025 yılında 9,9 milyar dolar yüksek teknolojili ürün ihracatına karşılık 37 milyar dolar ithalat yapıldığını ifade eden Başkan Ardıç, “Sorunumuz; yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatımız içindeki payının uzun yıllardır yüzde 4’ler bandında çakılı kalmasıdır. 2025 sonu itibarıyla bu pay yüzde 3,8’dir. Yani yüksek teknoloji, ihracat yapımızın merkezine yerleşemedi. Orta-yüksek teknoloji liginde güçleniyoruz; ama yüksek teknoloji ligine geçişte beklenen sıçramayı yapamıyoruz” dedi.
Temel sorunun toplam faktör verimliliği olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Sanayi politikamızı, eğitim sistemimizi, finansman yapımızı, Ar-Ge desteklerimizi ve ihracat stratejimizi tek bir hedefe bağlamak zorundayız: İhracat yapımızın teknoloji ağırlığını arttırmak.” diye konuştu.
İmalat sanayinin milli gelir içindeki payında son yıllarda gerileme gözlendiğine ve bunun da sanayisizleşme riskini akademik bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir politika başlığı haline getirdiğine vurgu yapan Başkan Ardıç, “Sanayi olmadan kalıcı ihracat olmaz, nitelikli istihdam olmaz, teknoloji üretimi olmaz. Sanayi zayıflarsa yalnızca üretim değil, büyümenin kalitesi de, rekabet gücümüz de zayıflar. Bu süreci kendi haline bırakamayız” ifadelerini kullandı.
Küresel sanayi düzeninde devletlerin yeniden sahaya döndüğünü belirten Başkan Ardıç, “Artık devlet aklı sanayinin gelişiminde ve finansmanında öne çıkıyor. 21. yüzyılın rekabeti yalnızca firmalar arasında değil, devletler ve ekosistemler arasında yaşanıyor” dedi.
“Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorunda”
Bu yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, şöyle devam etti: “Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız? Konu yalnızca daha çok fabrika kurmak değildir. Asıl belirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir. İhracatta kilogram başına değerimizi ne kadar yükselttiğimizdir. Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yüksek konumdur. Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır.”
