​Türkiye öz bakımda uzun vadeli sağlık yerine günü kurtarıyor

Sağlık sistemi üzerindeki talep artışı ve değişen tüketici trendleri, “öz bakım” pratiklerini her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Sağlık bilgisinde hekim ve eczacılar en güvenilir kaynaklar olmaya devam ederken, her iki kişiden biri sağlık bilgisine ulaşmak için yapay zekâ araçlarından faydalanıyor 

Küresel çapta 200 milyar sterline, Türkiye’de ise 1 milyar sterline ulaşan tüketici sağlığı pazarında “öz bakım” giderek daha kritik bir kavram haline geliyor. Nüfusun yaşlanması, sağlık hizmetlerine erişimin değişen dinamikleri ve sistem üzerindeki artan yük, bireyleri kendi sağlıklarını daha çok yönetmeye yönlendiriyor. Haleon, bu dinamikleri anlamak için Ipsos Türkiye iş birliği ve Prof. Dr. Barkın Berk danışmanlığında yürüttüğü Türkiye Öz Bakım Haritası Araştırması’nın sonuçlarını açıkladı. Tüketiciler ve eczacılarla yapılan araştırma; öz bakımın Türkiye’de nasıl algılandığını, reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünlerin kullanım alışkanlıklarını ve sağlık profesyonellerinin bu yolculuktaki belirleyici rolünü ortaya koyuyor.


Öz bakım, “iyi hissetmek” için atılan küçük adımlarla sınırlı kalıyor


Öz bakım kavramı tüketiciler tarafından çoğunlukla yorgunluk veya rahatsızlık baş gösterdiğinde devreye giren, tepkisel ve “daha iyi hissetmek için yapılan küçük şeyler” olarak algılanıyor. Konuya yaklaşım cinsiyetlere göre de farklılaşıyor; erkekler öz bakımı sistemin çökmesini önleyici bir bakım olarak görürken, kadınlar süreci duygusal ve zihinsel refahı da içeren bir geliştirme ve seviye atlatma aracı olarak değerlendiriyor. 

Öz bakım olarak değerlendirilen en temel eylemlerin başında sırasıyla ağız ve diş bakımı, cilt bakımı ve psikolojik iyi hali korumak geliyor. Bu odakları bakımlı görünmek ve fiziksel aktivite takip ediyor. Son 1 ay içinde en sık yapılan öz bakım davranışı günlük su tüketimine dikkat etmek olurken, bunu dengeli beslenmek, diş fırçalama dışındaki ağız ve diş bakım ürünlerini kullanmak, düzenli yürüyüş yapmak ve gıda takviyesi kullanmak izliyor. Toplumun ortalama uyku süresi 7 saat olarak ölçülürken kafa dağıtmak ve daha iyi hissetmek için en yaygın tercih edilen aktivite ise düzenli yürüyüş.


Acil servisler “hızlı çözüm noktası” olarak görülüyor
 



Öz bakım farkındalığındaki eksiklik, kamusal sağlık altyapısı üzerinde de doğrudan bir baskı yaratıyor. Toplumun yüzde 50’si şiddet seviyesi ne olursa olsun, her sağlık sorununda doğrudan acil servise başvurabileceğini belirtiyor. Semptomları birinci basamak sağlık hizmetleri veya doğru öz bakım adımlarıyla yönetmek yerine acil servislerin bir “hızlı çözüm noktası” olarak görülmesi, hastanelerin acil bölümlerinde ciddi bir yoğunluğa yol açıyor. Bu durum, acil servislerin öncelikli amacının dışına çıkmasına neden olurken, sağlık sistemi üzerindeki yükü artıran faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.


Dijital çağda güven ve “onay filtresi” olarak eczacı
 



Sağlık ile ilgili konularda en çok güvenilen bilgi kaynakları doktorlar ve eczacılar olurken; sosyal medya ve fenomenler en az güvenilen mecralar olarak öne çıkıyor. İnternette sağlık bilgisi arayan tüketicilerin yüzde 57’si, ulaştığı kafa karıştırıcı bilgiyi teyit etmek için doğrudan eczacısına başvuruyor. Yapay zekâ araçlarını kullananlar arasında ise sağlık alanındaki en yaygın kullanım, hastalık ve semptomları yorumlatmak; bunu uyku, stres ve beslenme gibi konularda yaşam tarzı önerileri almak ve tedavi tavsiyesi istemek izliyor.


Eczane tercihinde güven ve danışmanlık kalitesi ön planda
 



Tüketicilerin yüzde 73’ünün her zaman düzenli olarak gittiği sabit bir eczanesi bulunuyor. Eczane tercihinde yüzde 61 ile “Güvene Dayalı Danışmanlık Kalitesi”, yüzde 56 ile kolay ulaşılabilirlik faktörünü geride bırakarak ilk sıraya yerleşiyor. Bu durum, eczanelerin tüketicinin gözünde sağlık yolculuklarına rehberlik eden kritik bir “ilk danışma merkezi” olarak konumlandığını gösteriyor. Tüketicilerin reçetesiz ve öz bakımı destekleyici ürünleri satın alma kararındaki en belirleyici unsurun da yüzde 66 ile eczacı ve hekim tavsiyesi olması bu güveni doğrudan destekliyor.


En sık yaşanan rahatsızlıklar ve tüketim refleksleri
 



Tüketicilerin son 1 yılda en sık yaşadığı sorunların başında soğuk algınlığı/grip, kas/eklem ağrıları ve baş ağrısı ile migren geliyor. Ağrı kesiciler (yüzde 69) en otomatik ve düşük eforlu alışkanlık ürünü iken; soğuk algınlığı ilaçları (yüzde 56), hayat kesintiye uğradığında kullanılan “kriz” ürünleri olarak konumlanıyor. Tüketiciler ilacı alırken ambalajda en çok ürünün ne işe yaradığına (yüzde 69) ve yan etkilerine (yüzde 55) dikkat ediyor. 


Takviyelerde enerji ve zindelik odakta
 



Gün içindeki enerji seviyesini yeterli bulanların oranı yalnızca yüzde 24’te kalırken; tüketicilerin yüzde 52’si günlük zindelik ve enerji seviyelerini desteklemek adına vitamin ve takviyelere başvuruyor. En çok tercih edilen içeriklerde D Vitamini, B12, C Vitamini ve magnezyum başta geliyor. Eczacı araştırmasına göre pandemi sonrası dönemde gıda takviyelerine olan talep rekor seviyeye ulaşırken; tüketicilerin günlük ihtiyaçlarına yanıt veren bu temel vitamin ve minerallerin satın alınma oranlarında yüzde 64’lük bir artış yaşanıyor. Tüketiciler takviyelerin yanı sıra geleneksel ev çözümlerini de koruyucu birer filtre olarak kullanıyor. Bu alanda limon bazlı karışımlar en güvenilir içerik olarak öne çıkarken, nane-limon, ıhlamur ve zencefil-limon üçlüsü ilk sıralarda yer alıyor.


Algı ve gerçeklik arasındaki uçurum
 



Araştırma, toplumun sağlık konusundaki farkındalığı ile eylemleri arasında belirgin bir çelişki olduğunu gösteriyor. Toplumun yüzde 44’ü stres seviyesini yüksek olarak raporlasa da bu durum çözülmesi gereken bir sorundan ziyade “hayatın normal bir parçası” sayılıyor. Benzer şekilde, bireylerin yüzde 84’ü ruhsal sağlığın önemini kabul etse de profesyonel destek alanların oranı yüzde 26’da kalıyor ve sorunlar kısa vadeli yöntemlerle geçiştiriliyor. Kilo problemi ise kadınlar tarafından “sosyal bir yargılanma”, erkekler tarafından ise “fiziksel işlevsellik” meselesi olarak görülüyor. 

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM