“Üretmek yetmez, akış kesilirse felç oluruz!”

Öğütçü’den iş dünyasına kırmızı alarm: Her şirkete bir “CGO” şart!

SEDA GÖK

Enerji güvenliği, küresel jeopolitik ve uluslararası yatırım alanlarında dünyanın önde gelen isimlerinden, Global Resources Partners Yönetim Kurulu Başkanı ve London Energy Club Kurucusu Mehmet Öğütçü, Ege Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’nin (ESİAD) konuğu oldu. “Önümüzdeki Beş Yıl: Riskler, Fırsatlar ve Stratejik Dönüşüm” başlıklı toplantıda konuşan Öğütçü, küresel düzendeki büyük kırılmaları ezber bozan bir konseptle açıkladı: “Akışın Jeopolitiği.”

Gelecek 5 yılın risk haritasını çıkaran Öğütçü, artık dünyada malı üretmenin tek başına bir anlam ifade etmediğini, o malı pazarlara ulaştıran lojistik ve finans hatlarını elinde tutmanın tek güç kaynağı olduğunu vurguladı.

Körfez bölgesinin dünya petrolünün yüzde 20’sini, LNG’nin (sıvılaştırılmış doğal gaz) ise yüzde 22’sini sağladığını hatırlatan Mehmet Öğütçü, enerji ve ticaret hatlarındaki dar boğazların küresel birer saatli bomba olduğunu söyledi. Öğütçü, dünyayı felç edebilecek “akış” riskini şu çarpıcı sözlerle özetledi:

“Eskiden dünyanın herhangi bir yerinde günlük 250-300 bin varillik bir arz sıkıntısı olduğunda petrol fiyatları fırlardı. Bugün İran, İsrail ve Amerika arasındaki sıcak çatışmalara rağmen fiyatlar 140-150 dolar seviyelerini aşmıyor. Neden? Çünkü artık mesele sadece üretimin jeopolitiği değil, akışın jeopolitiğidir. Eğer ürettiğiniz mal veya hizmet Hürmüz Boğazı’nda ya da küresel ticaretin yüzde 90’ının aktığı Malakka Boğazı’nda takılıp kalıyorsa, akmıyorsa bitmişsiniz demektir. Şu an Malakka Boğazı’nı Amerikan donanması kontrol ediyor. Yarın orası kapandığı an Çin’i kalbinden vurmuş olursunuz. İşte süper güç olmak, beş adım sonrasını düşünmektir. Çin bu riskleri gördüğü için Sibirya’dan boru hatları çekti, Kuşak-Yol projesini kurdu ve depolarına tam 8-9 ay yetecek petrol rezervi depoladı. Sıkıştırıldığı an nefes alacak alternatif alanlar yarattı. Petrolü içemezsiniz; yarın bir gün akış kesildiğinde gıda yoksa, su yoksa sosial rahatsızlıklar, isyanlar başlar.”


“Her şirkete bir baş jeopolitik sorumlusu (CGO) şart”

Dünyada artık ekonomik çıkarların değil, jeopolitiğin her şeyi belirlediğini söyleyen Öğütçü, Clinton döneminin ünlü “It’s economic, stupid” (Her şey ekonomidir, aptal) sözünü, “It’s geopolitics, stupid” (Her şey jeopolitiktir, aptal) olarak güncellediğini belirtti. Yatırımcıların artık sadece karlılığa değil, ülkenin jeopolitik yönelimlerine baktığına dikkat çeken Öğütçü, “Rusya’daki krizde dünya devleri tarihi zararlarla ülkeden çıkmak zorunda kaldı. Şirketler, ülkelerin jeopolitik hataları veya sevapları yüzünden cezalandırılıyor ya da ödüllendiriliyor. Bu yüzden, her şirketin bir CFO’su veya CTO’su olduğu gibi, mutlaka bir ‘Chief Geopolitical Officer’ (Baş Jeopolitik Sorumlusu) veya jeopolitik ofisi olmak zorundadır” önerisinde bulundu.


“Türkiye dünya gücü değil, orta boy bölgesel bir güçtür”

Türkiye’nin küresel konumunu gerçekçi bir zeminde değerlendiren Mehmet Öğütçü, şunları söyledi: “Dünya nüfusunun, gayri safi milli hasılasının, ticaretinin ve teknolojisinin neredeyse her alanında yüzde 1’iz. Yüzde 1 küçümsenecek bir oran değildir ancak dünya gücü de değiliz. Türkiye orta boy bir ülkedir. ‘Ben süper gücüm, her yerde olacağım’ iddiasıyla Afrika, Körfez, Latin Amerika ve Afganistan’da hesapsızca dağılırsanız yerinizi gösterirler. Bizim hedefimiz, Çin’den Almanya’ya, Suudi Arabistan’dan Rusya’ya uzanan bu muazzam coğrafyada beyinsel kaslarımızı kullanarak ‘bölgesel güç’ olmaya odaklamaktır. Finans kaynaklarının kesildiği, iç gerilimlerin tırmandırıldığı olası bir büyük kriz anında felç olabiliriz. Bu tür krizlerin ihtimali yüzde bir bile olsa hazır olmalıyız; ancak maalesef pek hazır değiliz. İşte bu yüzden ESİAD gibi kuruluşların öncülüğünde, Ege’nin tarım, insan sermayesi ve yenilenebilir enerji potansiyeliyle devletten bağımsız bir dönüşüm hikayesi yazması gerekiyor.”


“Devletleri beklersek muazzam potansiyel çok bekler”

Türkiye’nin eşsiz avantajlarının ve muazzam potansiyelinin gerçeğe dönüştürülmesi için hantal devlet mekanizmalarının beklenmemesi gerektiğinin altını çizen Öğütçü, ESİAD gibi vizyoner kuruluşlara büyük roller düştüğünü belirtti: “ESİAD gibi kuruluşlar, ‘Neye sahibiz, neyi yapabiliriz?’ sorusunu sormalı; özel sektörü, yerel yönetimleri ve sivil toplumu harekete geçirerek devlete yön vermelidir. Ege, Türkiye’nin her zaman dışarıya açılan tenceresi, penceresi olmuş özel bir bölgedir ve sorumluluğu büyüktür. Elimizi taşın altına daha sistematik koymak zorundayız; çünkü Türkiye küresel ölçekte marka değeri kaybetmeye başladı. Ülkenin marka değeri aşınırsa, şirketlerinizin ve bireylerinizin değeri de aşınır.”


“İç çekişmeleri bırakıp 2035-2040 vizyonuna odaklanmalıyız”

Türkiye’nin günlük siyasi ve ekonomik gündeme sıkışıp kaldığını ifade eden Öğütçü, “İçeride her gün partiler kapanır mı, yenisi kurulur mu, erken seçim olur mu gibi muazzam gündemlerimiz var. İnsanlara ‘geleceği düşünün, 2035-2040 vizyonu oluşturun’ dediğimizde herkes önümüzdeki çeyreği nasıl çıkaracağına, faizlerle nasıl baş edeceğine ve borçları nasıl ödeyeceğine bakıyor. Kuşkusuz bu zor bir hünerdir ama bir yandan da geleceği tasarlamak zorundayız” dedi.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM