Sebepleri bakımından çeşitlilik ve devre ait özellikleri ile ‘savaş’ olgusu, hikayenin neredeyse tamamına yakınını kapladığı bir hikayenin, takvimlerde de barış dönemlerinin 250 seneyi geçmediği tarihi hakikatini ortaya döker. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık serüveninin merkezinde harplerin ağırlık noktasını teşkil ettiğinin de bir nevi kabulüdür. Şüphesiz ki nice kazanımların hakim kıldığı görünen taraflarının yanında kaybedilmiş ve görülmek istenmeyen tarafları, kayıpları bilinmektedir.
Anlaşmazlık riskinin her daim kendini hissettiren varlığı, savaşların dolaylı ve dolaysız etkilerinin, verdiği mağduriyetlerin etkisi yüksektir. Hem nicelik hem de nitelik yönlerinden usta bir sağduyu ve bilgelik yanısıra savaş harici tercihlere doğru kurumsallaşmış kılavuzluğuna ihtiyaç vardır; İnsanlık adına hakiki bir dönüşümden o zamanlar söz edilme şansı olacaktır. Mevcut algılamanın savaş tarihinin referans kaynak alınarak değişmez biçimde her döneme uygun sürdürülebilirliği, neticede uygarlık adına savaş türlerinin sayıca artmış olmasını (konvansiyonel, nükleer, siber) ihtisaslaşmayı da beraberinde getirmiştir.
Bir başka açıdan savaşlar günümüzde birbirine bağımlı olan bölgeler ve ülkeler ekonomilerini de bilhassa küreselleşmenin son otuz beş yılda hız kazanması ile daha fazla zorlar hale gelmiştir. Borçlanma, ödemeler krizler, mali, siyasi ve ekonomik tercihler, yaptırımlar, enerji, uluslar arası ticaretin yanısıra en son pandemi ve Ukrayna- Gazze- İran krizleri ile bilhassa tedarik zincirinde ortaya çıkan deglobalize görüntüler mevcut belirsizliği katmerleştiyor.
Hal böyle olunca, dış ticaretin’ ve ‘finansın’ silah olarak kullanıldığı bir dönemde bulunulduğu yolundaki ifadelerin altını çizmek gerekir. Uluslar arası camianın önünde gerçekleşiyor olan mevcut kriz dinamiğini temsil eden sistemin sürekli kimliği haline gelmiş iktisadi üstünlük unsurları da hegemonik mücadelelerinin öğeleri haline getirilmişliğinin tablosudur.
Değişimin pek çok yüzü ile kendisini gösterdiği yirmi birinci asırda insanlığın karşı karşıya olduğu öngörülen riskler ve tehditlerin karşısında çare üretmenin bayraktarlığını yapma programlarının, halihazırda mevcut düzenin sürdürülebilirliğini sağlamak ve yeni spekülasyon arayışları kaygılarından ibaret olduğu iddiası komplo teorisine girmeyecek ciddiyettedir. Dünya’nın en kapsamlı ve büyük plastik kirleticilerinden kola içeceği firmasının iklim zirvesinde sponsor oluşu hayli ironiktir. Keza Ukrayna operasyonunun başlangıcında, Türkiye’nin el vermesi ile işlerlik kazanabilen Karadeniz tahıl koridoru; sevkiyatın ancak küçük bir kesiminin ihtiyacı olan ülkelere intikali trajikomiktir. Bir gerçek de ‘on yıllardır ucuz enerji için Rusya’ya, ucuz mal için Çin’e ve güvenlik için ABD’ne üçlü sacayağına dayalı refah görünümü sona eriyor. Avrupa ülkeleri bu konularda yeni çözümler üretmeli.

