
DHL ve New York Üniversitesi Stern İşletme Fakültesi tarafından hazırlanan DHL Küreselleşme Takip Raporu’nun Ekim 2026 sonuçları, küresel ticaretin jeopolitik gerilimlere ve artan gümrük vergilerine rağmen büyümeyi sürdürdüğünü ortaya koydu. Yapay zekâ teknolojilerine yönelik talep, uluslararası ticaretin en önemli itici güçlerinden biri olurken, 2026’nın ilk yarısında mal ticaretindeki büyüme, Covid-19 sonrası olağanüstü toparlanma dönemi dışında son 15 yılın en güçlü performansına ulaştı.
Küresel ticaretin yönünü değerlendiren rapor, ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıların zayıflamak yerine farklı biçimlerde yeniden şekillendiğine işaret etti. Yapay zekâya yönelik yatırımların desteklediği teknoloji ürünleri, değişen tedarik zincirleri ve ülkelerin yeni ticaret ortaklıkları arayışı, küresel ticaretin büyümesini destekleyen başlıca unsurlar arasında yer aldı.
Yapay zekâ ticaretin büyümesini hızlandırdı
DHL Globalization Tracker, daha önce DHL Global Connectedness Tracker adıyla yayımlanan çalışmanın devamı niteliğini taşıyor. DHL ve New York Üniversitesi Stern İşletme Fakültesi tarafından hazırlanan rapor, ticaret, sermaye, bilgi ve insan hareketleri dahil olmak üzere uluslararası akışları 30 milyondan fazla veri noktası üzerinden izliyor.
Rapora göre, 2026’nın ilk yarısında küresel mal ticaretindeki büyüme, Covid-19 salgınının ardından yaşanan olağanüstü toparlanma dönemi dışında, önceki 15 yılın tüm yarıyıllarını geride bıraktı. Bu performansta yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için gerekli ürünlere yönelik talep önemli rol oynadı.
Dünya Ticaret Örgütü ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verileri de bu eğilimi ortaya koydu. Yapay zekâyı destekleyen ürünlerin ticareti, 2025 yılında küresel mal ticaretindeki büyümenin yüzde 42’sini oluştururken, 2026’nın ilk çeyreğinde bu oran yüzde 76’ya yükseldi. Böylece yarı iletkenler, veri merkezleri ve yapay zekâ altyapısında kullanılan diğer ürünler, uluslararası ticaretin büyümesinde belirleyici bir konuma geldi.
DHL Express Üst Yöneticisi John Pearson, küresel ticaretin dayanıklılığının uluslararası bağlantıların önemini ortaya koyduğunu belirterek, işletmelerin değişen koşullara uyum sağlama ve sınır ötesi fırsatlardan yararlanma becerisine dikkat çekti.
Gümrük vergilerine rağmen ticaret büyüyor
ABD’nin uygulamaya koyduğu gümrük vergileri, küresel ticaretin karşı karşıya olduğu önemli risklerden biri olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte rapor, söz konusu politikaların dünya ticareti üzerindeki etkisinin başlangıçta öngörülebilecek ölçüde geniş çaplı olmadığını ortaya koydu.
Bunun nedenlerinden biri, ABD’nin son yıllarda dünya ithalatının yalnızca yüzde 13’ünü gerçekleştirmesi. Ayrıca Ağustos 2026 itibarıyla ABD’nin ithalatının yaklaşık yarısının gümrük vergisi artışlarından muaf olması, önlemlerin küresel ticaret üzerindeki doğrudan etkisini sınırlayan unsurlar arasında yer aldı.
Diğer ülkelerin büyük bölümünün ABD’ye karşı geniş kapsamlı misilleme adımlarından kaçınması da ticaret akışlarının devam etmesine katkı sağladı. Ülkeler, artan ticaret engellerine karşı alternatif pazarlara yönelirken yeni ticaret anlaşmalarıyla ihracat ve ithalat kanallarını çeşitlendirmeye çalıştı.
DHL ve New York Üniversitesi Stern İşletme Fakültesi bünyesindeki Geleceğin Yönetimi Merkezi’nin DHL Küreselleşme Girişimi Direktörü Profesör Steven A. Altman, gümrük vergileri ve İran savaşı gibi gelişmelere rağmen küresel ticaretin görünümünün güçlü kaldığını belirtti. Altman, yapay zekâya yönelik talebin farklı ülkelerdeki uzmanlaşmış üreticiler arasında iş birliğini teşvik ettiğini, şirketlerin de değişen koşullara uyum sağlayarak uluslararası faaliyetlerini sürdürdüğünü vurguladı.
Raporda, küresel mal ticaretinin 2029’a kadar yıllık ortalama yüzde 3,4 büyümesinin beklendiği kaydedildi. Bu oran, önceki on yılda kaydedilen yüzde 2,7’lik yıllık ortalamanın üzerinde bulunuyor.
İran savaşı ticaret yollarını etkiledi
Küresel ticaretin dayanıklılığına rağmen jeopolitik gelişmeler, belirli bölgelerde ve ticaret güzergâhlarında önemli aksamalara yol açtı. İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, enerji ve diğer ürünlerin taşınmasında kullanılan güzergâhları etkileyerek bölgesel ticaret hacimlerini aşağı çekti. 2026’nın ilk beş ayındaki ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında Suudi Arabistan’da yüzde 37, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise yüzde 7 geriledi. Bu veriler, küresel ticaretin genel büyümesini sürdürmesine karşın jeopolitik risklerin belirli ülkeler üzerindeki etkisinin güçlü olabildiğini gösterdi.
Bununla birlikte ticaret akışları, yalnızca kriz bölgelerindeki gelişmelerle sınırlı kalmadı. Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa ve Sahra Altı Afrika, 2026’nın ilk beş ayında ticaret değerindeki artışla öne çıkan bölgeler oldu. Aynı dönemde Doğu Asya ve Pasifik’te ticaret değeri yüzde 24, Avrupa’da yüzde 12, Sahra Altı Afrika’da ise yüzde 11 arttı.
Doğu Asya’daki ticaretin bölge içindeki yoğunluğu da yükseldi. Bölge içi ticaretin toplam ticaretteki payı 2025’te yüzde 57 iken, 2026’nın ilk beş ayında yüzde 60’a çıktı. Yapay zekâ tedarik zincirlerinin gelişmesi ve bölge ülkeleri arasındaki üretim bağlantılarının güçlenmesi, bu artışta etkili oldu.
ABD ile Çin arasındaki ticaretin payı geriledi
ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilerdeki değişim de raporun dikkat çeken başlıklarından biri oldu. İki ülke arasındaki ticaretin dünya ticaretindeki payı, 2015’te ulaştığı yüzde 3,5’lik zirveden 2026’nın ilk beş ayında yüzde 1,6’ya geriledi. İki ülke arasındaki uluslararası iş yatırımlarının payı ise yüzde 1’in altında kaldı.
Ancak bu gerileme, dünya ekonomisinin birbirinden kopuk ve rakip bloklara ayrıldığı anlamına gelmiyor. ABD’nin müttefiki olan ülkelerin önemli bir bölümü Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürdü. Ayrıca Çin menşeli malzeme ve bileşenlerin başka ülkelerde işlenerek ABD’ye gönderilmesi, doğrudan ticaret verilerinin arkasındaki tedarik zinciri bağlantılarını daha karmaşık hale getirdi.
Rapora göre, dolaylı ithalatlar da hesaba katıldığında ABD’nin Çin’e bağımlılığı, 2024’e kadar olan dönemde yalnızca sınırlı ölçüde azaldı. Bu alandaki değerlendirmede 2024, mevcut en güncel yıl olarak kullanıldı.
Bulgular, ülkelerin doğrudan ticaret ilişkilerini azaltmalarının tedarik zincirlerindeki karşılıklı bağımlılığı aynı ölçüde ortadan kaldırmadığını gösterdi. Üretimin farklı ülkelere kaydırılması, bir ülkeden yapılan ithalatı azaltabilse de o ülkenin ürün ve bileşenlerine dolaylı bağımlılık devam edebiliyor.
Bu nedenle şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden yapılandırırken yalnızca jeopolitik riskleri değil, uluslararası üretim ağlarının sağladığı maliyet, uzmanlık ve pazara erişim avantajlarını da değerlendirmesi gerekiyor. Uluslararası pazarlardan çekilme kararı alan işletmeler, küresel faaliyetlerini sürdüren rakipleri karşısında rekabet gücü kaybıyla karşılaşabiliyor.
Küreselleşme 2025’te rekor seviyeye ulaştı
DHL Globalization Tracker sonuçlarına göre, küreselleşme 2025 yılında yüzde 25,8 ile rekor düzeye çıktı. Söz konusu ölçekte sıfır, ülkeler arasında hiçbir sınır ötesi akışın bulunmadığı; 100 ise sınırların ve mesafelerin bu akışlar üzerinde etkisinin olmadığı varsayımsal durumu ifade ediyor.
Ticaret, sermaye, bilgi ve insan hareketlerinin tamamı küreselleşmedeki artışa katkı sağladı. Bu dört başlık arasında bilgi akışları en küreselleşmiş alan olarak öne çıkarken, onu sermaye ve ticaret izledi. İnsan hareketleri ise diğer akışlara kıyasla daha sınırlı bir küreselleşme düzeyinde kaldı.
Raporun genel değerlendirmesi, küreselleşmenin sona ermek yerine değişen ekonomik ve siyasi koşullara göre biçim değiştirdiğini ortaya koydu. Gümrük vergileri, savaşlar ve tedarik zinciri riskleri ülkelerin ticaret tercihlerini etkilerken, yapay zekâya yönelik talep ve üretimde uluslararası uzmanlaşma küresel bağlantıları güçlendirmeyi sürdürüyor.
2029’a kadar küresel mal ticaretinde yıllık ortalama yüzde 3,4 büyüme beklentisi de uluslararası ticaretin orta vadede genişlemeye devam edeceğine işaret ediyor. Şirketler açısından temel mesele ise artan riskleri yönetirken küresel pazarlara erişimin sunduğu üretim, yatırım ve rekabet avantajlarını koruyabilmek olacak.
