Cumartesi, Şubat 14, 2026
spot_img

Dere tepe düz

Türkiye’ye 5-6 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştireceği ziyaret öncesinde Avrupa Birliği(AB) Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Martha Kos, ilk resmi ziyaretinden öncesinde  Anadolu Ajansına; “Bence AB ve Türkiye ilişkilerine yeni bir bakış açısı ile yaklaşmanın tam zamanı geldi.” İfadesini kullanırken, bu sıralar bir hayli zor zamanlar geçirmekte olan Birliğin uzun yıllardır “gümrük birliği” platformunda oyaladığı kıdemli taliplisine göz kırpıldığı konusunda kendisi kadar iyimserlik beslemek gerçekçi olmuyor. 

Bugüne kadar olan süreçte, Türkiye’nin geleneksel tarım ürünleri ve maden ağırlıklı ihracat kalemlerinden otomativ-yedek parça, makina-ekipman, tekstil-hazır giyim, demir-çelik, hazır-organik gıda, mobilya başta olmak üzere genişleyen ihracat portföyüne erişiminde Birlik pazarının etkisi olmuştur. 

Türkiye Cumhuriyeti, ulusal ekonomisinin üretim, hizmetler ve ona bağlı ihracata dayalı işletme modelinin pazarlama hedeflerini; gelişmekte olan küresel stratejilere ve bir nevi siyasal, aidiyet, tarihi bağımlılık modelinin yaratabileceği risklere dirençli olacak biçimde gözetmelidir. Yine de ilişkilerde ekonomik konuların önüne geçen ve her daim baskısını açıkça hissettiren, işin ciddiyetini sulandıran, güvensizlik yayan siyasi tarafı mevcuttur.

Yine de karşılıklı bir özgeçmiş izlerinde zorlanma ve isteksizlik gibi sürdürülemezliğin hükmünde, Türkiye ve AB’nin büyük resme bakarak ve birlikte daha fazla çalışıldığında neler yapabileceğini görmeleri gerektiğini ifade eden Kos, “Bu yüzden yeni bir bakış açısına ve sabırlı olmaya ihtiyacımız var. Büyük değişikliklerin bir gecede gerçekleşmeyeceğini biliyorum. Ziyaretim sırasında da çok önemli olduğunu düşündüğüm şey ortaklar arasında güven inşa etmek” dedi.

Kos, Türkiye’de daha güçlü demokratik kurumlar görmek istediklerini, bunun üzerinde çalışacağını ifade etti. Bu gibi ifadeler samimi olmayan bir münasebet alışkanlığının, tek taraflı bahaneler ile örülü zorlama rant yaratma klasiğidir.

Oysa mevcut durum ısrarla Türkiye için; Türkiye ile AB arasındaki ticaretin daha da gelişmesini sağlamak ve bu alanda neler yapılabileceğini düşünmenin yanı sıra AB dışındaki tercihleri de dikkate alması gerektiğini işaret ediyor. 

Trump 2 döneminde ortaya çıkan gelişmelerin küresel ölçekte AB’ni zorlayan bir konjonktürde seyrettiği açıktır. Büyük ekonomilerin(ABD, Çin, AB, Hindistan, Rusya) yeni kurulacak dengeler içindeki yerleri ve arayışları devam ederken bu politikalar doğrultusunda Türkiye’yi hatırlıyor olmanın bir örneği olarak aşağıdaki yaklaşım gösterilebilir. 

Mesela AB Ülkelerinde kamu alımlarında Avrupa şirketlerine öncelik verilmesini içeren ‘Made in Europe’ girişimi hakkında, ‘Avrupa’da üretilmiştir ilkesi, ticaret dünyasının da nasıl değiştiğine bir yanıt niteliğinde’ düşüncesini yansıtıyor. Ekonomik mantığın, jeopolitik mantıkları ile uyumlu oldukları, kimin ortağımız olduğunu ve hangi ortakla kazan-kazan durumu elde edilebileceği görülmelidir.

Ekonomik ve jeopolitik mantığın birlikte ele alınması halinde bunun Türkiye’yi dışlayamayacağını ekliyor.

Komisyon Üyesi Kos, AB’nin ulaşım, enerji, dijital ve insan odaklı bağlantılar kurmayı hedefleyen jeopolitik yaklaşımı olan bağlantısallık stratejisi hakkında, “Türkiye’yi, AB’nin bağlantı gündemi olarak adlandırdığı konunun merkezinde görüyorum. Yani Avrupa’yı Orta Asya ile nasıl daha iyi bağlayabiliriz ve bu Orta Koridor’u çok güçlü bir bağlantıya nasıl dönüştürebiliriz. Bunu Türkiye olmadan yapamayız.” diye öncekiler gibi ‘sadece kişisel’ konuştu.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar