Çarşamba, Mart 4, 2026

Kendini “Oralı” Hissetmek!

Soruyorsunuz nerelisin diye, duymadığınız bir köyün, kasabanın adını söylüyor. Nereye bağlı diye soruyorsunuz çıkarabilmek için, bir kentin adını veriyor. Kendisi ve ailesi on beş yıl kadar önce göçmüşler İstanbul’a. Doğdukları yerde ne iş varmış ne de işleyecek toprak. Çocuklarından ikisi de İstanbul’da doğmuş. Bir gecekondusu varmış, gece gündüz çalışmış bir tane daha yapmış. İlkini kiralamış yeni gelen hemşerisine. Nerelisin sorusuna İstanbul demediğine göre, hattâ köyünün bağlı bulunduğu vilâyetin adını bile söylemediğine göre İstanbul’u benimseyememiş diye düşünüyorum. İstanbullu olmadığını biliyor. 15 yıl değil, 150 yıl geçse “İstanbulluyum” demeyeceği belli. Hayatını kurtaran kent İstanbul ama İçi almıyor. Kendi İstanbul’da, yüreği köyünde.

Bu duyguyu asla yabana atmamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü bunu hissedenlerden biriyim. İzmir Karşıyaka’da doğdum ve 8 yaşıma kadar orada yaşadım sonra da yıllarca hem İzmir’e hem de Manisa Gediz ovasındaki çiftliğimize yakın zamana kadar düzenli olarak gittim. Artık yaşım 80, İstanbul’da okudum, çalıştım, evlendim ve yaşıyorum ama nerelisin diyenlere “Karşıyakalıyım” derim. Kimse daha ağzımdan “İstanbulluyum” sözünü duymadı. Söylediğim olsa olsa “Kadıköylüyüm” oluyor. Hattâ Modalı, Suadiye’li, Caddebostanlı değil geldiğimden bu yana yaşamakta olduğum Feneryoluluyum diyorum. Çünkü, bedenim yıllardır Kadıköy yakasında ama yüreğim Karşıyaka’da kaldı. Çalışma masamın yaslandığı duvarda Karşıyaka’nın ellili yıllarda çekilmiş iki fotoğrafı asılı. Her başımı kaldırdığımda onları görüyorum. Buna aidiyet duygusu diyorlar galiba. Öylesine güçlü bir duygu ki, silip atamıyorsunuz. Çok inatçı. Doğduğunuzda yapışıyor ve hep orada kalıyor. Karşıyakalıyım sonra Egeliyim sonra Anadoluluyum sonra Rumeliliyim. Gururla kabul ettiğim tek ortak aidiyet Türk olmamdır.

Kötü bir huyum var: Evimden, mahallemden, ailemden, sevdiklerimden uzak kalamam. İş seyahatlerine çıktığım dönemlerde, zamanım olmasına rağmen işim biter bitmez geri dönerdim. Gittiğim hiçbir yabancı yerde, hiçbir rahat otel yatağında huzurlu uyuyamadım. Bu huyum ilerlemiş yaşıma rağmen beni terk etmedi. Bir tane istisna yaşadım: Yanya. Açıklayayım: Anne tarafım Yanyalı. 1913 yılında savaşta yitirdiğimiz, o günden beri Yunanistan’ın Epir bölgesi idarî başkenti olan şehir. Arnavutluk sınırına yakın, Preveze’ye 1 saat mesafede, dağların arasında, küçük bir gölün kenarında, şipşirin, yemyeşil bir kent. 1431-1913 arasında Osmanlı İmparatorluğunun bir vilâyeti. Anne tarafım oralı. Bilinen ilk atam 1456 yılında Padişah tarafından yöneticilerden biri sıfatıyla gönderilmiş Taşkentli bir Özbek Türk’ü. Aile 1924 Lozan Mübadele anlaşmasıyla Anadolu’ya gelene kadar orada yaşamış. Annem bile orada doğmuş ve ben oranın özlemiyle yanıp tutuşan Yanyalılar’ın içinde büyüdüm. Onların âdetlerini, davranış biçimlerini, doğduğum güzeller güzeli Karşıyakalı yaşamımla birleştirdim ve tek potada tek parça haline getirdim.

Bu anlattıklarımın “kendini oralı hissetmek” duygusuyla ilgisini merak ettiniz mi? Zaten varmak istediğim nokta bu duygunun ne kadar önemli olduğunu anlatmak. Yukarıda bahsettiğim kötü huyumun Yanya’da gezerken yok olduğunu gördüm. Yanya’ya 4 kez gittim, 3-4 gün, 1 hafta kaldım, her yerini gezdim, insanlarıyla tanıştım, yemeklerini yedim, havasını teneffüs ettim ve otel odamda, benim olmayan yatakta, huzur içinde, yabancılık çekmeden, mışıl mışıl uyudum. Dahası da var: Hayatımda ilk kez, işim bitince ve her defasında hemen eve dönmek yerine birkaç gün daha kalmak istedim. Yanya havaalanına ayak bastığımda İzmir topraklarına ayak basmışım gibi oldu. Dönüşümde ise, İzmir’den ayrılıyorum gibi geldi. Bu duygunun bana bu kadar hâkim olmasının genlerle bir ilgisi var mı? Bir uzmanın bu yazımı okuyup bana bir şeyler anlatmasını çok isterdim. Büyüklerimiz buna “toprak çekiyor” derler. Genlerle gelen bir duygu mu? Bu mu aidiyet duygusu denilen?  Bu yaşıma gelmeme rağmen her seyahatimde sokaklarında, göl kenarındaki kahvelerinde, 5.5 ay hiç yardım gelmediği hâlde Esat ve Vehip Paşalarımızın ve vatan için fedâkârlıkta eşi emsali olmayan askerlerimizin can verdiği kalesinde içim titreyerek dolaştığım “yabancı” bir kenti bana böylesine benimsetmiş olan nedir? Bilimsel adını bilmiyorum ama ben buna nâçizane “kendini oralı hissetmek” adını verdim. Başkaları ne düşünür bilemem ama bence çok hoş bir duygu. Bu duygu anneannemde ve dostu, akrabası olan diğer Yanya mübadillerinde ve tanıdığım bütün Balkan göçmenlerinde çok kuvvetlidir. Annem beş yaşında ayrıldığından ninem kadar aramıyordu ama hep istedi. Nüfusunda doğum yeri Yanya yazdığından Yunanlar asla vize vermediler. Ne çok isterdim ikisini de beraberimde götürmek.

Sorulduğunda oraların şivesiyle Vanlıyım, Kastamonuluyum, Aydınlıyım, Edirneliyim diye cevap verenlerin hele hele içleri titreyerek biz Üsküplüyüz, Varnalıyız, Dramalıyız, Selânikliyiz, Giritliyiz, Kırımlıyız diyenlerin hissettiklerini hissediyorum. Allah kimseyi haymatlos kılmasın, vatanından ya da vatanı hissettiği topraklardan uzak bırakmasın.

Fazıl Bülent Kocamemi

Diğer Yazarlar