Kim Nerede

İktisadi krizler fırsat ve maliyet gibi iki unsur dairesinde değerlendirilir. Belirsiz ortam olarak tanımlanan krizler gerek fırsatı gerekse maliyeti içinde barındırır. Devlet eğer doğru politikalarla krize yaklaşır ve istikrarı ve güveni sağlarsa diğerlerine karşı avantaj yakalar. 2008 Küresel Finans Krizine bu açıdan yaklaşıldığında kriz Batı dünyası için tahribat getirmiş ancak Çin için fırsatlar ortaya çıkarmıştı. Çin ihracatını düşük maliyet ve güçlü finans sistemiyle artırmış ve Batılı ülkelerin zayıf konumlarından yararlanmıştı. Böylesi bir durum Kovid-19 olarak isimlendirilen salgın sürecindeki bir çok krizler silsilesinde de meydana geldi. Sadece ABD, Çin ile daha öncesinden karşılıklı tanımlanmış olan bazı angajmanları engellemek için Kovid-19 krizinde Çin’i bir çok bahane ile sorumlu tuttu. 

Ukrayna çatışması ise Çinlilerin krizlerle mücadelede örnek bir model yarattığı gerçeğini öne çıkardı. Siyasi istikrarla birleşen finansal sistemin dış dünyaya kapalı yapısı Çin’i krizlerin dışında tuttu. Mevcut olay örgüsü içerisinde krizleri fırsata çevirebilen farklı bir örnek Türkiye olarak beliriyor. Kovid-19 sürecinde ve Ukrayna Savaşında benimsediği politikalarla Türkiye imalat sanayinde, turizmde, savunma sanayinde ve dış ticarette son asrın kendini aşan çıkışını gösterdi. Günümüzde tecrübe edilen İran-İsrail-ABD savaşı da geçmiş dönem tecrübelerin bir yansıması şeklinde Türkiye’nin önünde yer alıyor. Enerji arzında yaşanan krizler, Hürmüz Boğazının kapalı kalması ve fiyatlarda yaşanan şok dalgaları dünyayı derinden etkiliyor. Vietnam ve Tayland benzin tedarikini sürdüremezken kamu personellerini izne gönderiyor. Avrupa ise enerji kayıpları ile mücadele ediyor.

Çatışmanın başlamasıyla birlikte enerji fiyatlarındaki artışlar Türkiye’de kısmen kamu vergileri üzerinden finanse edildi. Herhangi bir enerji yokluğu yaşanmazken dünyanın farklı ülkelerinden benzin kıtlıkları haberleri geliyor. Doğalgaz fiyatları ise Ukrayna Savaşında olduğu gibi artışına devam ediyor. Böylesi bir dönemde analiz edilmesi gerekenin ne olduğu noktası öne çıkıyor. Önem kazanan mesele Türkiye’nin son çeyrek asırda enerji arz güvenliğinde ortaya koyduğu uzun vadeli politikalar. Türkiye enerji tedarikinde çeşitlendirmeye giderken enerji ithal ettiği ülkelerle ilişkilerini geliştirdi. Enerji nakil hatlarıyla da döşenen tüm ülke Türkiye’yi enerji naklinde kilit bir aktöre dönüştürdü. Nükleer enerji tesislerinin de yapımına devam edilmesi enerji politikalarında Türkiye’nin kararlığına işaret ediyor. Mevcut duruma dünyanın en başarılı ekonomik birliği olarak gösterilen Avrupa Birliği (AB) cephesinden bakıldığında bir başarısızlık örneği ortaya çıkıyor. Birlik, Ukrayna Savaşıyla birlikte ciddi enerji kriziyle karşı karşıya kaldı. Ancak AB içerisindeki mevcut iktidarlar gerekli aksiyonları alamadı. İran Savaşında da benzer bir durum meydana geldi. AB sadece olaylardan etkilenen taraf olarak kalıyor. Enerji ithalatında Körfez ülkelerinin bir opsiyon olarak tercih edilememesi birlik genelinde benzin sıkıntısının baş gösterme tehlikesini ortaya çıkarıyor. Bu durum eğer bir realiteye dönüşürse orduların hareket kabiliyetinden üretime kadar kıtayı zor günler bekleyebilir. Siyasi elitler ise önlem almak bir yana dursun enerji politikasında nükleer tesisleri kapatmaya devam ediyor. Sonuç olarak AB enerji politikalarında yanlış tercihlerde  ısrar ederken Türkiye tarihin doğru noktasında durarak hayati bir krizin önüne geçiyor.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar