
SEDA GÖK / TİCARET SOHBETLERİ
SEBKİDER Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Kılınç: Sanayici gücünü güven ve öngörülebilirlikten alıyor
Yusuf Kılınç, geçtiğimiz günlerde Serbest Bölge Kurucu ve İşleticileri Derneği (SEBKİDER) Başkanlığı’na yeniden seçildi.
Türkiye’deki serbest bölgeleri geliştirmek ve ihracat odaklı yerli ve yabancı yatırımlar için daha güçlü çekim merkezleri haline getirmek için kurulan SEBKİDER’in Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Kılınç, Türkiye’de serbest bölgelerin mevcut durumunu, yatırımcı beklentilerini, ihracat performansını ve önümüzdeki döneme ilişkin hedefleri ticaretgazetesi.com.tr’de Seda Gök’e değerlendirdi. Kılınç, Türkiye’nin üretim gücünü koruyabilmesi için rekabetçi kasının daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
▶︎ Öncelikle yeni döneminiz hayırlı olsun. İsterseniz önce mevcut tabloyu konuşalım. Serbest bölgeler bugün nasıl bir noktada?
Aslında serbest bölgelerin hikâyesi 1985 yılında başlıyor. Bugün baktığımızda yaklaşık 41 yıllık bir yapıdan söz ediyoruz. Kuruluş amaçlarına baktığımızda ise hâlâ aynı misyona hizmet eden çok değerli bir model olduğunu görüyoruz.
O dönemde temel amaç; ihracatı artırmak, Türkiye’ye döviz kazandırmak, teknoloji transferini sağlamak ve Türk sanayicisinin dünyaya açılmasını desteklemekti. Aynı zamanda insan kaynağının gelişimine katkı sağlayacak bir yapı hedefleniyordu.
Bugün geldiğimiz noktada ise serbest bölgeler hâlâ Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynayan, uzun vadeli ve başarılı bir teşvik modeli olarak yoluna devam ediyor.
▶︎ Peki aradan geçen 41 yılda dünya çok değişti. Mevcut yapı sizce bugünün koşullarına hâlâ uyumlu mu?
Elbette bazı alanlarda güncellenmeye ihtiyaç var. Çünkü dünyada artık çok ciddi bir yatırım rekabeti yaşanıyor. Özellikle serbest bölgeler üzerinden ülkeler doğrudan yatırım çekmek için yarış halinde.
Dubai bunun en güçlü örneklerinden biri. Son 15 yılda serbest bölgelerin stratejik önemini çok iyi değerlendirdiler. Bugün Jebel Ali Serbest Bölgesi üzerinden dünyanın dört bir yanından yatırım çekiyorlar. Ticaret hacimleri son birkaç yılda iki katına çıktı. 15 yıl önce tek bir serbest bölge varken bugün 45 serbest bölgeye ulaştılar. Ancak, Orta Doğu’da yaşanan olumsuz gelişmeler neticesinde buradaki yatırımların ülkemize çekilmesi için fırsat doğmuştur.
Serbest bölgelerde dünyaya model olduk
Afrika ülkeleri de benzer modelleri uygulamaya başladı. Fas, Mısır ve Cezayir gibi ülkeler yabancı yatırımcı çekmek için çok güçlü teşvik mekanizmaları oluşturuyor. Yani 41 yıl önce Türkiye’nin yaptığı kalkınma hamlesini bugün başka ülkeler uyguluyor.
Hatta yalnızca Afrika değil; geçmişte Polonya’dan Gürcistan’a, Çin’den farklı Avrupa ülkelerine kadar birçok heyet Türkiye’ye gelip serbest bölgelerin işleyişini inceledi. Bugün bir kısmı bizim rakibimiz haline geldi ama bu aslında Türkiye’nin yıllarca örnek alınan bir model oluşturduğunu da gösteriyor.
▶︎ Türkiye’nin burada en güçlü avantajı sizce ne?
Türkiye’nin çok güçlü tarafları var. Her şeyden önce jeopolitik olarak çok önemli bir konumdayız. Avrupa, Asya ve Afrika’nın tam merkezindeyiz. Bu lojistik açıdan çok büyük avantaj sağlıyor.
İkinci önemli avantajımız ise enerji altyapımız. Özellikle yenilenebilir enerji yatırımlarıyla birlikte ciddi bir kapasite oluştu. Sanayici açısından kesintisiz ve temiz enerji çok önemli.
Ülkemizin hem otomotiv sektöründe hem de savunma saniyesinde ürettiği ürünler dikkate alındığında mevcut insan kaynağı ile küresel rekabette çok daha üst sıralara geleceğini bize göstermektedir.
▶︎ “Sanayici istikrarı sever” diyorsunuz biraz açar mısınız?
Kesinlikle öyle. Sanayici uzun vadeli kontratlar yapıyor. Otomotiv gibi sektörlerde bu kontratlar yıllarca sürebiliyor. Dolayısıyla yatırımcı önünü görmek istiyor.
Serbest bölgelerin önemli avantajlarından biri de burada ortaya çıkıyor. Çünkü “one stop shop” (tek durak hizmet noktası- müşterilerin birden fazla hizmete veya ürüne tek bir merkezden, tek bir kaynaktan veya tek bir platformdan erişebildiği iş modeli) modeliyle hareket ediyoruz. Elektrikten suya, doğalgazdan kiralamaya kadar tüm hizmetleri tek elden sunabiliyoruz. Bu da firmalara planlama avantajı sağlıyor.
Geçmişte firmalar uzun vadeli maliyet planlamalarını çok daha rahat yapabiliyordu. Şimdi ise enflasyon ve döviz arasındaki fark nedeniyle maliyet yönetimi zorlaştı.
Sanayici ve üretici yerelde ve globalde güven ve istikrarı yakaladığında kendi yolunu daha rahat buluyor. Dijitalleşme, otomasyon ve verimlilik artırıcı projelerle küresel rekabette ilerliyor.
▶︎ 2025 verilerine baktığımızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
2025 itibarıyla serbest bölgelerde ihracat 12,5 milyar dolara, toplam ticaret hacmi ise 28,5 milyar dolara ulaştı. Beş yıl önce bu rakamlar çok daha düşüktü.
Örneğin 2020’de serbest bölgelerden yurtdışına yaklaşık 7,7 milyar dolar çıkış varken bugün bu rakam 12,4 milyar dolar seviyesine geldi. Aynı şekilde Türkiye’den serbest bölgelere gönderilen ürün miktarında da ciddi artış var.
Bence en önemli göstergelerden biri ise şu; serbest bölgeler yaklaşık 3,7 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyor. Bu Türkiye açısından çok kıymetli bir tablo.
Aslında biz daha önce çok daha yüksek rakamları da gördük. Serbest bölgelerin ticaret hacminde rekor yılı 2022’ydi ve o dönem 32 milyar dolar bir hacme ulaşılmıştı. 2023’te ise yaklaşık 30 milyar dolar hacim gerçekleşti. Yani Türkiye’nin rekabet gücü arttıkça bu rakamların tekrar üzerine çıkılması mümkündür.

▶︎ Serbest bölgeler yalnızca yabancı yatırımcılar için kurulmuş yapılar gibi algılanıyor…
Aslında geçmişten gelen yanlış bir algı bu. Sanki sadece yabancı firmaların faaliyet gösterdiği alanlarmış gibi değerlendiriliyor. Oysa bugün yaklaşık 2 bin 100 firmanın faaliyet gösterdiği serbest bölgelerde 1600’e yakın Türk sanayicisi üretim yapıyor.
Evet, yaklaşık 570 yabancı sermayeli firma var ama sistemin asıl omurgasını Türk üreticisi oluşturuyor.
Yani serbest bölgeler aslında Türk sanayicisinin ihracat kapasitesini artırmak için oluşturulmuş çok önemli bir model. Son yıllarda Türk yatırımcının ilgisinin yeniden artması da bunu gösteriyor. Biz Türk sanayicisinin Fas’a, Mısır’a ya da başka ülkelere gitmeden Türkiye’den üretim yaparak ihracata devam edebilmesi için çalışıyoruz.
▶︎ Serbest bölgelerde hâlâ yatırım potansiyeli var mı?
Kesinlikle var. Türkiye’de 19 serbest bölge bulunuyor ve toplam doluluk oranı yaklaşık yüzde 70 seviyesinde. Yani hâlâ yüzde 30’luk ciddi bir potansiyel mevcut.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde yeni yatırım alanları bulunuyor. Örneğin Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde özellikle liman bağlantılı ve kimya ağırlıklı yatırımlar için önemli bir potansiyel var.
Kayseri Serbest Bölgesi yaklaşık 7 milyon metrekarelik alanıyla Türkiye’nin en büyük ölçekli serbest bölgelerinden biri konumunda.
Batı tarafında Denizli Serbest Bölgesi’nin ciddi bir kapasitesi bulunuyor. Yeni kurulan Batı Anadolu Serbest Bölgesi (BASBAŞ) ise altyapısı hazır ve limana yakın yapısıyla dikkat çekiyor.
İzmir’de ise İZBAŞ, Ege Serbest Bölgesi ve Menemen Serbest Bölgesi ile birlikte artık bir “serbest bölgeler kenti” yapısı oluşmaya başladı.
Marmara Bölgesi’nde Avrupa Serbest Bölgesi, Tekirdağ, Çorlu, Tuzla ve Kocaeli hattında yatırım potansiyeli devam ediyor. Karadeniz tarafında Samsun ve Trabzon öne çıkarken yeni serbest bölge girişimleriyle ilgili çalışmalar da konuşuluyor.
Önce mevcut kapasiteyi doldurmalıyız
Bence öncelikle mevcut kapasiteyi doldurmamız gerekiyor. Ondan sonra yeni serbest bölgeler gündeme gelmeli.
▶︎ Bir noktada “serbest şehir değil, serbest ülke bile olabiliriz” dediniz…
Aslında biraz iddialı ama düşünce olarak şunu anlatmaya çalışıyorum; Türkiye’nin üretim ve ihracat gücü çok yüksek. Eğer gümrük süreçleri, yatırım ortamı ve mevzuat yapıları daha rekabetçi hale gelirse Türkiye çok daha güçlü bir üretim üssüne dönüşebilir.
Bugün dünyada bütün ülkeler yatırım çekmeye çalışıyor. Amerika “Invest in America”, Almanya “Invest in Germany” diyor. Herkes yatırımcı çekmek için yarışıyor. Biz de sahip olduğumuz güçlü kasları çok daha iyi kullanmamız gerekiyor.
▶︎ Yatırımcı tarafında en büyük beklenti ne?
Dünyada yatırımcıların en çok dikkat ettiği konuların başında güven, istikrar, öngörülebilirlik ve maliyet avantajları gelmektedir. Ülkeler yatırımcıyı çekmek ve mevcut yatırımcısını koruyabilmek için bu alanlarını güçlendirmeye yönelik politikalar geliştirmektedir. Bu sayede yatırımcıların beklentilerini en üst seviyede karşılamaktadır.
▶︎ Son dönemde üyelerinizden size en çok hangi talepler geliyor?
En büyük gündem rekabet gücünün korunması. Özellikle işçilik maliyetleri firmaları çok zorluyor. Bugün birçok firma yeni proje almakta zorlandığını söylüyor. Çünkü maliyet baskısı nedeniyle yurtdışındaki müşterilerine fiyat vermekte zorlanıyorlar.
Esas mesele sanayicinin rekabet gücünü koruyabilmesi.
▶︎ İstihdam tarafında nasıl bir tablo var?
Bir dönem serbest bölgelerde çalışan sayısı 97 bin seviyelerine kadar çıkmıştı. Şu anda yaklaşık 92 bin seviyesindeyiz. Aslında ticaret hacmi artıyor ama firmalar verimlilik odaklı ilerliyor. Otomasyon ve robotik yatırımları artıyor. Firmalar şu anda daha çok mevcut yapıyı korumaya çalışıyor.
▶︎ Serbest bölgelerin en önemli avantajlarından biri de hız sanırım…
Kesinlikle. Bir yatırımcı bugün karar verdiğinde 1-2 ay içinde üretime başlayabiliyor. Çünkü burada yalnızca arsa satışı yapılan bir model yok. Yatırımcı ister arsa satın alabiliyor ister arazi kiralayabiliyor, isterse hazır üretim alanı kiralayarak çok hızlı şekilde operasyonuna başlayabiliyor. Özellikle yurtdışından proje alan firmalar için bu büyük avantaj sağlıyor. Çünkü tüm sermayeyi bina yatırımına harcamadan doğrudan makineye, üretime ve pazara yatırım yapabiliyorlar. Bu esneklik firmaların uluslararası projelere çok daha hızlı cevap vermesini sağlıyor.
▶︎ Yurt dışı tanıtım çalışmalarında öncelikli hedef pazarlarınız hangileri?
Özellikle Avrupa bizim için çok önemli bir hedef pazar. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya öncelikli ülkeler arasında yer alıyor. Çünkü Avrupa’daki maliyetler de ciddi şekilde yükseldi ve birçok üretici alternatif üretim üsleri arıyor. Ama artık yalnızca Avrupa’ya odaklanan bir yapı yok. Çin’le de temaslarımız var. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler nedeniyle o bölgedeki yatırımcıların da Türkiye’ye ilgisi artıyor. Şu anda dünyanın neresinden yatırımcı gelirse gelsin Türkiye için önemli görüyoruz. Özellikle yüksek teknoloji, sürdürülebilir üretim ve uzun vadeli yatırım yapacak firmalara odaklanıyoruz.

▶︎ Katma değerli üretim konusunda Türkiye neden istediği noktaya ulaşamıyor sizce?
Burada en kritik konu markalaşma. Sadece üretmek yetmiyor. Ürünü farklılaştırmanız, inovasyon katmanız ve markalaştırmanız gerekiyor. Bugün basit bir tarım ürününü bile işleyip paketlediğinizde değeri birkaç kat artabiliyor. Yani artık ham madde satışıyla ilerlemek mümkün değil. Serbest bölgelerde kilogram başına ihracat değeri Türkiye ortalamasının üzerinde. Örneğin Ege Serbest Bölgesi’nde bu rakam 9 dolarlara kadar çıkabiliyor. Türkiye’nin bundan sonraki dönemde katma değerli üretime daha fazla odaklanması gerekiyor.
▶︎ Önümüzdeki dönemde öncelik verdiğiniz çalışmalar neler olacak? Ticaret Bakanlığı ile ortak yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz?
Dijitalleşme en önemli başlıklardan biri. Ticaret Bakanlığı ile birlikte Serbest Bölge Uygulama Programı’nın yeni nesil yapay zekaya ve günün şartlarına daha uygun hale dönüştürerek çalışmaları yapıyoruz.
Yeni dijital altyapı ile: Tüm uygulamalara Serbest Bölgeler Portalı üzerinden tek girişle erişim sağlanacak, Faaliyet ruhsatı başvuruları ve onay süreçleri tamamen dijital ortamda yürütülecek, Manuel işlemler büyük ölçüde ortadan kaldırılarak süreçler hız ve doğruluk kazanacak, Özel Hesap Takip Modülü sayesinde kamu gelirleri gerçek zamanlı izlenebilecek,
Hazır gösterge panoları ile faaliyet performansı anlık ve detaylı takip edilebilecek, Coğrafi Bilgi Sistemi entegrasyonu ile mekânsal ve analitik raporlama yapılabilecek.
Ayrıca sürdürülebilirlik, karbon yönetimi, geri dönüşüm, su tasarrufu ve yeşil dönüşüm projeleri de öncelikli çalışma alanlarımız arasında yer alıyor. Örneğin ESBAŞ karbon nötr hale geldi. Bu durum bölgede faaliyet gösteren firmalara da olumlu katkı sağlıyor.
Türkiye’nin yeni dönemini 5 başlık belirleyecek
▶︎ Önümüzdeki 40 yıl için nasıl bir vizyon çiziyorsunuz?
Bence bu sürecin temelinde beş önemli başlık var; güven, istikrar, rekabet gücü, yenilikçilik ve eğitim.
Geçmiş 40 yıl bize çok net bir şey gösterdi; Türkiye’nin kalkınmasının yolu üretmekten, ihracattan ve katma değer oluşturmaktan geçiyor. Bugün kalkınan ülkelerin tamamı üretim odaklı hareket ediyor. Türkiye’nin güçlü insan kaynağını, jeopolitik avantajını ve üretim kapasitesini yeniden güçlü bir kalkınma hamlesine dönüştürmesi gerekiyor. Çünkü doğru politikalarla bugün 19 olan serbest bölge sayısı yarın daha da büyüyebilir ve mevcut bölgelerin tamamı doluluk seviyesine ulaşabilir.
Rakamlarla Türkiye’nin serbest bölgeler karnesi
2025 itibarıyla serbest bölgelerde ihracat 12,5 milyar dolara, toplam ticaret hacmi ise 28,5 milyar dolara ulaştı. Oysa 2020’de ihracat yaklaşık 8 milyar dolar seviyelerindeydi. Yurt dışından serbest bölgelere gelen ticaret hacmi 2020’de 7 milyar dolar civarındayken bugün 8,7 milyar dolara çıktı. Serbest bölgelerden yurt dışına yapılan satışlar ise aynı dönemde 7,7 milyar dolardan 12,4 milyar dolara yükseldi. Türkiye’den serbest bölgelere gönderilen ürün miktarı da 2,5 milyar dolardan 3,3 milyar dolara çıktı. Buna karşılık serbest bölgelerden yurt içine satışların 4,7 milyar dolardan 4 milyar dolar seviyesine gerilemesi ithalatın azalması açısından olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Bugün serbest bölgeler yaklaşık 3,7 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyor ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 141 seviyesinde bulunuyor. 2022 yılında 32.8 milyar dolar ticaret hacmiyle rekor kırılmıştı, bugün yeniden o seviyelerin üzerine çıkabilecek potansiyele sahibiz. Ayrıca geçmişte yüzde 60-65 seviyelerinde olan ihracat oranı bugün yüzde 76’ya kadar yükseldi. Şu anda Türkiye genelindeki 19 serbest bölgede yaklaşık 2 bin 100 firma faaliyet gösteriyor. Bunların 570’i yabancı sermayeli, yaklaşık 1600’ü ise Türk sanayicisinden oluşuyor.
