Hedefler

Diplomatik ilişkilerde devlet idarecilerinin programlarının düzenlemesi takvim, temsil düzeyi, gereği, zaman, mekan gibi kritik unsurlara bağlıdır. Küresel krizler, Savaşlar, Afet ve Salgın dönemlerinin dışında ziyaret trafiğinin normali  biraz da bazı iri kıyım devletlerin etraf ve dairelerinde şekillenir. Şu aralar Çin Halk Cumhuriyetinin bu konuda gerek kurumsal toplantılar gerekse teke tek ziyaret ve görüşmeler konusunda fazlası ile hareketli olduğu biliniyor ki sadece sayısal anlamda değil, ekonomik, siyasi ve güvenlik stratejilerinin yüksek düzeyli yaptırım gücünü yansıtan sinerji.

Küresel ilişkilerde diplomatik bir çekim merkezine dönüşen Pekin yönetimi, Rusya ile olan ortaklığını teknik pazarlıkların ötesinde yapısal bir ittifaka taşırken, Ortadoğu’da ABD’ni dışarıda bırakacak yeni bir güvenlik kuşağı inşa etmek amacıyla İran ve Körfez ülkeleri arasında geniş kapsamlı bir normalleşme planını devreye sokuyor. 

Birleşmiş milletler üyesi ülkelerin tamamının dahi ziyaret ettiği Çin’in, uluslararası ilişkilerde ‘mıknatıs’ haline geldiği, Moskova-Pekin iş birliğinin ‘sorun çözen iki ülke’ ilişkisini aştığını gözleniyor. Hedef olarak Çin, ABD’ne bağlılıklarını en aza indirecek, teknolojide kendine yeter hale gelecek, iç pazara güveni artıracak adımları atıyor. 

Mevcut durumda nominal GSYH’de ABD birinci ve Çin dünyada ikinci sırada yer alırken, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan GSYH sıralamasında ise, Çin, ABD’yi geride bırakarak dünyanın en büyük ekonomisi konumuna yükseldi. 

Dolayısıyla, Çin nominal GSYH’de ABD’yi geride bırakarak dünyada en büyük güç olmayı hedefliyor. 
Çin, için GSYH’de birinci olmak sadece bir ekonomik hedef değil; küresel finans kurumlarını, rezerv para birimlerini ve uluslararası ticaret kurallarını kendi lehine değiştirmenin de yoludur.

Yılın yarısı bitmeden Birleşmiş Milletler Konseyi üyelerinin tamamı Çin’i ziyaret etti. Avrupa’dan, Orta Doğu’dan, Asya’dan birçok ülke Çin’e gitti. Bunların Çin’den Çin’in de bu ülkelerden beklentileri var. Bugün çok kutuplu dünyanın nasıl uygulanabileceği konuşuluyor. Çinliler ve Ruslar BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü(SCO) gibi platformları nasıl kullanacaklarını, Birleşmiş Milletler merkezli düzeni nasıl reforme edeceklerini ele alıyorlar. 

ABD’nin ‘dünya jandarmalığı’ modeli bugünün dünyasında pek de makul görünmüyor. Zira dünya sistemi hiç bir hegemonyanın uzun süre tek başına yönetemeyeceği kadar büyük. Temel mesele tek bir gücün düzen kurması değil, hiçbir gücün sistemi bütünüyle ele geçiremediği bir yapının inşası. Tukidides, “Atina öyle yükselmekteydi ki savaş kaçınılmaz hale geldi” demişti. Önceki güç geçişleri savaşlarla oldu. Savaşla neticelendiği için de Şi Cinping, tuzağı aşıp aşamayacaklarını gündeme getirdi.

ABD’nde yazılmış kural var: o da Çin’i baskılamak ve kuşatmak, bir ara durak olarak nitelendirilebilir. Şu anda Amerikalılar büyük bir güç erozyonu içerisinde, orta ölçekli bir orduya sahip İran karşısında dahi sorunları çözemediler. ABD kendi evi olarak gördüğü Batı Yarımküre’de kontrolü sağlamaya hedeflendi. Bunu başarırsa tekrar kuşatmacı politikalarına yönelecek. Bu süre içerisinde Çin hazırlıklarını tamamlıyor, zaman kazanmaya çalışıyor.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar