Gıdanın ‘kayıp’ yolculuğu!

Gıda Savaşı’nda barışın yolu; israfı önlemekten geçiyor

SEDA GÖK

Dünya nüfusu 8,3 milyara ulaştı. Birleşmiş Milletler projeksiyonlarına göre bu rakamın 2050 yılında 9,8 milyara yaklaşması bekleniyor. Artan nüfusun yeterli ve sağlıklı gıdaya erişiminin sağlanması, küresel ölçekte en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor.

Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verileri, 828 milyondan fazla insanın gıda güvencesinden yoksun olduğunu gösterirken, iklim değişikliği, savaşlar, salgınlar ve ekonomik krizler gıda sistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde gıda güvenliğinin sağlanması için yalnızca üretimin artırılması yeterli olmayacak; üretim sürecinde ve tüketimde yaşanan kayıp ve israfın azaltılması da en az verimlilik kadar önem taşıyacak.

FAO’nun hesaplamalarına göre, 2050 yılına kadar artan nüfusu besleyebilmek için tarımsal üretimin mevcut seviyelere göre en az yüzde 60 artırılması gerekiyor. Ancak tarım sektörü bugün ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. Kuraklık, aşırı hava olayları, su kaynaklarındaki azalma ve yüksek üretim maliyetleri, üretimin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

Türkiye de bu süreçten doğrudan etkileniyor. Son yıllarda Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde yaşanan kuraklık nedeniyle birçok üründe ciddi verim kayıpları meydana gelirken, Ege ve Akdeniz bölgeleri orman yangınlarından, Karadeniz Bölgesi ise sel felaketlerinden etkilendi. Tarımda kullanılan gübre, mazot, tohum ve zirai ilaç fiyatlarındaki yüksek artışlar da üretici üzerindeki baskıyı artırdı.

Ancak uzmanlar, gıda güvenliği konusunda yalnızca üretime odaklanmanın yeterli olmadığı görüşünde. Çünkü dünyada üretilen gıdanın önemli bir bölümü sofraya ulaşmadan kaybediliyor ya da tüketim aşamasında israf ediliyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre dünyada her yıl yaklaşık 931 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu miktar, küresel gıda üretiminin yaklaşık yüzde 17’sine karşılık geliyor. İsrafın yüzde 61’i evlerde, yüzde 26’sı restoran ve benzeri işletmelerde, yüzde 13’ü ise perakende satış noktalarında gerçekleşiyor.

Bunun yanında dünyadaki gıdaların yaklaşık yüzde 14’ü hasat, taşıma, depolama ve dağıtım süreçlerinde kaybediliyor. Böylece üretilen gıdanın önemli bir kısmı daha tüketiciye ulaşmadan sistem dışına çıkıyor.

Türkiye’de de benzer bir tablo dikkat çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun bitkisel ürün denge tablolarına göre, istatistiği tutulan 63 üründe toplam 118 milyon ton üretimin 10,3 milyon tonu sofraya ulaşmadan kaybediliyor. Bu miktarın ekonomik karşılığı ise yaklaşık 21,3 milyar TL olarak hesaplanıyor.

Kayıplar özellikle yaş sebze ve meyvede yoğunlaşıyor. Araştırmalar, ürün türüne göre değişmekle birlikte yaş sebze ve meyvelerde kayıp oranının yüzde 10 ile yüzde 30 arasında değiştiğini ortaya koyuyor. Hasat sırasında yapılan hatalar, uygun olmayan depolama koşulları, yetersiz soğuk zincir uygulamaları ve nakliye süreçleri kayıpların başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

Tahıllarda da önemli kayıplar yaşanıyor. Buğdayın yüzde 8,3’ü, arpanın yüzde 8,4’ü, mısırın yüzde 6,4’ü ve pirincin yüzde 4,2’si nihai tüketiciye ulaşamıyor. Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu bazı ürünlerdeki kayıplar ise daha dikkat çekici seviyelere ulaşıyor. Soyada yüzde 23,5, muzda yüzde 12 ve kuru sarımsakta yüzde 23,4 oranında kayıp yaşanıyor.

Sorunun bir diğer boyutunu ise tüketim aşamasındaki israf oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı(UNEP) verilerine göre Türkiye’de kişi başına yılda 102 kilogram gıda çöpe gidiyor. Bu rakam toplamda yaklaşık 8,7 milyon tona ulaşıyor. Tarladan sofraya kadar yaşanan kayıplar da eklendiğinde yıllık kayıp miktarının 18 milyon tona yaklaştığı belirtiliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin verileri ise her gün yaklaşık 6 milyon ekmeğin çöpe atıldığını gösteriyor.

Uzmanlara göre gıda kaybı ve israfının azaltılması, yeni tarım alanları açmadan, ilave su tüketmeden ve ek maliyet yaratmadan üretim kapasitesini artırmanın en etkili yollarından biri. Bu nedenle mücadele tarladan başlamalı ve tüketiciye kadar uzanan zincirin tüm halkalarını kapsamalı.

Üreticilerin hasat ve depolama teknikleri konusunda bilinçlendirilmesi, soğuk hava depolarının yaygınlaştırılması, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve gıda işleme sanayisinin kaliteli ürüne erişiminin kolaylaştırılması kayıpların azaltılmasında önemli rol oynayabilir. Bunun yanında tüketicilerin bilinçli alışveriş yapması, ihtiyaç kadar satın alması ve gıdayı doğru koşullarda muhafaza etmesi de israfın azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

Dünya giderek daha fazla insanı beslemek zorunda kalırken, gıda güvenliği yalnızca üretimi artırmakla sağlanamayacak. Üretilen gıdanın korunması, kayıp ve israfın azaltılması ve kaynakların verimli kullanılması önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları arasında yer alacak. Uzmanlara göre gıda savaşında kalıcı barışın yolu da tam olarak buradan geçiyor.

İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM