Geçen haftanın en önemli ekonomik gelişmesi, OECD’nin yayımladığı küresel ekonomik görünüm raporuna göre dünya ekonomisi artık yeni bir “enerji şoku” tehdidiyle karşı karşıya. Küresel büyümenin ciddi biçimde yavaşlayabileceği, enflasyonun yeniden yükselebileceği ve hatta birçok ekonominin resesyona sürüklenebileceği uyarısı yapılıyor. Aslında etkili bir araç olarak problem sadece petrol değil. Mesele; dünyanın yeniden parçalanmaya başlamasıdır.
Dünya ekonomisi yeniden kritik bir kırılma noktasına doğru sürükleniyor. Öncesi Avrupa’ya enerji taşıyan akımın devre dışı kalmasıydı. Şimdi bir tarafta Orta Doğu’da büyüyen enerji gerilimi. Diğer tarafta ABD, Çin ve Avrupa arasında giderek sertleşen ticaret savaşları, bütün bunların tam ortasında kırılgan ekonomiler, orta boy ülkeler. Batı, yıllarca serbest piyasayı savundu. Ama kriz gelince herkes devletçiliğe sarıldı. ABD teşvik dağıtıyor. Avrupa yerli üretimi koruyor. Çin ise devlet destekli dev sanayi modeliyle ilerliyor.
Bir dönem küreselleşme sayesinde ülkeler birbirine entegre olmuştu. Ticaret büyüyor, lojistik ağlar genişliyor, üretim zincirleri sınırları aşıyordu. Bugün ise dünya tam tersine gidiyor. Bir karışıklık hali.
Bugün yaşanan süreç, iktisat literatürünün uzun yıllardır vurguladığı temel ilkenin bir yansımasıdır: Piyasa ekonomisi kurallar manzumesidir. Rekabetin korunması, tüketicinin kollanması ve piyasa başarısızlıklarının giderilmesi devletin asli sorumlulukları arasındadır. Bu nedenle tüketici için kurallar devrede ifadesi, piyasa ekonomisinden uzaklaşmayı değil; piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesini güvence altına alma kararlılığını ifade eder. Zira güçlü ekonomi, yalnızca güçlü şirketlerle değil, aynı zamanda doğru zamanda alınan tedbirlerle korunmuş tüketici ve adil rekabet düzeniyle mümkündür. Bugünün dünyasında ekonomik istikrarın da toplumsal huzurun da temelidir. Pandemi döneminde alem dünya tüm dengelerin ne denli bozulduğunu yaşadı.
Mevcut gelişmeler çerçevesinde, artan üretim, enerji ve finansman maliyetleri baskısı, Türk imalat sanayisini daha da zorlar hale gelmiştir. Tekstil sektöründe yaşanan, başka coğrafyalara yönelik üretim kaymaları bunun ilk güçlü işaretlerinden birisi konumundaydı. Artık, pek çok nedene bağlı olarak ucuz üretim merkezi olmayan Türkiye, küresel sanayi rekabetinde yeni nesil çözüm, beceriler, hedefler ortaya koymak zorundadır.
Yeni dönemde mesele; yüksek verimde enerji kullanan, teknoloji yoğun, yapay zeka destekli ve yüksek katma değerli bir milli, yerli üretim üssü kurabilmektir. 19. Yüzyıl’da ilk iki Sanayi Devrimi’ni kaçıran toplumlar nasıl küresel rekabette geriye düştüyse, 21. Yüzyıl’ın dijital teknolojilere dayalı yeni üretim devrimini kaçıran ülkeler de stratejik bağımsızlıklarını kaybetme tehdidi ile karşı karşıyalar.
Yani artık dünya ekonomisinde “serbest ticaret” değil, “kontrollü ekonomik savaş” dönemi başlıyor. Yeni ekonomik çağın adı: “stratejik ekonomi çağıdır.”