Aynı şirkette çalışıp farklı rüyalar görmek

Çinlilerin güzel bir sözü vardır: “Aynı yatakta yatıp farklı rüyalar görmek.”
İlk bakışta özel hayata dair söylenmiş gibi durur ama iş yaşamını bundan daha iyi anlatan az söz vardır. Çünkü birçok şirkette insanlar aynı çatı altında çalışır, aynı toplantılara girer, aynı raporlara bakar, aynı hedeflerden söz eder; fakat içten içe bambaşka amaçların peşinden koşarlar. İşte asıl sorun da burada başlar.
Bir organizasyonun içinde departmanlar çok iyi çalışıyor olabilir. Satış ekibi yüksek ciro yapıyordur. Üretim kapasiteyi zorlayarak teslimat yetiştiriyordur. Finans nakit akışını sıkı tutuyordur. Satın alma maliyetleri düşürmek için pazarlık üstüne pazarlık yapıyordur. İnsan kaynakları eğitimler, performans sistemleri, yetenek yönetimi gibi konularda düzenli çalışmalar yürütüyordur.

Peki bu yeterli midir?
Ne yazık ki çoğu zaman değildir.

Çünkü şirket dediğimiz yapı, yan yana dizilmiş başarılı departmanlardan ibaret değildir. Şirket, birbirine bağlı çalışan bir sistemdir. Bir bölümün başarısı, diğer bölümün başarısını kolaylaştırmıyorsa; hatta bazen farkında olmadan zorlaştırıyorsa, orada gerçek anlamda başarıdan değil, ancak yerel performanstan söz edebiliriz.

Basit bir örnek düşünelim.

Satış departmanı yıl sonu hedefini tutturmak için müşterilere yüksek miktarda sipariş alır. Hatta bununla gurur duyar. “Biz üzerimize düşeni yaptık” der. Üretim departmanı ise bu siparişleri mevcut kapasiteyle yetiştirmekte zorlanır. Kalite, hız baskısı altında risk almaya başlar. Satın alma, acil malzeme ihtiyacı nedeniyle pahalı alımlar yapmak zorunda kalır. Lojistik, plansız sevkiyatlarla maliyeti artırır. Finans, tahsilatı geciken büyük siparişler nedeniyle nakit sıkışıklığı yaşar. Müşteri ise geciken teslimatlar yüzünden memnuniyetsiz hale gelir.

Sonuçta satış hedefini tutturmuş görünür. Üretim çok çalışmıştır. Satın alma elinden geleni yapmıştır. Finans şirketi ayakta tutmaya uğraşmıştır. Herkes kendi açısından haklıdır. Ama şirket toplamda yorulmuş, maliyet artmış, müşteri güveni zedelenmiş ve içeride gerilim yükselmiştir.

İşte bu, aynı organizasyon içinde farklı rüyalar görmenin en tipik sonucudur.

Bu tür yapılarda toplantılar çoğalır ama anlaşma azalır. Raporlar kalınlaşır ama kararlar netleşmez. Herkes kendi bölümünün başarısını savunur ama şirketin toplam başarısı ortada kalır. Bir süre sonra departmanlar arasında görünmez duvarlar oluşur. Satış üretimi suçlar, üretim satışı suçlar, finans herkesi disiplinsizlikle itham eder, satın alma da “Bana zamanında bilgi verilmedi” der.

Bu tabloyu sadece kötü niyetle açıklamak haksızlık olur. Çoğu zaman insanlar kötü niyetli değildir. Hatta tam tersine, herkes çok çalışıyordur. Sorun çalışmamaktan değil, aynı yöne çalışmamaktan kaynaklanır.

Bir şirkette sinerji, insanların aynı binada bulunmasıyla oluşmaz. Aynı bordroda yer almak da sinerji yaratmaz. Sinerji, ortak amaç duygusuyla, birbirini anlayan süreçlerle ve uyumlu hedeflerle oluşur.

Bunun için önce şirketin büyük resmi herkes tarafından anlaşılmalıdır. “Biz bu yıl neyi başarmak istiyoruz?” sorusunun cevabı sadece üst yönetimin sunumlarında kalmamalıdır. Satışçı da, üretimci de, finansçı da, depo sorumlusu da bu cevabı kendi işiyle ilişkilendirebilmelidir.

İkinci olarak hedefler birbirine düşman olmamalıdır. Satış sadece ciroyla, üretim sadece adetle, satın alma sadece en düşük fiyatla, finans sadece nakit tutmakla ölçülürse herkes kendi kalesini korur. Oysa şirketin ihtiyacı kale korumak değil, birlikte oyun kurmaktır.

Üçüncü olarak departmanlar arası iletişim toplantı takvimine sıkıştırılmış resmi bir zorunluluk olmaktan çıkarılmalıdır. Gerçek iletişim, birbirinin derdini anlamakla başlar. Satış, üretimin kapasite sınırlarını bilmelidir. Üretim, müşterinin neden acele ettiğini anlamalıdır. Finans, sahadaki ticari baskıyı görmelidir. Satın alma, sadece fiyat değil, süreklilik ve kalite sorumluluğu taşıdığını hissetmelidir.

Dördüncü olarak yöneticiler sadece kendi ekiplerinin lideri gibi davranmamalıdır. Her yönetici aynı zamanda şirketin bütününden sorumlu olduğunu bilmelidir. “Benim departmanım başarılıysa sorun yok” anlayışı, modern iş yaşamının en tehlikeli konfor alanlarından biridir. Çünkü bazen bir departmanın parlak başarısı, şirketin genel dengesini bozabilir.

Burada üst yönetime de büyük sorumluluk düşer. Üst yönetim, şirketin ortak hikâyesini kurmak zorundadır. İnsanlar neden çalıştıklarını, hangi yöne gittiklerini ve birbirlerine neden ihtiyaç duyduklarını bilmelidir. Aksi halde herkes kendi küçük zaferinin peşinden koşar; şirket ise büyük hedeflerini kaybeder.

İş yaşamında gerçek başarı, tek tek yıldız oyuncuların performansıyla değil, takımın birlikte ürettiği sonuçla ölçülür. Çok iyi çalışan departmanlarınız olabilir. Çok yetenekli yöneticileriniz de olabilir. Ama eğer bu insanlar aynı hedefe bakmıyor, aynı dili konuşmuyor ve aynı rüyayı görmüyorsa, ortaya çıkan şey sinerji değil, sadece iyi niyetli bir dağınıklıktır.

Şirketleri büyüten şey, herkesin çok çalışması değil; herkesin aynı büyük amaca doğru, birbirini güçlendirerek çalışmasıdır.
Çünkü aynı çatı altında olmak yetmez; asıl mesele, aynı rüyanın içinde olabilmektir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Ali Serdar Süalp

Diğer Yazarlar